Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Berna Uğur TÜRKSOY
Berna Uğur TÜRKSOY

Ankara-Bağdat hattında tarihi dönemeç

Türkiye ile Irak ilişkilerinde uzun yıllardır konuşulan ancak çoğu zaman tam anlamıyla hayata geçirilemeyen stratejik ortaklık, son Ankara zirvesiyle birlikte yeni bir aşamaya taşındı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak Başbakanı Ali Zeydi ile yaptığı görüşmenin ardından açıklanan “Türkiye’ye günde 1 milyon varil petrol” hedefi, yalnızca enerji alanında atılmış ekonomik bir adım değil; aynı zamanda bölgesel jeopolitiğin yeniden şekillendiği bir dönemin de önemli göstergesi.

Aslında bu ziyaretin merkezinde yalnızca petrol yoktu. Enerji, güvenlik, ulaştırma, su yönetimi ve savunma sanayi başlıklarının aynı masada ele alınması, Ankara ile Bağdat’ın artık ilişkilerini günü kurtaran anlaşmalar yerine uzun vadeli stratejik ortaklık anlayışıyla yürütmek istediğini ortaya koyuyor.

Türkiye Petrolleri’nin Kerkük sahalarına ortak olması ise bu sürecin en dikkat çekici gelişmelerinden biri. BP ve ConocoPhillips gibi küresel enerji devleriyle aynı konsorsiyum içinde yer alacak olan TPAO’nun yaklaşık 3 milyar varillik rezervin geliştirilmesinde söz sahibi olması, Türkiye’nin yalnızca enerji tüketen değil, enerji üreten ve yöneten aktörlerden biri olma hedefini güçlendiriyor.

Türkiye neden kazanıyor?

Türkiye’nin yıllık enerji ithalatına ödediği milyarlarca dolarlık faturanın ekonomiye yükü uzun yıllardır tartışılıyor. Böylesine büyük ölçekli bir enerji iş birliği, arz güvenliğinin artırılması açısından önemli olduğu kadar dış ticaret açığının azaltılması bakımından da kritik önem taşıyor.

Günde 1 milyon varillik petrol akışı hedefi, tam kapasiteye ulaştığında Kerkük-Yumurtalık hattının yeniden eski stratejik önemini kazanmasını sağlayabilir. Bu durum Türkiye’yi yalnızca enerji ithalatçısı konumunda bırakmayacak; Avrupa’nın enerji güvenliği açısından da vazgeçilmez transit ülkelerden biri haline getirecek.

Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’nın enerji çeşitlendirme arayışına girdiği düşünüldüğünde, Irak petrolünün Türkiye üzerinden dünya pazarlarına taşınması Ankara’nın jeopolitik değerini daha da artıracaktır.

Güvenlik iş birliği ekonomik ortaklığın temeli

Enerji projeleri ancak güvenliğin sağlandığı bölgelerde sürdürülebilir olabilir. Bu nedenle Ankara ile Bağdat arasında son yıllarda gelişen güvenlik iş birliği, ekonomik anlaşmalar kadar önem taşıyor.

Irak’ın PKK’ya yönelik attığı adımlar, ortak güvenlik mekanizmalarının kurulması ve sınır hattındaki koordinasyon, Türkiye’nin uzun yıllardır dile getirdiği güvenlik beklentelerinin karşılık bulmaya başladığını gösteriyor.

Ankara’nın temel beklentisi ise bu sürecin yeni hükümet döneminde de aynı kararlılıkla devam etmesi.

Çünkü güvenlik sağlanmadan ne enerji yatırımları kalıcı olabilir ne de milyarlarca dolarlık ulaştırma projeleri hayata geçirilebilir.

Kalkınma Yolu yalnızca bir ulaşım projesi değil

Basra Körfezi’nden başlayıp Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanacak Kalkınma Yolu Projesi, son yılların en iddialı bölgesel yatırımlarından biri olarak görülüyor.

Ankara-Bağdat hattında tarihi dönemeç

Bu proje tamamlandığında yalnızca yük taşımayacak; enerji, lojistik, sanayi ve ticaret ağlarını da birbirine bağlayacak.

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimlerin küresel ticareti nasıl etkilediği düşünüldüğünde, alternatif koridorların önemi her geçen gün artıyor. Türkiye de tam bu noktada Asya ile Avrupa arasında vazgeçilmez bir lojistik merkez olma fırsatını yakalamış durumda.

Projenin finansmanına ilişkin son aşamaya gelinmesi ve ilk kazmanın yıl bitmeden vurulmasının planlanması da bu iradenin somut göstergesi.

Su diplomasisi de yeni dönemin parçası

İki ülke arasında yıllardır sorun oluşturan Fırat ve Dicle sularının paylaşımı konusunda da dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor.

Yeni iş birliği modeli, yalnızca su paylaşımını değil, ortak altyapı yatırımlarını, yeni baraj projelerini ve modern sulama sistemlerini de kapsıyor.

Bu yaklaşım, sorunları diplomatik kriz olmaktan çıkarıp ortak kalkınma projesine dönüştürme açısından dikkat çekici bir model oluşturuyor.

Bölgesel dengelerde yeni tablo

Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin göreve geldikten sonra ABD ve İran’ın ardından üçüncü yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirmesi sembolik olduğu kadar stratejik bir mesaj da içeriyor.

Bağdat yönetimi, bir yandan Washington ile ilişkilerini sürdürürken diğer yandan Tahran ve Ankara arasında denge politikası izlemeye çalışıyor.

Türkiye açısından ise Irak’ın istikrarlı, güvenli ve ekonomik olarak güçlenen bir komşu olması, sınır güvenliğinden ticarete kadar birçok alanda doğrudan ulusal çıkar anlamına geliyor.

Ankara’da atılan imzalar yalnızca iki ülke arasındaki ticareti büyütmeye yönelik teknik anlaşmalar olarak okunmamalı.

Enerji güvenliği, terörle mücadele, ulaştırma koridorları, su yönetimi ve savunma sanayi gibi başlıkların aynı çatı altında ele alınması, Türkiye ile Irak arasında yeni bir stratejik ortaklık mimarisinin inşa edildiğini gösteriyor.

Önümüzdeki yıllarda bu projelerin planlandığı şekilde hayata geçirilmesi halinde Türkiye yalnızca enerji tedarik eden bir ülke değil; enerji üreten, yöneten, taşıyan ve bölgesel istikrarın merkezinde yer alan bir güç konumuna yükselebilir.

Küresel dengelerin hızla değiştiği bir dönemde Ankara’nın Bağdat ile kurduğu bu yeni ortaklık, Türkiye’nin ekonomik ve jeopolitik hedefleri açısından son yılların en önemli dış politika hamlelerinden biri olmaya aday görünüyor.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER