Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Berna Uğur TÜRKSOY
Berna Uğur TÜRKSOY

Karadeniz’de barış arayışı ve Türkiye’nin ince diplomasisi

Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılına yaklaşırken cephede yaşanan gelişmeler kadar diplomasi trafiği de önem kazanıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Kiev ziyareti, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan rutin bir diplomatik temas değil; aynı zamanda Türkiye’nin savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasını önleme çabasının da önemli bir göstergesi.

Fidan’ın “Savaşın Karadeniz’e taşınmasını istemiyoruz” mesajı, aslında Türkiye’nin uzun süredir benimsediği güvenlik politikasının özeti niteliğinde. Karadeniz, sadece kıyıdaş ülkelerin değil, enerji yollarından tahıl koridorlarına, ticaret hatlarından bölgesel güvenliğe kadar birçok kritik başlığın kesişim noktası. Burada yaşanacak yeni bir askeri gerilim, savaşın etkilerini Avrupa’nın ötesine taşıyabilecek sonuçlar doğurabilir.

Türkiye, savaşın başladığı ilk günden itibaren dikkat çekici bir denge politikası izledi. Bir yandan Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne verdiği desteği açıkça ifade ederken, diğer yandan Rusya ile diplomatik kanalları kapatmayan nadir NATO ülkelerinden biri oldu. İstanbul’da gerçekleştirilen müzakereler, esir takasları ve Tahıl Koridoru Anlaşması gibi girişimler, Ankara’nın arabuluculuk kapasitesini uluslararası kamuoyuna gösterdi.

Kiev’den gelen “ateşkese hazırız” mesajı da bu açıdan dikkat çekici. Elbette ateşkesin sağlanması yalnızca bir tarafın iradesiyle mümkün değil. Ancak diplomatik zeminin tamamen ortadan kalkmadığını göstermesi bakımından önemli bir gelişme. Ukrayna yönetiminin olası bir Zelenskiy-Putin zirvesi için Türkiye’yi işaret etmesi ise Ankara’ya duyulan güvenin devam ettiğini ortaya koyuyor.

Ziyaretin ekonomik boyutu da en az siyasi mesajları kadar önemli. Ukrayna Parlamentosu’nun Türkiye ile Serbest Ticaret Anlaşması’nı onaylaması, savaşın gölgesinde bile ekonomik ilişkilerin geleceğine yönelik hazırlıkların sürdüğünü gösteriyor. Yaklaşık 6,6 milyar dolarlık ticaret hacmini 10 milyar dolar seviyesine çıkarma hedefi, yalnızca rakamsal bir beklenti değil; savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde Türk şirketlerinin üstlenebileceği rolün de işareti.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle gümrük vergilerindeki önemli indirimlerin hem ihracatçılar hem de yatırımcılar açısından yeni fırsatlar oluşturması bekleniyor. Özellikle Ukrayna’nın yeniden inşa sürecinde Türk müteahhitlik sektörü, sanayi kuruluşları ve lojistik firmalarının daha etkin bir konuma gelmesi sürpriz olmayacaktır.

Bugün gelinen noktada Türkiye’nin önünde zorlu bir diplomatik sınav bulunuyor. Bir tarafta savaşın taraflarıyla konuşabilen ender ülkelerden biri olmanın getirdiği sorumluluk, diğer tarafta Karadeniz’in güvenliğini koruma ihtiyacı var. Bu iki hedef birbirinden bağımsız değil; aksine biri gerçekleşmeden diğerinin kalıcı olması mümkün görünmüyor.

Kiev’de verilen mesajlar, barışın hâlâ masada tutulmaya çalışıldığını gösteriyor. Ancak diplomasi, yalnızca iyi niyet açıklamalarıyla değil, tarafların ortak zeminde buluşabilmesiyle sonuç verir. Türkiye, önümüzdeki dönemde de bu zemini oluşturmaya yönelik girişimlerini sürdürecektir.

Karadeniz’in yeni bir çatışma alanına dönüşmemesi yalnızca Türkiye’nin değil, bölgenin ve Avrupa’nın da ortak çıkarı. Bu nedenle Ankara’nın yürüttüğü çok yönlü diplomasi, savaşın gölgesinde belki de en değerli yatırım olmaya devam ediyor.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER