Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Berna Uğur TÜRKSOY
Berna Uğur TÜRKSOY

Türkiye-İsrail geriliminde asıl risk ne?

 

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim yeniden yükseliyor. Suriye’de yaşanan son gelişmeler ve karşılıklı sert açıklamalar, iki ülkenin aynı sahada giderek daha fazla karşı karşıya geldiğini gösteriyor.

Peki bu gerilim savaşa dönüşür mü?

Bence kısa vadede doğrudan bir Türkiye-İsrail savaşı beklemek gerçekçi değil. Çünkü böyle bir çatışma ne Ankara’nın ne de Tel Aviv’in çıkarına. Türkiye için ekonomik ve siyasi maliyet ağır olur. İsrail açısından ise zaten yoğun olan güvenlik sorunlarına yeni ve güçlü bir cephe eklenir.

Ancak tehlike yok değil.

Asıl risk, kontrollü rekabetin kontrolden çıkması.

Suriye bugün iki ülkenin güvenlik hesaplarının kesiştiği en önemli alan. Türkiye sınır güvenliğini ve kendisine yönelik tehditleri önlemeye çalışıyor. İsrail ise İran’ın bölgedeki etkisini ve kendisine yönelik güvenlik risklerini sınırlamak istiyor.

İki ülke farklı hedeflerle hareket etse de aynı coğrafyada bulunuyor. Bu da yanlış anlaşılma ve yanlış hesaplama ihtimalini artırıyor.

Üstelik dış politika söylemi iç siyasetten bağımsız değil. Ankara’da İsrail’e karşı sert tutum, Tel Aviv’de ise Türkiye’yi tehdit olarak gösteren söylem, kendi kamuoylarında siyasi karşılık bulabiliyor.

Bu nedenle bugün gördüğümüz sert açıklamaların tamamını savaş hazırlığı olarak okumamak gerekiyor.

Asıl dikkat edilmesi gereken başka bir konu daha var: Doğu Akdeniz.

İsrail-Yunanistan yakınlaşması, Türkiye’nin bölgesel rekabet algısını güçlendirebilir. Suriye’deki gerilime Doğu Akdeniz’deki rekabet de eklenirse, Ankara-Tel Aviv hattındaki sorun tek bir dosya olmaktan çıkıp daha geniş bir bölgesel mücadeleye dönüşebilir.

Burada ABD’nin rolü kritik.

Washington’ın hem Türkiye hem İsrail üzerindeki etkisi, iki ülkenin doğrudan çatışmasını önleyen önemli bir fren mekanizması. Ancak hiçbir fren, yanlış hesaplamanın yaratacağı krizi sonsuza kadar engelleyemez.

Bu yüzden Türkiye açısından en doğru strateji, caydırıcılığını korumak. Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı hiçbir zaman yeni bir savaş olmamıştır; kendi iradesini ve bölgesel ağırlığını koruyan güçlü bir diplomasiyi her zaman inşa etmiştir.

Ankara, Suriye’den Doğu Akdeniz’e uzanan bu mücadelede ne geri adım atmalı ne de başkasının kurduğu gerilim denklemine sürüklenmeli.

Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük görev budur: Bölgesel rekabette geri çekilmeden, bölgesel bir savaşa da sürüklenmeden kendi oyununu kurmak.

Çünkü Türkiye başkasının savaşının tarafı değil, kendi geleceğinin karar vericisidir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER