Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Öznur Kırman
e-posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

ENGELLİLİĞİN EVRENSEL TARİHİ

Bildiğimiz gibi, engel ve engellilik durumu, bireyin fiziksel, biyolojik ve zihinsel olarak diğer bireylere göre yetersizliği ifade ederken engellilik, engelli bireye yönelik sosyal etkileşim ve iletişim sonucu ortaya çıkan toplum içinde değişik anlamlarla ifade edilmektedir.

Milletlerin yaşamlarında her konuda olduğu gibi engel ve engelliye bakışlarını, dini inançları, ekonomik durumları, edebiyat ve sanattaki konumları etkilemiştir. Öyle ki milattan öncesi engelliye hoşgörülü davranan toplumlar olduğu gibi, yakın zamanda ise , tanrının cezası gibi bakan toplumlar olmuştur.  Engel tariflerinde kişileri rencide edici isimler benimsenmiş, engelliler ötekileştirilmiştir. Son zamanlarda engelli konusuna bakış açısı değişmiş eşit haklardan yararlanabilmelerinin önü açılmıştır. Dünyada adeta bu dönem ”Aydınlanma Çağı” olmuştur. Türklerde ise bu konuya bakış Yunus Emrenin “Yaratılanı severim Yaratandan Ötürü” sözündeki , hümanist  yaklaşım olmuştur.

İslam dini zaten bütün insanlara eşit değer vermiştir öyle ki;  Batıda zihinsel özürlüler çeşitli işkencelere tabi tutulurken, hastanelerin dehlizlerinde ve bodrumlarında zincire bağlanarak telef edilirken, İslâm dünyasının pek çok bölgesinde ‘bimarhanelerde’ hasta olarak kabul edilip tıbbi metotlarla tedavi edilmekteydi.

    Engel ve engellilik tarihine kısaca göz atalım;

    İlk engelli insanın varlığı Milattan 45 bin yıl öncesine dayanmaktadır; Engelli insanlara ait ilk bulgular Kuzey Doğu Irak’ta yapılan kazılarda ortaya çıkıyor. M.Ö. 45 bin yıllarında yaşadığı düşünülen 35-40 yaşında birinin kalıntılarından ağır engelli olduğu saptanıyor. Sol gözünün görmediği, sağ kolunun ve elinin felçli ve yürüme zorluğu olduğu saptanıyor.

   Dünya tarihinde engellilik süreci;  Dünya tarihinin başlangıcı Milattan yaklaşık 3 bin yıl önce kabul ediliyor. Eski Mezopotamya’dan elde edilen bilgilere göre, o devirlerde devlet kurumlarında, tapınaklarda , hafif engellileri, sağırları ve körleri çalıştırmışlar ve toplumla böylece kaynaşmalarını sağlamışlar. Hatta içlerinden bazıları yüksek idari görevlerde bulunmuş. Bu tarihlerde engelliler cezalı olarak görülmemiş, yaratıldıklarında , Tanrının kötü bir gününe geldiklerine inanılmış.

  Eski Mısır;  M.Ö.11ve 12. yüzyıllarda eski Mısır’da,okullarda verilen ders kitaplarında şu öğretilere rastlanmıştır;  Bir körle gülüp alay etme. Bir cüceyi aşağılama.Ağır felçli bir insanın durumunu  daha da zorlaştırma. Tanrının yarattığı zeka engelli bir insanla alay etme. Yaklaşık 3 bin yıl evvel eski Mısır’da ders kitaplarına giren bu sözler, günümüzde var mı acaba?

  Eski Yunanistan; Yunanistan’ın antik çağlarında ateş ve dövme tanrısı Hephaistos’un doğuştan felçli olduğunu öğreniyoruz. 6’ncı yüzyılda Atina’da savaşta engelli olanlara maaş bağlandığını, daha sonra bu kuralın tüm engellilere uygulandığını öğreniyoruz.

  Roma İmparatorluğu; Roma İmparatorluğu’nda ise , başlangıçta engellilere büyük bir tolerans gösterildiğini söyleyemeyiz. Roma’ da yeni doğan veya çocukluğunun ilk yaşlarında engelli olduğu anlaşılanların babaları tarafından öldürülmesine izin veriliyormuş. Bu yasa Milattan Sonra 4’üncü yüzyılda tamamen yürürlükten kaldırılmış. Ayrıca engelli kölelerin de , eğlence maksadıyla Kraliyet Sarayında ve evlerde beslendikleri de elde edilen bilgiler arasında. Milattan Sonra 330 yılında İstanbul’da bedensel engelliler için bir “Yaşama Evi”  yapıldığı da kaynaklara göre belgeleniyor.

  Orta çağlarda engelliler; Orta çağlarda engelliler başlangıçta büyük zorluklarla karşılaşmış. Engelleri yüzünden ,içlerinde bir şeytan var diye topluma tanıtılmış ve çok zor zamanlar yaşamışlar. O dönemde doğan engelli bebekler öldürülerek şeytanın ortadan kaldırıldığına inanılmış. Engelli insanlar toplumdan izole edilmiş, böyle insanların karakter problemleri olduğu topluma öğretilmeye çalışılmış. Genelde zeka engelliler ‘”Deli “ olarak adlandırılmış. Ancak bunların bir kısmından da özel durumları yüzünden korkulmuş , az da olsa kutsal varlıklar olarak kabul edilmiştir.

  İlk Görme Engelli Okulu; İlk defa 16. yüzyılda görme engellilerin eğitim alması gerektiği ortaya atılmış ve 1784 yılında Fransız Profosör Valantin Hauy Fransa’nın başkenti Paris’te bir görme engelliler okulu kurmuş. Daha sonra 1806 senesinde Almanya Berlin’de, 1826 senesinde ise Bavyera’da görme engelli okulları açılmış. Hitler döneminde 1933- 1945 yılları arasında Almanya’da engelliler  ötenazi yasasından etkilenmemişler . Ama görme engellilerin topluma çok faydalı olmadıkları düşünülerek yapılan destekler kesilmiştir.l

  İşitme Engelliler; İşitme engellilerde ilk eğitim faliyetleri 1550 yılında İspanya’da başlamış. Daha sonra Pariste kurulan işitme engelli okulunun 1770 yılında faaliyete geçtiği görülmüştür. Almanya’da ise 1769 yılında başlayan okul çalışmaları , süratle Viyana , Karlsruhe, Berlin ve Freising e yayılmıştır.

  Bedensel Engelliler; Bedensel engellilerin tıbbi müdahalelerle ortopedi bakımdan tedavi edilmeleri ilk defa 16. yüzyılda başlamış. Daha sonra İsviçre ve Almanya’da bu konuda klinikler ve rehabilitasyon merkezleri kurulmaya başlanmış.

Zihinsel Engelliler; Tarihte zihinsel engelliler anlaşma zorluklarından dolayı sosyal hayatta yer almamaları yönündeki çabalarla hep karşılaşmışlardır. Modern anlamda ilk zihinsel engelliler rehabilitasyon merkezleri 1820’de Almanya’da görülüyor.  Daha sonra gruplara ayrılan zihinsel engellilerin eğitimi ve toplumla kaynaşmaları için süratli bir çalışmaya girildiği gözle görülüyor.

Hitler Dönemi Engellilerin Durumu; Hitler döneminde özellikle Almanya’da engelliler  bırakın toplumdan dışlanmayı, ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. 14 Temmuz 1933 tarihinde  çıkan bir yasaya göre , bedensel veya zihinsel engellilerin bu durumlarını doğacak çocuklara da aktarmamaları için çocuk sahibi olmaları  yasaklanmıştır.

Birleşmiş Milletler Engelli Haklarına ilişkin Sözleşme; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

 

Engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik ve temin etmek ve insanlık onurlarına saygıyı güçlendirmektir. Ülkemizde son yıllarda yapılan çalışmalar ve özellikle 5378 sayılı Engelliler Kanunu; insan haklarına dayalı “ayrımcılıkla mücadele” eksenli bir sosyal politikanın çerçevesini belirlemiş ve engellilik alanında fırsat eşitliği, insan hakları ve ayrımcılığının önlenmesi ilkelerini esas almıştır.

Bu bilgiler ışığında, geçmişten-günümüze engelliliğin ne kadar zor ve çekilmez evrelerden geçtiğini öğrenmiş olduk.

 

 

 

YAZARLAR

TÜMÜ

SON HABERLER