Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Uzmanlardan okula uyum sürecinde “ekran, iletişim ve doğru ebeveyn tutumu” uyarısı

Uzmanlar, 2026-2027 eğitim öğretim yılı başlarken tatilden okul düzenine geçişte çocukların zihinsel ve psikolojik uyum süreçleri ile ekran kullanımı, dil gelişimi ve aile içi iletişimin önemine dikkati çekerek velilere uyarılarda bulundu.

Uzmanlar, 2026-2027 eğitim öğretim yılı başlarken tatilden okul düzenine geçişte

Uzun yaz tatilinin ardından okul düzenine dönüş, çocuklar için yalnızca derslerin yeniden başlaması anlamına gelmiyor.

Uyku saatlerinden ekran kullanımına, aile içi iletişimden sosyal ilişkilere kadar günlük yaşamın birçok alanı yeniden şekilleniyor.

Bu süreçte çocukların yeni düzene nasıl uyum sağlayacağı, okul döneminin ilk günlerinde ailelerin karşılaştığı başlıca konular arasında yer alıyor.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve dilbilimci Doç. Dr. Mehmet Gürlek ile Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, okula uyum dönemine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Doç. Dr. Gürlek, çocukların söz varlığının akademik geleceklerini doğrudan etkilediğini belirterek, “Bizim için önemli olan çocukların aktif söz varlığını artırmak. İçinde yaşadığımız dönemde bunun önünde birtakım engeller var. Bu engellerin en büyüğü dijital araçlar.” dedi.

Gürlek, dijital araçların çocukların hayatını derinden etkileyen araçlara dönüştüğüne dikkati çekerek, “Örneğin bir çocuk okula telefonla geldiği zaman dikkati bölünüyor. Dikkati bölünen bir çocuk arkadaşlarıyla iletişim kuramaz, iletişim kuramayan bir çocuk kendisini ifade edemez. Bu da ileride birtakım sorunlara sebep olur. En önemli sorunlardan biri tabii ki akran zorbalığı. Çünkü çocuklar ekranın karşısında, ekranın arkasında anonimdir. Arkadaşlarına söyleyemeyeceği sözleri ekran karşısında rahatlıkla söyler. Bunu artık bir noktadan sonra da normalleştirir.” ifadelerini kullandı.

Uzmanlardan okula uyum sürecinde "ekran, iletişim ve doğru ebeveyn tutumu" uyarısı

“Velilerin telefon karşısında zaman geçirip çocuğa ‘kullanma’ demesi anlamlı değil”

Okullarda telefon kullanımının sınırlandırılmasına yönelik düzenlemelerin yanı sıra ebeveynlerin de çocuklara rol model olması gerektiğinin altını çizen Gürlek, şöyle devam etti:

“Günümüzde bazı ülkelerde de haberleri duyuyoruz. Okula telefon getirmenin yasaklanması konuşuluyor, yasaklanıyor. Türkiye’de de artık buna göre bir politika belirlenmesi gerekiyor ve bu politika sadece Milli Eğitim Bakanlığının tek başına yapabileceği bir şey değil. Burada önemli olan şey iyi bir rol model. Bu rol model nedir? Çocuğun içinde bulunduğu aile ortamıdır, velidir. Velilerin telefon karşısında sürekli zaman geçirip çocuğa ‘Telefonla zaman geçirme’ demesi çocuk için çok anlamlı değil bence.”

Dil gelişiminin yalnızca Türkçe dersleriyle sınırlı kalmadığını, genel akademik başarıyı ve problem çözme becerilerini doğrudan etkilediğini vurgulayan Gürlek, “Temel unsur, söz varlığının genişliği. Bu sadece Türkçe, edebiyat dersleri için değil, matematik için de geçerlidir. Yani iletişim dediğiniz şey, her şeyden önce konuşmakla, konuşulanı anlamakla başlar. Anlayabilmek için iyi dinlemek gerekiyor. Söz varlığı setiniz ne kadar geniş olursa olsun bunu eğer kullanırsanız o bir anlam ifade eder.” değerlendirmesinde bulundu.

“Bugünkü temel sorunlardan bir tanesi konuşmama”

Çocukların söz varlığının gelişmesinde aile içi iletişimin belirleyici olduğuna dikkati çeken Gürlek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bir kere söz varlığını geliştirmenin ilk yolu, sanıldığı gibi bolca kitap okumak değil, tabii ki o çok önemli bir şey ama her şeyden önce çocuğun ev içinde sağlam ve sağlıklı bir iletişim ortamına ihtiyacı var. Çocuğa gelip ‘Günün nasıl geçti?’ dediğin zaman çocuğun vereceği cevap ‘İyi.’ Ama ‘Bugün mesela seni en çok ne sinirlendirdi, seni en çok ne üzdü, en çok ne güldürdü?’ deyip onu konuşturmaya başladığınız zaman iş değişir. Bugünkü temel sorunlardan bir tanesi konuşmama. Konuşmuyor çocuklar. Aile içinde bu iletişimin çok çok düştüğünü görüyoruz.”

“Çocukların uyumunu hızlandıran şey baskı değil, tutarlılık, tekrar ve güvende hissettirmektir”

Klinik Psikolog Taşkın ise uzun tatilin ardından okula dönüşün çocuklar açısından yalnızca derslerin yeniden başlaması değil, aynı zamanda daha serbest bir yaşam düzeninden saatlerin, sorumlulukların ve beklentilerin belirginleştiği yapılandırılmış bir düzene geçiş anlamına geldiğini söyledi.

Bu nedenle okulun ilk günlerinde isteksizlik, sabah uyanmakta zorlanma, huzursuzluk, dikkat ve motivasyonda geçici düşüş, çabuk öfkelenme, ebeveyne daha fazla ihtiyaç duyma veya ‘Okula gitmek istemiyorum’ söylemleriyle karşılaşılabileceğine dikkati çeken Taşkın, “Burada çocuğun zihinsel adaptasyonunda en önemli kavramlardan biri öngörülebilirliktir. Çocuk beyni yeni bir ritme bir anda değil, tekrarlar yoluyla uyum sağlar. Uyku, yemek, ekran kullanımı ve günlük sorumlulukların yeniden belirli bir düzene oturması, çocuğun hem fiziksel hem de duygusal olarak okul dönemine hazırlanmasını kolaylaştırır.” diye konuştu.

Taşkın, bu nedenle okulun ilk günlerinde yaşanan her zorlanmayı psikolojik bir problem olarak değerlendirmenin doğru olmadığının altını çizerek, şöyle devam etti:

“Ebeveynlerin ‘Hemen alışmalısın’ baskısı oluşturmak yerine günlük hayatı yeniden öngörülebilir ve tutarlı hale getirmeleri önemlidir. Çocukların uyumunu hızlandıran şey baskı değil, tutarlılık, tekrar ve güvende hissettirmektir. Aynı zamanda çocuk okul hakkındaki kaygılarını paylaştığında ebeveynin aşırı endişeli veya panik bir tutum sergilemesi çocuğun kaygısını artırabilir. Çocuk, ebeveyninin sözlerinden olduğu kadar davranışlarından da ‘Bu durum güvenli mi?’ sorusunun yanıtını arar.”

“Okul kapısındaki veda kısa, net ve kararlı olmalı”

Okula ilk kez başlayacak çocuklarda görülen ayrılık kaygısının gelişimsel açıdan doğal olduğunu belirten Taşkın, vedalaşma sürecinin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Özellikle okul öncesi dönemde ve ilkokula yeni başlayan çocuklarda belirli ölçüde ayrılık kaygısı gelişimsel olarak beklenebilir. Çocuk yalnızca annesinden veya babasından ayrılmak istemediği için zorlanmaz, aynı zamanda daha önce deneyimlemediği bir ortamda bakım vereninden uzaktayken kendisini güvende hissedip hissedemeyeceğini anlamaya çalışır. Bu nedenle okul kapısındaki vedalaşmanın kısa, net, şefkatli ve kararlı olması önemlidir. Uzayan vedalar, defalarca geri dönüp sarılmak veya çocuk ağladığında ebeveynin ayrılmaktan vazgeçmesi, iyi niyetli olsa bile çocuğa istemeden ‘Demek ki burada gerçekten endişelenmem gereken bir şey var’ mesajını verebilir. ‘Ben şimdi gidiyorum ama seni almaya geleceğim. Öğretmenin burada ve sen güvendesin’ gibi kısa ve somut ifadeler kullanılabilir. Çocuğun duygusunu yok saymak da doğru değildir. ‘Ağlama, korkacak hiçbir şey yok’ demek yerine, ‘Biliyorum, şu anda ayrılmak sana zor geliyor’ demek hem duyguyu kabul eder hem de çocuğa bu duyguyla baş edebileceği mesajını verir. Sabahları tekrarlanan kısa bir sarılma, özel bir vedalaşma cümlesi veya küçük bir rutin de ayrılık anını çocuk açısından daha öngörülebilir hale getirebilir.”

Taşkın, burada, ebeveynlerin kendi kaygısını yönetebilmesinin de çok önemli olduğunu kaydederek, “Çocuklar yalnızca ne söylediğimizi değil, yüz ifademizi, ses tonumuzu, kararsızlığımızı ve vedayı uzatıp uzatmadığımızı da takip eder. Ebeveynin görevi çocuğun hiç kaygılanmamasını sağlamak değil, çocuk kaygı yaşarken de ayrılığın güvenli olduğunu gösterebilmektir.” dedi.

“Kademeli geçiş yapılmalı, dil korkutucu olmamalı”

Tatil sürecinde esneyen rutinlerin bir anda sert müdahalelerle değiştirilmemesi gerektiğini belirten Taşkın, “Buradaki en sık hatalardan biri, okuldan bir gece önce ‘Yarın okul var, artık erken yatıyorsun ve telefon da bitti’ diyerek bütün düzeni bir anda değiştirmeye çalışmaktır. Ani kısıtlamalar özellikle çocuk ve ergenlerde kontrol kaybı hissini artırabilir ve ebeveyn-çocuk çatışmasına yol açabilir.” diye konuştu.

Taşkın, sağlıklı yöntemin kademeli bir geçiş olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Okul başlamadan birkaç gün önce uyku ve uyanma saatleri aşamalı olarak erkene çekilebilir. Akşam saatlerinde evdeki ışık ve aktivite düzeyi azaltılabilir, ekran kullanımı özellikle uykuya yakın saatlerde sınırlandırılabilir. Burada kullanılan dil de önemlidir. ‘Okul açılıyor, telefonunu elinden alıyorum’ yerine, ‘Bedenimizi ve beynimizi yeniden okul saatlerine hazırlıyoruz’ demek çocuğu kuralların karşısına değil, sürecin içine dahil eder. Ebeveynlerin model olması da en az koyulan kurallar kadar önemlidir. Çocuğa ekranı bırakmasını söylerken yetişkinin sürekli telefonla ilgilenmesi, kuralın çocuk tarafından adaletsiz algılanmasına neden olabilir. Çocuklar çoğu zaman kurallardan önce evde gördükleri davranış modelini öğrenirler.”

“‘Artık oyun bitti’ demek okul algısını olumsuz etkiler”

İletişim dilinin korkutucu değil, merak uyandırıcı olması gerektiğini aktaran Taşkın, “‘Okul başlayınca hayatın değişecek’ yerine, ‘Yeni şeyler öğreneceğin ve arkadaşlarınla vakit geçireceğin yeni bir dönem başlıyor’ denilebilir. ‘Artık büyüdün, ağlama’ yerine ise ‘Yeni bir yere başlarken heyecanlanmak veya biraz zorlanmak normal, zamanla burayı da tanıyacaksın’ gibi bir ifade tercih edilebilir. Çocuğun kaygılarını küçümsemek yerine normalleştirmek önemlidir. Çocuğun okulla kurduğu ilk duygusal bağ, akademik başarı kadar önemlidir. Çünkü çocuk önce kendisini güvende hissettiği ortama katılır, ardından öğrenmeye açılır.” değerlendirmesinde bulundu.>>>AA