Etiket: ÇayıryazıKöyü

  • FERHAT NE OLACAK BİZİM KÖYÜN HALİ?

    Köyümdeki sıkıntıyı geçen haftalarda sürekli dile getirmiştim. Yetkililerle görüşüp yapılması gerekenler hakkında bilgiler almıştım. Göldeki yangın nedeniyle köyde sabah saatlerinde oluşan duman ve koku için çözüm yolları arayışımız sürüyor.

    Başlıktaki soruyu ben sormadım. Bu soru bana soruldu.

    Tam bugünlerde köyüm Çayıryazı’nın dışında yaşayan bir abimiz bana mesaj attı. Abimizin başlıkta kullandığım sözü içimi yaraladı. “Ferhat ne olacak bizim köyün hali” diyordu abim.

    Görsel olarak paylaştım mesajını sizde görün diye. Çünkü o fotoğraf, anlatmak istediklerimin sessiz ama en gerçek kanıtı… “Ferhat ne olacak bizim köyün hali?” diyordu ve şunları yazmıştı: “Ferhat ne olacak bizim köyün hali? Sabah sisten gidilmiyor. Cumartesi günü akşam köye gittim. Çok kötü sis var. Öğle geçene kadar ancak kalktı. Trafik, Bulanık Köyü’nde araçları sisten dolayı salmadı. Göcen köyünden Çay’a salmadı. Ne olacak köyün hali bilmiyorum.”

    Ben abimize gereken cevabı verdim. Şimdi aynı soruyu buradan soruyorum:

    Ne olacak Çayıryazı Köyü’nün hali?

    HATIRLATAYIM

    İki yıl önce, eski Geneli mevkiindeki kamışlık alan kimliği belirsiz kişilerce yakıldı. O günden bu yana yangın tam anlamıyla hiç sönmedi. Zaman zaman küle döndü, sonra yeniden içten içe yanmaya başladı. Soğuk havalarla birlikte bu kez duman olarak geri döndü. Bugün Çayıryazı’nın üstünde dolaşan şey kitle değil. Zehirli bir perde. Sabah saatlerinde göz gözü görmüyor. Astımı olan nefes alamıyor. KOAH hastaları dışarı çıkamıyor. Hayvancılıkla geçinen köylülerim hayvanlarının başına gidemiyor. Soruyorum: Bu köyün sorunlarının çözülmesi için illa birinin ölmesi mi gerekiyor? Köy yolunda yaşanan kazaları yıllardır yazıyoruz, söylüyoruz. Görüş mesafesi sıfıra düşüyor.


    ÇOK ERKEN OLDU EMİNE HOCAM

    Bazı kayıplar vardır; haber olur, okunur, geçer.

    Bazılarıysa insanın içine çöker… Sessizce, ağır ağır.

    Biz küçükken hep öyle öğrendik. Öğretmenlerimiz hepimiz için çok değerlidir. Ve benim için en değerli kişiler diyebilirim. Çocukluğumdan bu yaşıma kadar çok severim ben öğretmenlerimizi… Bize biz olmayı öğreten o insanlara karşı ne yapsak az… İşte o isimlerden bir tanesi de Emine Dağdelen hocamdı. O benim ablamdı. Kendisi de bana “Bizim oğlan” derdi. Komşu köylü olduğumuz için ara sıra “Köylüm” diye de hitap ederdi. Benim de çok hoşuma giderdi. Yalnız olmadığımızı, ortak değerlerimizin Çayıryazı ve Aydoğmuş olduğunu bilirdik.

    Ve maalesef önceki gün çok değerli Emine hocamı kaybettik. Onun vefatı, bir eğitimcinin kaybından çok daha fazlası… Onu yalnızca “Emine Öğretmen” olarak tanıyanlar vardır ama ben ise onu ablam gibi severdim, ara ara sohbet ederdik, kelimelerinde huzur bulduğum bir insan olarak tanıdım. Edebiyat öğretmeniydi ama edebiyatı sadece müfredattan ibaret görmezdi. Hayatı anlatırdı. Acıyı, sabrı, umudu… Belki de bu yüzden öğrencileri onu bu kadar çok sevdi. Çünkü Emine ablam, öğrencilerine önce insan olmayı öğretirdi.

    Hayat ona iyi davranmadı. Babası Fevzi Hocamı kaybetti önce, ardından amansız bir hastalıkla mücadele etti. Ama ne hastalığına yenik düştü ne de hayata küstü. Metanetiyle, zarafetiyle, sessiz gücüyle ayakta durdu. Hastane odasında bile öğretmenliğini, insanlığını bırakmadı. Öğretmenler Günü’nü hastanede geçirdiği gün, onu yalnız bırakmayan meslektaşlarının ziyareti aslında bir vefanın göstergesiydi. Çünkü Emine hocam, görevini yapan bir öğretmen değil; iz bırakan bir öğretmendi. O gün edilen “en kısa zamanda aramıza dönecek” temennisi, bugün yerini derin bir hüzne bıraktı ama bıraktığı izleri silmeye yetmedi. Bugün ardından konuşulan her cümlede sevgi var. Öğrencilerinin gözyaşında minnet var. Meslektaşlarının sözlerinde saygı var. Bu, herkese nasip olmaz. O artık aramızda değil belki ama eminim ki öğrencilerinin kalbinde, onu sevenlerin dualarında yaşamaya devam edecek. Çünkü böyle insanlar ölmez; çoğalır. Mekânın cennet olsun Emine ablacım. İyi ki bu hayata dokundun. İyi ki seni tanıdık.

    Sevgiyle kalın… Umutla kalın…