Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Yılmaz Kırman
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

YALNIZLAŞARAK YAŞLANAN TÜRKİYEM

Son günlerde açıklanan verilerle başlayarak ülkemizi bekleyen yalnızlık tehlikesine dikkatinizi çekmek istiyorum. Bazı değerler milletler için, hava kadar, su kadar zorunlu olan, gençlik ve ailedir. Gelin bu veriler ışığında geleceğimizi okumaya çalışalım. Türkiye’de hane başı yalnız yaşayanların genel nüfusa göre oranı; 2014’te yüzde 2.9, 2022 yılında yüzde 5.1, 2023 yılında ise yüzde 5.2 olmuş. Yani evde tek başına yaşayan oranımız hızlı artış içinde. Tek kişilik hane sayısı son 10(on) yılda yüzde 77.2 artarak 5milyon192bin 825 olmuş. Bu oranında katlanarak artması hiçte hayra alamet değil. Yalnız yaşam acaba nüfus artış hızımızı nasıl etkilemiş? *2021 yılında nüfus artış hızımız genel nüfusumuza göre; binde 15 iken, *2022 yılında binde 7.7 ye gerilemiş, *2023 yılında ise anormal düşüşle binde 1.1 olmuştur. Kısaca yalnız yaşam nüfus artış hızımızı nerede ise sıfırlamış. İnsanlar Niçin Yalnız Yaşar? Yalnız yaşamak bazen ihtiyaç, bazen tercih, bazen de zorunluluk hali olabilmektedir. İnsanlar para kazanmak ve ailesini geçindirmek uğruna gurbette çalışmaları bir ihtiyaç, bazen daha iyi yaşamak, işlerini geliştirmek gibi nedenlerle yalnız yaşamaları tercihleri, bazen de eğitim, askerlik, ölüm vb durumlardan dolayı yalnız kalma, yalnız yaşamak zorunlulukları olabilir. Yalnız yaşamak ile yalnızlaşmak tamamen farklı durumlardır. Bir insan kendi “kişi” olma kapasitesini geliştirmişse yalnız kalması ona iyi gelebilir. Ancak bulunduğu çevreden umduğunu bulamayan, etkileşimi olmayan, kendini kabul ettiremeyen, öz güveni düşük kişiler yalnız kalmayı ve dolayısı ile yalnızlaşmayı tercih etmektedirler. Böyle kişiler kalabalıklarda bile yalnızlığı yaşarlar. Tek birey olarak yaşamak uzun yıllardır özendirilen, hayatı özgürce yaşama, ekonomik bağımsızlık, başkalarının kahrını çekmemek gibi çok iddialı sözlerle kanıksatılmıştır. Bilgi çağında ise yapay çevrelerle, suni gündemlerle kendilerini gönüllü yalnızlığa itmektedirler. Pandemi sürecinde ise küresel kültür hegomanyası yalnız yaşamayı zorunlu kılmıştır. Diğer bir sebepte insanımızın aşırı bencilleşmesi diyebiliriz. Kazandığını sadece kendisine harcamak istemesi, sevgi-saygı ve kültürel değerlerimizden uzaklaşması ile yalnızlık istenen tercih olmuştur. Yalnız yaşamak kişi için ilk etapta cazip gelse de aslında çok büyük, sosyal, kültürel ve sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Öyle ki daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi; aile kavramı yok olma sürecine girdi. Artık o çok övündüğümüz genç nüfusumuz, yaşlı nüfusa dönmeye başladı. Bizi biz yapan yardımlaşma, akraba kültürü, vatan sevgisi gibi hasletlerimizi kaybetmeye başladık. Korkarım 25-30 yıl sonra askere alacak genç, çalışacak işçi bulamayacağız. Buna rağmen medyada evlilikler yük, beraber yaşamak modernlik gibi algılarla işlenmekte ve ciddi reytingler almakta. Ne diyelim, hani deveye sormuşlar; “Neren eğri? ”Diye. Verdiği cevap” Nerem doğru ki?” Bizimkisi de tam böyle. Yalnız yaşam sağlık açısından da çok büyük riskler taşımaktadır. Uzun süre yalnızlık anksiyete, depresyon, obezite, kalp hastalıkları, madde bağımlılığı ve Alzheimer gibi birçok sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Yalnızlığın stres hormonlarını artırarak, vücut direncini etkileyip hastalıklara zemin hazırladığı da bilinen gerçektir. Bunlardan ayrı yalnızlıkla daha fazla gelen, alkol ve madde bağımlılıkları kişileri madden, fiziken ve duygusal olarak yok etmektedir. Kısa sürede bu konuda gerçekçi önlemler alınmazsa, ileriki yıllarda çocuk parklarımızı yaşlılarımız ve yalnız yaşayan insanlarımız dolduracak. Çocuk sesine hasret kalacağız. Bugün yaptığımız yalnızlık hatasını çok ağır ödeyeceğiz. Yalnızlık belki kısa süreli ve zorunlu hallerde katlanılan bir durumdur. Ama uzun süreli yalnızlık, sadece Allaha mahsustur.

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER