24 Temmuz, Türkiye’de Türk basınından sansürün kaldırılmasının yıl dönümü.
- Meşrutiyet’in ilan edildiği 24 Temmuz 1908’de çıkan gazeteler, ilk kez sansür memurlarına basılmadan önce sunulmadan özgürce yayınlandı.
Türk basın tarihi için bu olay bir dönüm noktası.
Bu yüzden 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü kabul edilir.
GÜNÜMÜZDE GAZETECİLİK
Gazetecilik zor zamanlardan geçiyor.
Bazı verileri paylaşalım…
Yerelde ve yaygın medyada gazetecilerin iş ve can güvenliği yok.
12 bini aşkın gazeteci işsiz.
Basın sektöründeki işsizlik oranı yüzde 30’u aştı.
Doğrusunu isterseniz gazeteciler yaşadıkları bölge ve yörenin hafızasıdır.
Yayın organları kapatılıp binlerce gazeteci işsiz bırakılarak ülkenin hafızası siliniyor aslında
‘Basın Özgürlüğü’ lafta kaldı.
Ya iktidar yanlısı ya da karşısı olmaya zorlanıyor.
Günümüzde iktidar basın sektörünün yüzde 90’ına egemen durumda.
Yayın yasakları, sansür ve oto sansürü görülmeye devam ediyor.
Bu ortamda halkın haber alma, bilgilenme hakkını sağlamaya çalışan yoksulluk sınırında maaş alan meslektaşlarımız gazetecilik adına bazen hapiste bazen duruşma salonlarında hesap verir halde.
Kontrol ve denetim kurumu olması gereken BİK ve RTÜK iktidarın sansür aygıtı gibi.
BİK resmi ilan kesintisiyle, RTÜK de verdiği yayın durdurma ve para cezalarıyla bağımsız yayın organlarını ekonomik olarak zora sokacak bir işlev üstlenmemeli.
GAZETECİ HALKIN GÖZÜ KULAĞI SESİ OLMALI
Peki gazeteci taraf olmalı mı?
Evet
Gazeteci her daim taraftır.
Güçsüzün,
Yoksulun, ötekileştirilenin ve ‘Sesini duyuramayanların’ yanındadır…
Gazeteci, önce halka ve gerçeğe karşı sorumludur. Ekonomik zorluk yaşayan yayın organlarında gazeteciler yoksulluk sınırında ücretle çalışıyor. Hakkaniyetli bu işi yapan şantajdan uzak olan kalemini asla satmayan medya sahibi de ekonomik kıskaç altında ne yazık ki.
Telif ücretleri bile büyük külfet getiriyor.
Bir anlamda bir dokun bin dinle misali dert çok peki çözüm ne?
SORUNLARI ÇÖZMEK
Gazetecilere yönelik halkın haber alma hakkı için görev yapan gazetecilerin Basın İş Kanunu’na bağlı olarak çalıştırılmaları sağlanmalıdır.
Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün de ancak gazetecinin sosyal hakları, çalışma koşulları, iş güvencesinin korunduğu bir ortamda gerçek anlamda var olabileceği unutulmamalıdır.
Gazetecilerin sendikalaşması engellenmemelidir.
İnternet medyasında çalışanlar Basın İş Kanunu kapsamına alınmalıdır.
Gazetecilerin tutuksuz yargılanması sağlanmalıdır.
BİK ve RTÜK kamu kurumları her medya kuruluşuna eşit uzaklıkta ve daha objektif olmalıdır.
Ayrıca BİK ve RTÜK’te gazetecilerin ağırlıkta olması gerekir.
Gazetecilere akreditasyon uygulamasından hakkaniyet esasına uyulmalıdır.
Gazeteciler toplantılarda röportajlarda anlaşmalı sorular yerine özgürce sorular sormalıdır.
Medya üzerindeki baskı sadece iktidar tarafından değil iktidarın kurdurduğu adında gazetecilik olan kuruluşlar tarafından da sürdürülmektedir.
Tek tip gazeteci, tek tip haber anlayışını yerleştirme çabasına son verilmelidir.
Gazetecileri hak ve sorunlarına sahip çıkması umulan ve beklenen dernek cemiyet benzeri STK yönetimlerinde alanda çalışan ter akıtan basın emekçileri bulunmalıdır.
HALKLA İLİŞKİLER GAZETECİLİK Mİ?
Çuvaldızı da kendimize batıralım biraz da
Bakın
Gazeteci halkla ilişkiler değildir. Haber adı altında gizli ve açık reklam yapmak güveni zedeler.
Bu yüzden gazeteci kişilik haklarına saygı düsturu altında akıl vicdan ilkesine bağlı gerçeğin yanında olmalıdır.
Çünkü
Gazetecilik halkın haber alma, bilgilenme hakkına hizmet eden saygın, onurlu bir meslektir.
Unutmayalım ki
Gazetecilik demokrasinin göstergesidir.
Mutlu ve aydınlık yarınlara…
