<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Amasya Genelgesi &#8211; Gazete3 | Afyon Haberleri</title>
	<atom:link href="https://www.gazete3.com.tr/tag/amasya-genelgesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.gazete3.com.tr</link>
	<description>Gazete 3 - Afyon Haberleri - Afyon Son Dakika Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 May 2026 07:02:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/cropped-Adsiz-512-x-512-piksel-1-32x32.png</url>
	<title>Amasya Genelgesi &#8211; Gazete3 | Afyon Haberleri</title>
	<link>https://www.gazete3.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/mustafa-kemal-pasanin-samsuna-cikisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2026 11:15:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Afyon Kocatepe Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[akü]]></category>
		<category><![CDATA[Amasya Genelgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklâle Yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun’a çıkış]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih paneli]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gazete3.com.tr/?p=696745</guid>

					<description><![CDATA[Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Rektörlüğü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkez Müdürlüğü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanlığı ve Sosyal Bilimler Enstitüsü iş birliğiyle “İstiklâle Yolculuk: Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a Çıkışı ve Millî Mücadele” konulu panel düzenlendi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erdal Akar Konferans Salonunda düzenlenen ve moderatörlüğünü AKÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin’in üstlendiği panelde; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş ile Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feyza Kurnaz Şahin konuşmacı olarak yer aldı. Panelin açış konuşmasını yapan moderatör Prof. Dr. Gürsoy Şahin, “İstiklale Yolculuk” temasının Türk milletinin bağımsızlık destanının adı olduğunu belirterek, “Türk milletinin istiklale yolculuğu bir destana dönüşmüştür. Bu destanı, Türk İstiklal Harbi’nin, Millî Mücadele’nin ve kurtuluşun destanı olarak adlandırabiliriz” dedi.</p>
<p><strong>“SAMSUN HAZIRLIKLARI BİR YOL AYRIMI DÖNEMİNDE ŞEKİLLENDİ”</strong></p>
<p>Açış konuşmasının ardından Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feyza Kurnaz Şahin “Mayıs’ta 19 Gün: Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun Hazırlıkları” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Kurnaz Şahin, Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemin yalnızca devletler için değil, yöneticiler, bürokratlar ve aydınlar için de büyük bir “yol ayrımı” anlamı taşıdığını ifade etti. Yakın dönem tarihinin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu belirten Kurnaz Şahin, “Birinci Dünya Harbi’ni konuşmaya başladığımızda savaşın büyük bir meydan okumasıyla karşılaşıyoruz. Makro ya da mikro düzeyde incelendiğinde karşımıza çok sayıda anlatı, olay ve kırılma noktası çıkıyor” diye konuştu. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkış sürecinin, Birinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen yeni dünya düzeni içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kurnaz Şahin, “Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkış hikâyesi, aslında Birinci Dünya Harbi sonrası sürecin bir sonucudur. Bu dönem, hem dünya devletleri hem de Osmanlı Devleti için büyük bir yol ayrımıydı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağıldığını, Almanya’nın Versay Antlaşması ile ağır sonuçlarla karşı karşıya kaldığını ve Rusya’nın 1917 Devrimi sonrasında yeni bir döneme girdiğini hatırlatan Kurnaz Şahin, Osmanlı Devleti’nin de savaştan ciddi ölçüde güç kaybederek çıktığını belirtti. Bu dönemde yalnızca devletlerin değil, devlet adamlarının, askerlerin ve aydınların da kendi geleceklerine ilişkin tercihler yapmak zorunda kaldığını ifade eden Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın da bu süreçte kendi mücadele yöntemini ve siyasi yaklaşımını şekillendirdiğini söyledi.</p>
<p>Konuşmasında Suriye-Filistin Cephesi’ndeki gelişmelere de değinen Kurnaz Şahin, Osmanlı ordularının savaşın son yılında ağır şartlar altında mücadele verdiğini belirtti. Mustafa Kemal Paşa’nın Yıldırım Orduları Grubu’na bağlı 7. Ordu Komutanı olarak görev yaptığını hatırlatan Kurnaz Şahin, Liman von Sanders komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinin İngiliz General Allenby karşısında büyük kayıplar yaşadığını ifade etti. Cephedeki askerî şartların son derece ağır olduğunu belirten Kurnaz Şahin, askerlerin çoğu zaman ayaklarına paçavra sararak mücadele ettiğini, subayların dahi ciddi teçhizat eksikliği yaşadığını kaydetti.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-696746" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-1-scaled.jpg" alt="Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı" width="2560" height="1437" title="Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı 1" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-1-scaled.jpg 2560w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-1-400x225.jpg 400w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-1-540x303.jpg 540w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>MONDROS SÜRECİ VE MUSTAFA KEMAL’İN YAKLAŞIMI</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nin savaşın son döneminde insan gücü bakımından da büyük sıkıntılar yaşadığını dile getiren Kurnaz Şahin, 6. Ordu Komutanı Halil Kut Paşa’nın yaveri Selahattin Yurtoğlu’nun hatıratına atıfta bulunarak, “Harbin sonlarına doğru Mehmetçikleri yaşla değil, kiloyla askere alıyorlardı. 45 kilo gelen herkes asker kabul ediliyordu” diye konuştu. Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı süreçte Mustafa Kemal Paşa’nın kritik bir görev üstlendiğini kaydeden Şahin, Liman von Sanders’in 30 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevini Mustafa Kemal Paşa’ya devrettiğini ifade etti.</p>
<p>Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın Mondros Mütarekesi öncesindeki siyasi gelişmeleri yakından takip ettiğini ve İstanbul’daki hükümet değişikliği sürecinde aktif rol almak istediğini belirtti. Enver, Talat ve Cemal Paşaların istifalarının ardından yeni hükümet arayışlarının başladığını ifade eden Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın Harbiye Nazırlığını üstlenmek istediğini, böylece daha uygun şartlarda bir mütareke sağlanabileceğini düşündüğünü söyledi.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın Vahdettin’e gönderdiği telgrafta Rauf Bey, İsmail Canbulat ve Ali Fethi Okyar gibi isimlerle birlikte yeni hükümette görev almak istediğini aktardığını belirten Şahin, bu girişimin erken dönem direniş düşüncesinin önemli işaretlerinden biri olduğunu kaydetti. Mustafa Kemal Paşa’nın daha sonraki değerlendirmelerinde de Mondros Mütarekesi’nin ağır şartlarına dikkat çektiğini söyleyen Kurnaz Şahin,  “Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nazırı olsaydı mütareke şartlarını daha sıkı hale getirebilir, muğlak alanların ortaya çıkmasına izin vermeyebilirdi. Ancak bu kesin bir sonuç olarak değil, tarihsel bir ihtimal olarak ele alınmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>“MUSTAFA KEMAL’İN HARBİYE NAZIRLIĞI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER VARSAYIMSAL BİR ALAN”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Feyza Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın hükümette görev alıp almamasına ilişkin tartışmaların tarihçiler arasında farklı şekillerde yorumlandığını ifade etti. Ahmet İzzet Paşa hükümeti kurulurken, padişah Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’nın kabinede yer almasına ilişkin yaklaşımının Cumhuriyet dönemi tarihçileri tarafından farklı biçimlerde değerlendirildiğini belirten Şahin, tüm bu yorumların ortak noktasının Mustafa Kemal Paşa’nın dönemin önemli askerî ve siyasi figürlerinden biri olarak görülmesi olduğunu söyledi.</p>
<p>Kurnaz Şahin, Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a giderek Harbiye Nazırı olması ya da doğrudan Anadolu’ya geçmesi ihtimallerinin tarihsel açıdan kesin sonuçlarla değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, bunun varsayımsal bir alan olduğunu belirtti. Ancak Mustafa Kemal Paşa’nın özellikle mütareke öncesindeki dönemi son derece kritik gördüğünü vurgulayan Kurnaz Şahin, onun önceliğinin makamdan ziyade sürecin yönetimi ve millet adına faydalı olabilmek olduğunu söyledi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-696747" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-2-scaled.jpg" alt="Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı" width="2560" height="1437" title="Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı 2" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-2-scaled.jpg 2560w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-2-400x225.jpg 400w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-2-540x303.jpg 540w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>“KİLİKYA’DA DAHA MONDROS ÖNCESİ FİİLÎ DİRENİŞ ALTYAPISI OLUŞTURULDU”</strong></p>
<p>İskenderun ve çevresindeki gelişmelere de değinen Kurnaz Şahin, İngilizlerin bölgedeki taleplerinin Osmanlı açısından ciddi bir stratejik tehdit oluşturduğunu ifade etti. Ahmet İzzet Paşa ile yapılan telgraf görüşmelerinde Mustafa Kemal Paşa’nın oldukça sert uyarılarda bulunduğunu belirten Kurnaz Şahin, M. Kemal Paşa’nın işgallerin genişleme ihtimalini önceden gördüğünü dile getirdi.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın daha Mondros sonrası süreç başlamadan Kilikya bölgesinde fiilî direniş altyapısı oluşturmaya başladığını belirten Kurnaz Şahin, askerlerin jandarma birliklerine aktarılması, silah ve mühimmatın güvenli bölgelere taşınması ve stratejik hazırlıkların yapılmasının ileride başlayacak işgallere karşı önemli adımlar olduğunu ifade etti. İstanbul sürecinin ise yalnızca bir bekleme dönemi olmadığını vurgulayan Şahin, bu dönemin Millî Mücadele’nin kadro ve stratejisinin şekillendiği önemli bir hazırlık aşaması olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“19 MAYIS SONRASI SAMSUN’DA YAPILAN TESPİTLER GERÇEĞİ ORTAYA KOYDU”</strong></p>
<p>Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Altıntaş ise “19 Mayıs 1919 Sonrası Anadolu’daki Gelişmeler” başlıklı sunumunda Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışının ardından bölgede yaptığı tespitlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Altıntaş, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ulaştığında bölgede anlatılan bazı iddiaların gerçeği yansıtmadığını gördüğünü belirterek, Hristiyan halkın katledildiği yönündeki iddiaların aksine Müslüman Türk halkının Rum çetelerinin baskı ve saldırılarıyla karşı karşıya olduğunu tespit ettiğini söyledi. Bölgede Pontus Rum Devleti kurmaya yönelik girişimlerin bulunduğunu ifade eden Altıntaş, özellikle Trabzon ve çevresinde Mondros sonrasında oluşan otorite boşluğundan yararlanılmaya çalışıldığını kaydetti.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın bölgedeki durumu doğrudan sahada gözlemlediğini belirten Altıntaş, Batum üzerinden Trabzon ve Samsun hattına nüfus ve silah sevkiyatının yapıldığını ifade etti. Mondros Mütarekesi gereğince silah ve mühimmatın İtilaf Devletleri’ne teslim edilmesi gerekirken, Anadolu’da bu silahların yeniden ele geçirilmesi için çeşitli çalışmalar yürütüldüğünü belirten Altıntaş, İpsiz Recep, Yahya Kaptan ve Topal Osman gibi isimlerin bu süreçte önemli rol oynadığını söyledi.</p>
<p>Altıntaş, Samsun’daki İngiliz varlığı nedeniyle Mustafa Kemal Paşa’nın kısa süre içerisinde Havza’ya geçtiğini ifade ederek, Anadolu halkının uzun savaş yılları nedeniyle büyük bir yorgunluk içerisinde olduğunu söyledi. Mustafa Kemal Paşa’nın bu süreçte halkın direniş ruhunu yeniden canlandırmaya çalıştığını belirten Altıntaş, Havza döneminin yalnızca yerel bir hareketlenme değil, aynı zamanda dış destek arayışlarının da başladığı bir süreç olduğunu dile getirdi.</p>
<p>İzmir’in işgaline karşı Anadolu’nun birçok yerinde yeterli tepki oluşmadığını gören Mustafa Kemal Paşa’nın kamuoyu oluşturmak amacıyla geniş çaplı bir kamu diplomasisi süreci başlattığını ifade eden Altıntaş, protestolar ve mitinglerle işgallerin kabul edilmeyeceğinin tüm dünyaya duyurulmaya çalışıldığını söyledi. Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak ve Kuvâ-yi Milliye cemiyetlerinin Anadolu’nun farklı bölgelerinde hızla örgütlenmeye başladığını belirten Altıntaş, Afyonkarahisar başta olmak üzere birçok şehirde düzenlenen mitinglerin Millî Mücadele’nin toplumsal tabanını güçlendirdiğini ifade etti.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-696748" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-3-scaled.jpg" alt="Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı" width="2560" height="1611" title="Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı 3" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-3-scaled.jpg 2560w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/05/Mustafa-Kemal-Pasanin-Samsuna-cikisi-3-540x340.jpg 540w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>“ERZURUM VE SİVAS KONGRELERİ MİLLİ İRADENİN GÜÇLENMESİNİ SAĞLADI”</strong></p>
<p>Amasya Genelgesi’nin Millî Mücadele açısından dönüm noktalarından biri olduğunu söyleyen Altıntaş, genelgede “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” anlayışının temel alındığını belirtti. İstanbul Hükümeti’nin görevini yerine getiremediğinin açık biçimde ortaya konulduğunu ifade eden Altıntaş, milli irade anlayışının ilk kez güçlü biçimde vurgulandığını söyledi.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın kısa süre sonra İstanbul Hükümeti tarafından geri çağrıldığını belirten Altıntaş, artan baskılar üzerine Paşa’nın 7-8 Temmuz 1919’da askerlik görevinden istifa ederek “sine-i millete” döndüğünü ifade etti. Bu süreçte Kazım Karabekir Paşa’nın tarihi bir tavır ortaya koyduğunu belirten Altıntaş, İstanbul Hükümeti’nin Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanmasına yönelik talebine rağmen Karabekir’in bu emri uygulamadığını söyledi.</p>
<p>Erzurum Kongresi’nin Millî Mücadele’nin en kritik aşamalarından biri olduğunu belirten Altıntaş, burada milli irade anlayışının kurumsal bir yapıya dönüştüğünü ifade etti. Heyet-i Temsiliye’nin oluşturulmasıyla birlikte Anadolu’daki direniş hareketinin daha örgütlü hale geldiğini kaydeden Altıntaş, “Vatan bir bütündür, parçalanamaz” anlayışının açık şekilde ortaya konulduğunu söyledi.</p>
<p>Erzurum’dan Sivas’a geçiş sürecinin Milli Mücadele’nin en zorlu dönemlerinden biri olduğunu kaydeden Altıntaş,  “Mustafa Kemal ve beraberindeki heyetin yol boyunca tehditlerle karşı karşıya kaldı. Özellikle Tunceli bölgesinden geçiş sırasında saldırı ve suikast ihtimalleri sürekli gündemdeydi. Süreçte ciddi maddi imkânsızlıkların yaşandı. O dönemde para yoktu. Erzurumlu bir binbaşının kendi emekli ikramiyesini vererek Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Sivas’a geçmesini sağladığını biliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“SİVAS KONGRESİ MİLLİ MÜCADELE’NİN YÖNÜNÜ BELİRLEYEN EN ÖNEMLİ AŞAMADIR”</strong></p>
<p>Altıntaş, Sivas Kongresi’nin Milli Mücadele’nin yönünü belirleyen en önemli aşamalardan biri olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi’nde alınan kararların Sivas’ta da kabul edildiğini belirten Altıntaş, burada özellikle manda ve himaye konusunun kesin bir şekilde netleştirildiğini ifade etti.</p>
<p>Altıntaş, “Sivas Kongresi’nde tam istiklal anlayışı ön plana çıktı. Herhangi bir emperyal devletin desteğiyle bağımsızlık mücadelesi yürütülemeyeceği düşüncesi burada kesinlik kazandı” dedi. Sivas Kongresi’nin yalnızca bölgesel değil, tüm Anadolu’yu kapsayan bir yapı oluşturduğunu vurgulayan Altıntaş, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak ve İstanbul gibi birçok şehirden temsilcilerin kongreye katıldığını, buna karşılık bazı vilayetlerin temsilci göndermediğini söyledi. Altıntaş, bu durumun o dönemde Anadolu’da padişah yanlıları ile Kuvâ-yi Milliye yanlıları arasındaki ayrışmayı açık şekilde ortaya koyduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“SİLAHLI DİRENİŞ ZAMANLA SİYASİ YAPIYA DÖNÜŞTÜ”</strong></p>
<p>Millî Mücadele sürecinde Mustafa Kemal Paşa’nın en çok önem verdiği konulardan birinin meşruiyet olduğunu ifade eden Altıntaş, silahlı direnişin zamanla siyasi bir yapıya dönüştüğünü söyledi. Misak-ı Milli kararlarının yalnızca sınırları değil, aynı zamanda bağımsızlık ve milli egemenlik anlayışını da ortaya koyduğunu belirten Altıntaş, bu kararların Cumhuriyet’in siyasi temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>İtilaf Devletleri’nin Misak-ı Milli kararlarından büyük rahatsızlık duyduğunu belirten Altıntaş, 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgal edilmesiyle Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erdiğini söyledi. Bunun ardından Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’da yeni bir meclis kurulması çağrısı yaptığını ifade eden Altıntaş, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla milli egemenliğe dayalı yeni bir dönemin başladığını kaydetti.</p>
<p>Büyük Millet Meclisi’nin hem yasama hem yürütme görevini üstlendiğini belirten Altıntaş, Milli Mücadele sürecinin İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz zaferleriyle başarıya ulaştığını ifade etti. Sürecin 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu, 1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılması ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla tamamlandığını belirten Altıntaş, konuşmasının sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehit ve gazileri rahmet ve minnetle andı. Panel, soru-cevap bölümünün ardından teşekkür belgelerinin takdim edilmesiyle sona erdi. <strong>&gt;&gt;&gt;Haber Merkezi </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>23 Nisan’ın tarihsel dönüşüm boyutu</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/23-nisanin-tarihsel-donusum-boyutu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 11:17:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[23 Nisan 1920]]></category>
		<category><![CDATA[Afyon Kocatepe Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Amasya Genelgesi]]></category>
		<category><![CDATA[ANKARA]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet’in kuruluş süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Gülden Yürektürk]]></category>
		<category><![CDATA[Islahat Fermanı]]></category>
		<category><![CDATA[İtilaf Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Jacques Rousseau]]></category>
		<category><![CDATA[John Locke]]></category>
		<category><![CDATA[Magna Carta]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis Hükümeti Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Ayan]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[milli egemenlik ilkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Milli]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı modernleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sibel Yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzimat Fermanı]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Westphalia Antlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gazete3.com.tr/?p=686576</guid>

					<description><![CDATA[Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Eğitim Fakültesinde, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanlığı, Kocatepe-Büyük Taarruz Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğinde “23 Nisan 1920 Egemenliğin Millete Devri: Siyasal ve Tarihsel Bir Analiz” konulu konferans düzenlendi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Abdullah Kaptan Konferans Salonunda düzenlenen konferansa; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sibel Yazıcı ile birlikte öğrenciler katıldı. Konferansta; Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Gülden Yürektürk, “23 Nisan 1920 Egemenliğin Millete Devri: Siyasal ve Tarihsel Bir Analiz” konulu sunumunda ulusal egemenliğin tarihsel arka planı, Milli Mücadele’nin hazırlık evresi ve 23 Nisan 1920’de meclisin açılmasıyla yaşanan gelişmeleri anlattı. 23 Nisan 1920 tarihinin egemenliğin yön değiştirdiği, meşruiyetin yeniden tanımlandığı ve siyasi iktidarın temelinin kökten sarsıldığı bir tarihsel kırılma anı olduğunu söyleyen Yürektürk, “Egemenliğin kaynağı değişmiştir. Meşruiyetin dayanağı değişmiştir. Siyasi iktidarın örgütlenme biçimi değişmiştir. Bu değişim, geri dönülemez değişimdir. 23 Nisan 1920 sadece bir ‘açılış’ değildir. Aynı zamanda bir kopuş ve kuruluştur” dedi.</p>
<p><strong>MAGNA CARTA’DAN FRANSIZ DEVRİMİ’NE EGEMENLİK MÜCADELESİ</strong></p>
<p>Ulusal egemenliğin tarihsel arka planını anlatan Yürektürk, şunları söyledi: “Modern devlet anlayışının temelleri ve egemenliğin kaynağının sorgulanması süreci, şüphesiz 1215 tarihli Magna Carta ile başlatılabilir. Bu belge ile ilk kez bir kralın yetkileri sınırlandırılmış, bireyin hakları kavramsal düzeyde tanınmış ve egemenliğin kaynağı tartışmaya açılmıştır. Ardından 1648 Westphalia Antlaşması ile ulus-devlet sisteminin temelleri atılmış; egemenliğin yalnızca tanrısal bir kaynaktan değil, giderek halk iradesiyle ilişkilendirilebileceği fikri güç kazanmıştır. Egemenliğin monarşiden millete geçişinin felsefi altyapısı ise özellikle John Locke ve Jean-Jacques Rousseau tarafından oluşturulmuştur. Locke, egemenliğin halka ait olduğunu ve yönetime emanet edildiğini savunmuş; bu emanetin kötüye kullanılması durumunda halkın direnme ve hatta yönetimi değiştirme hakkına sahip olduğunu savunmuştur. Rousseau ise bu düşünceyi daha ileri taşıyarak egemenliğin bölünemez, devredilemez ve yanılmaz olduğunu, dolayısıyla yalnızca halka ait olabileceğini ifade etmiştir. Bu felsefi birikimin pratiğe dönüşmesi ise 1789 Fransız Devrimi ile gerçekleşmiştir.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-686578" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/23-Nisanin-tarihsel-donusum-boyutu-2-scaled.jpg" alt="23 Nisan’ın tarihsel dönüşüm boyutu" width="2560" height="1707" title="23 Nisan’ın tarihsel dönüşüm boyutu 4" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/23-Nisanin-tarihsel-donusum-boyutu-2-scaled.jpg 2560w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/23-Nisanin-tarihsel-donusum-boyutu-2-540x360.jpg 540w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/23-Nisanin-tarihsel-donusum-boyutu-2-272x182.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>“TÜRK İNKILABI, OSMANLI MODERNLEŞMESİNİN YÜZYILA YAYILAN BİRİKİMİ”</strong></p>
<p>Osmanlı-Türk tarihindeki monarşiden kopuş ve milli egemenliğe geçiş süreci hakkında bilgiler veren Yürektürk, konuşmasına şöyle devam etti: “Avrupa’da ortaya çıkan fikirler yalnızca Batı toplumlarını etkilememekle kalmamış, Osmanlı aydınları üzerinde de derin izler bırakmıştır. 19. yüzyıl boyunca Osmanlı entelektüelleri, Aydınlanma düşüncesini kendi toplumsal yapılarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Bu süreçte gerçekleştirilen ıslahat hareketleri, doğrudan bir rejim değişikliği yaratmamış olsa da yapısal dönüşümün temelini oluşturmuş ve egemenliğin kaynağının sorgulanması, Türk inkılabını hazırlayan zemini meydana getirmiştir. Bu çerçevede III. Selim döneminde Batı ile kurulan ilişkiler, özellikle Fransa ile yapılan diplomatik temaslar ve Batı düşünce eserlerinin Türkçeye çevrilmesiyle birlikte yeni bir zihinsel açılım başlatmıştır. Ardından II. Mahmut döneminde bu zihinsel dönüşüm, devlet yapısında gerçekleştirilen köklü reformlarla desteklenmiş; merkezi otorite yeniden düzenlenmiş ve Avrupa’ya öğrenci gönderilerek yeni bir aydın kuşağı yerleştirilmiştir. Abdülmecid döneminde ise Batı kültürüyle temas daha da yoğunlaşmış, Fransızca bilen, Batı’yı doğrudan okuyabilen ve yorumlayabilen bir devlet adamı profili ortaya çıkmıştır. Tanzimat ile birlikte devletin hukuki yapısında önemli değişiklikler yapılmış, padişahın yetkilerinin sınırlandırma süreci, zamanla daha ileri bir aşamaya taşınarak, yeni bir aydın hareketi olan Genç Osmanlılar ortaya çıkmıştır. Genç Osmanlıların düşünsel birikimi ile I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet ilan edilmiştir. Türk inkılabı, tarihin boşluğunda ortaya çıkmış ani bir kırılma değil; Osmanlı modernleşmesinin yüzyıla yayılan birikimi üzerine yükselen tarihsel bir devamlılığın ürünüdür.”</p>
<p><strong>“KONGRELERDE; ÖN PLANA ÇIKAN TEK BİR TEMEL İLKE ULUSAL EGEMENLİK”</strong></p>
<p>19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla birlikte yeni bir dönem fiilen başladığını belirten Yürektürk, “Mustafa Kemal’in önderliğinde başlatılan bu süreç, kısa sürede bölgesel direniş hareketlerini aşarak, dalga dalga yayılan ulusal bir mücadeleye dönüşmüştür. Cepheler öncesi hazırlık evresi olarak adlandırdığımız bu dönemde Havza ve Amasya Genelgeleri ile Erzurum ve Sivas Kongrelerine baktığımızda, kongrelerin satır aralarında ön plana çıkan tek bir temel ilke görürüz; ulusal egemenlik” diye konuştu. Ulusal egemenliğin, yalnızca teorik bir ifade değil; aynı zamanda yürütülen mücadelenin yönünü belirleyen siyasi bir irade olduğunu kaydeden Yürektürk;  “Amasya Genelgesi bu sürecin adeta bir manifestosu, bir yol haritası ve aynı zamanda açık bir başkaldırı niteliğindedir. Erzurum ve Sivas Kongreleri ile daha da somut ve kurumsal bir nitelik kazanır. Erzurum Kongresi’nde bölgesel gibi görünen kararların aslında ulusal bir perspektife sahip olduğu görülürken; Sivas Kongresi ile bu hareket tamamen ulusal bir kimlik kazanmıştır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“MİSAK-I MİLLİ’DEN MECLİSE: ULUSAL EGEMENLİĞİN İNŞASI”</strong></p>
<p>Yürektürk, Mustafa Kemal’in 108 gün boyunca Sivas’tan Milli Mücadele’yi yönettiğini Aralık 1919’da Ankara’ya geldiğini ifade ederek, şöyle konuştu: “Ankara bu tarihten itibaren hem askeri operasyonların koordine edildiği hem de siyasi örgütlenmenin yürütüldüğü stratejik bir merkez haline gelmiştir. Aynı dönemde gerçekleştirilen Meclis-i Mebusan seçimleri, milliyetçi kadroların İstanbul’daki parlamentoya güçlü bir şekilde girmesiyle sonuçlanmış ve Misak-ı Milli kabul edilmiştir. Ancak bu gelişme uzun ömürlü olmamış; 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf kuvvetleri tarafından resmen işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasıyla yeni bir kırılma noktası ortaya çıkmıştır. Fakat bu durum beklenmedik bir dağılma yaratmamış, aksine dağınık enerjiyi merkezi bir iradeye dönüştürmüştür. Mustafa Kemal, bu gelişmeye hızlı ve kararlı bir şekilde yanıt vermiştir. Bir yandan valilere ve komutanlara gönderdiği genelge ile olağanüstü yetkilere sahip yeni bir meclisin Ankara’da toplanacağını bildirmiş, diğer yandan seçim çalışmaları başlatmıştır. 23 Nisan 1920 tarihi, rastlantısal bir gelişme değil; uzun bir hazırlık sürecinin birikiminin doğal ve kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkmıştır. TBMM’nin açılması, sıradan bir parlamento açılışı değil; egemenlik anlayışında köklü bir kırılmanın ilanıdır.” Konferans, soru cevap bölümün ardından sona erdi. <strong>&gt;&gt;&gt;Haber Merkezi</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-686579" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/23-Nisanin-tarihsel-donusum-boyutu-3-scaled.jpg" alt="23 Nisan’ın tarihsel dönüşüm boyutu" width="2560" height="1707" title="23 Nisan’ın tarihsel dönüşüm boyutu 5" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/23-Nisanin-tarihsel-donusum-boyutu-3-scaled.jpg 2560w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/23-Nisanin-tarihsel-donusum-boyutu-3-540x360.jpg 540w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/23-Nisanin-tarihsel-donusum-boyutu-3-272x182.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/prof-dr-altintastan-tbmmnin-kurulusuna-tarihi-bakis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 11:09:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[23 Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[Afyon Kocatepe Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET ALTINTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Amasya Genelgesi]]></category>
		<category><![CDATA[ANKARA]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız İhtilali]]></category>
		<category><![CDATA[Magna Carta]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis Hükümeti Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[milli egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Teşkilat-ı Esasiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gazete3.com.tr/?p=686567</guid>

					<description><![CDATA[Afyonkarahisar Valiliği, Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Rektörlüğü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanlığının iş birliğiyle “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılması ve Meclisin Düşünce Yapısı” konulu konferans düzenlendi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erdal Akar Konferans Salonunda düzenlenen, konuşmacı olarak Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş’ın yer aldığı etkinliğe; Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayhan Erol, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin ile birlikte öğretim elemanları ve öğrenciler katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan konferansın açış konuşmasını Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin gerçekleştirdi. Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 106. yıl dönümünü anmak ve bu tarihi dönüm noktasının anlamını yeniden düşünmek üzere bir araya geldiklerini söyleyen Şahin, “23 Nisan 1920 hem yeni bir meclisin teşekkül ettiği hem de millet iradesinin egemenliğe dönüştüğü, bağımsızlık idealinin kurumsal bir kimlik kazandığı bir başlangıçtır. Bu anlamlı günde, geçmişin sorumluluğunu ve geleceğin yükümlülüklerini birlikte hatırlayarak verimli bir konferans geçirmeyi diliyorum” diye konuştu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-686570" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-2.jpg" alt="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış" width="1890" height="1260" title="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış 6" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-2.jpg 1890w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-2-540x360.jpg 540w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-2-272x182.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 1890px) 100vw, 1890px" /></p>
<p><strong>“MUTLAK OTORİTE, HALK LEHİNE İLK KEZ MAGNA CARTA İLE SINIRLANDIRILIYOR”</strong></p>
<p>Açış konuşmasının ardından Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş’ın “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılması ve Meclisin Düşünce Yapısı” konulu konferansına geçildi. Yönetim sistemlerinin tarihsel evriminden bahseden Prof. Dr. Ahmet Altıntaş, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren “kimin, hangi güçle yöneteceği” sorusunun temel tartışma konusu olduğunu ifade etti. Dünya tarihinde mutlak otoritenin halk lehine ilk kez 1215 yılında İngiltere’de imzalanan Magna Carta ile sınırlandırılmaya başlandığını kaydeden Altıntaş, “1789 Fransız İhtilali ile ‘cumhuriyet’ kavramı, dünya siyaset sahnesine çıkıyor. Montesquieu’nün ‘Kuvvetler Ayrılığı’ ilkesinin ve “Toplum Sözleşmesi” anlayışının, halk iradesinin yönetime yansımasındaki en önemli teorik dayanaklardır” diye konuştu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-686572" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-4.jpg" alt="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış" width="1890" height="1260" title="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış 7" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-4.jpg 1890w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-4-540x360.jpg 540w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-4-272x182.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 1890px) 100vw, 1890px" /></p>
<p><strong>“OSMANLI DEVLETİ’NDE MERKEZİ YÖNETİM YAPISI MODERNLEŞTİRİLDİ”</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nde padişahın yetkilerinin sınırlandırılması sürecinin temellerinin, Sened-i İttifak ile atıldığını ve II. Mahmud döneminde ayanlarla yapılan sözleşme ile padişahın görev ve sorumluluklarının ilk kez belirli ölçüde tanımlanmasına yol açtığını ifade eden Altıntaş, “Bu gelişmeler, 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile daha da kurumsallaştı. Tanzimat sürecinde kurulan Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye ve Encümen-i Daniş gibi meclisler aracılığıyla, padişahın yetki ve sorumlulukları yeniden düzenlendi. Aynı dönemde oluşturulan Hariciye, Dahiliye ve Adliye nezaretleriyle birlikte merkezi yönetim yapısı modernleştirildi. Geleneksel Kanun-ı Kadim anlayışının değişime açılmasıyla, devlet yönetiminde bakanlıklar üzerinden yetki paylaşımı öne çıktı. Böylece Osmanlı’da mutlak otoriteden daha sınırlı ve kurumsal bir yönetime geçiş süreci hız kazandı” dedi.</p>
<p><strong>“OSMANLI’DA FRANSIZ ETKİSİ VE MODERN YÖNETİM YAPISININ OLUŞUMU”</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nde Tanzimat süreciyle birlikte yönetim yapısında köklü bir dönüşümün yaşandığını kaydeden Altıntaş, şunları söyledi: “Özellikle Fransız İhtilali’nin etkisiyle, bakanlıkların talimat, tebliğ ve kararnameleri büyük ölçüde Fransız modeline göre yeniden düzenlendi. Bu durum, Osmanlı’da yönetim anlayışının Fransız usulü çerçevesinde yeniden şekillendiğini ortaya koydu. Bu dönemde yalnızca idari yapı değil, toplumsal düzen de değişmeye başladı. II. Mahmud’a atfedilen ‘tüm tebaanın eşitliği’ vurgusu ve Mustafa Reşit Paşa’nın Tanzimat’ı eşitlik temelinde tanımlayan yaklaşımı, Müslüman–gayrimüslim ayrımının zayıfladığı ve daha eşitlikçi bir sisteme geçişin hedeflendiğini gösterdi. Yönetim reformları kapsamında Hariciye, Dahiliye ve diğer nezaretler Fransız bakanlık sistemi örnek alınarak yapılandırıldı. Bu dönüşüm, padişahın yetkilerinin dolaylı olarak sınırlandırılması anlamına gelirken, modern bürokrasiye geçişin de önünü açtı. Reformların sürdürülebilmesi için eğitim kurumlarına da ağırlık verildi. Mekteb-i Mülkiye-i Şahane, Mekteb-i Harbiye ve hukuk eğitimi veren okullar aracılığıyla yeni bir bürokrat ve yönetici sınıfı yetiştirilmeye başlandı. Bu süreçte Fransızca eğitimi yaygınlaşırken, Jean-Jacques Rousseau, Montesquieu, Voltaire ve Albert Sorel gibi düşünürlerin fikirleri Osmanlı aydınları üzerinde etkili oldu. Sonuç olarak Tanzimat dönemi, Osmanlı’da hem yönetim hem de toplum yapısının Batı, özellikle de Fransız etkisiyle yeniden şekillendiği bir modernleşme evresi olarak öne çıktı. Osmanlı Devleti’nde reform süreci, 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı ile yeni bir aşamaya girdi. “Nizam tazeleme” olarak da değerlendirilen bu dönem, 1839’dan itibaren uygulanan Tanzimat reformlarının eksik ve aksayan yönlerinin yeniden düzenlenmesini amaçladı. Bu süreçte idari yapı daha da geliştirildi ve 1864’te çıkarılan Vilayet Nizamnamesi ile taşra yönetimi modern bir sisteme kavuşturuldu. Vergi toplama ve yerel yönetim düzenlemeleri yeniden şekillendirilerek merkezi otorite güçlendirildi.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-686573" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-1-1.jpg" alt="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış" width="1890" height="1260" title="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış 8" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-1-1.jpg 1890w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-1-1-540x360.jpg 540w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-1-1-272x182.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 1890px) 100vw, 1890px" /></p>
<p><strong>“MECLİS-İ MEBUSAN VE MECLİS-İ AYAN İLE PARLAMENTER SİSTEMİN TEMELLERİ ATILIYOR”</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nde anayasal ve parlamenter tecrübenin köklerinin, 1876’da Kanun-ı Esasi’nin ilanı ve II. Abdülhamid döneminde açılan Meclis-i Mebusan ile Meclis-i Ayan’a dayandığını kaydeden Altıntaş,  “Bu yapı, Osmanlı’nın meclisli yönetime geçişte önemli bir deneyim kazandığını ve modern Türkiye’deki parlamenter sistemin temellerinin daha önce atıldığını gösterir. Kanun-ı Esasi’de resmi dilin Türkçe olarak belirlenmesi, çok uluslu yapıya rağmen devletin kurucu unsurunu ve ortak zeminini tanımlayan önemli bir unsur olmuştur. Buna karşın, meclisin yapısı ve dönemin siyasi koşulları yönetilebilirlik sorunlarını da beraberinde getirmiş; bu nedenle II. Abdülhamid meclisi kapatarak anayasayı askıya almıştır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti öncülüğünde başlayan dönemin monarşiden cumhuriyete geçişte bir ara aşama niteliği taşıdığını ifade eden Altıntaş, “II. Meşrutiyet’te ‘hürriyet, eşitlik, kardeşlik ve milliyetçilik’ gibi kavramlar öne çıkarken, Osmanlıcılık fikri doğrultusunda tüm unsurların eşit haklarla bir arada tutulması hedeflenmiştir. Ancak kısa sürede milliyetçilik hareketlerinin yeniden güç kazanması, özellikle Balkanlar’daki ayrılıkçı gelişmeler, bu idealin sürdürülebilir olmadığını ortaya koymuştur. Böylece Osmanlı’nın son döneminde edinilen bu anayasal ve parlamenter deneyimler, hem başarıları hem de sorunlarıyla Cumhuriyet’e giden sürecin önemli bir hazırlık aşaması olmuştur” diye konuştu.</p>
<p><strong>“DESANTRALİZASYON SÜRECİ BAŞLADI”</strong></p>
<p>19.yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, dünyada yükselen ulus-devlet anlayışının Osmanlı Devleti’ni derinden etkilediğini ve milliyetçilik akımlarının güçlenmesiyle birlikte, farklı etnik ve dini gruplar eşit haklar verilse dahi bağımsızlık arayışına yöneldiğini söyleyen Altıntaş, “Bu süreç, ‘desantralizasyon’ yani çözülme ve ayrışma dönemi olarak kendini gösterdi. İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimindeki Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa, bu dağılmayı önlemek için çeşitli politikalar geliştirse de başarılı olamadı. Özellikle Adana Olayları gibi gelişmeler, etnik grupların daha bağımsız hareket etme arayışlarını hızlandırdı. Osmanlı Devleti’nin sonunu belirleyen en önemli kırılma noktası ise I. Dünya Savaşı oldu” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“OSMANLI’NIN DAĞILMA SÜRECİ VE MİLLİ MÜCADELE’NİN BAŞLANGICI”</strong></p>
<p>1.Dünya Savaşı öncesinde geniş bir coğrafyaya yayılan imparatorluğun, savaşın ardından büyük ölçüde toprak kaybına uğradığını kaydeden Altıntaş, “Sevr Antlaşması ile bu durum somutlaştı ve Osmanlı’ya çok dar bir coğrafya bırakılması öngörüldü. Bu gelişmelere karşılık olarak ortaya çıkan Türk Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının, dayatılan siyasi ve coğrafi sınırlamalara karşı yürüttüğü bir direniş hareketi oldu. Bu mücadele, yalnızca askeri bir savaş değil; aynı zamanda bağımsızlık, egemenlik ve ulus-devlet kurma iradesinin güçlü bir ifadesi olarak tarihte yerini aldı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“MİLLİ MÜCADELE’NİN BAŞLANGICI VE ERZURUM–SİVAS KONGRELERİ SÜRECİ”</strong></p>
<p>Mustafa Kemal’in 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayan süreçte, Amasya Genelgesi ile ilk kez “İstanbul Hükümeti görevini yapamamaktadır, millet kendi kaderini kendisi belirleyecektir” tespitini ortaya koyduğunu ifade eden Altıntaş, “Bu, milli egemenlik fikrinin temelini oluşturdu. Ardından toplanan Erzurum Kongresi, ‘vatan bir bütündür, parçalanamaz’ ve ‘milli irade esastır’ ilkeleriyle direnişin çerçevesi belirlendi. Bu kongrede seçilen Heyet-i Temsiliye, fiilen bir hükümet gibi hareket ederek 1920’de meclis açılana kadar süreci yönetti. Sivas Kongresi ile tüm Anadolu’ya yayıldı ve direniş tek merkezde toplandı. Sivas’ta alınan ‘manda ve himaye kabul edilemez’ kararı ise, yalnızca siyasi değil ekonomik bağımsızlığın da hedeflendiğini açıkça ortaya koydu” dedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-686571" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-3.jpg" alt="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış" width="1890" height="1260" title="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış 9" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-3.jpg 1890w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-3-540x360.jpg 540w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-3-272x182.jpg 272w" sizes="auto, (max-width: 1890px) 100vw, 1890px" /></p>
<p><strong>“ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK’TAN TBMM’YE GEÇİŞ”</strong></p>
<p>Sivas Kongresi’nde alınan “manda ve himaye kabul edilemez” kararının, yalnızca siyasi değil ekonomik bağımsızlığın da hedeflendiğini ortaya koyduğunu ve tam bağımsızlık anlayışının temelini attığını belirten Altıntaş, şunları söyledi: “Bu kongrede ayrıca tüm direniş güçleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında birleştirildi; bu yapı ilerleyen süreçte 1923’te Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüşecekti. Sivas’ın stratejik açıdan yetersiz kalması ve Damat Ferit Paşa’nın tehditleri nedeniyle, direnişin merkezi olarak demiryolu bağlantıları güçlü ve halk desteği yüksek olan Ankara tercih edildi. Heyet-i Temsiliye, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelerek Milli Mücadele’yi buradan yönetmeye başladı. Ancak bu dönem, Mustafa Kemal Atatürk için en zorlu süreçlerden biri oldu. 27 Aralık 1919 ile 23 Nisan 1920 arasındaki zaman diliminde lider kadro mevcut olmasına rağmen düzenli bir ordu, yeterli ekonomik kaynak ve oturmuş bir siyasi yapı henüz bulunmuyordu. Bu nedenle Ankara’da, hem askeri hem siyasi hem de kurumsal altyapının oluşturulmasına yönelik yoğun bir hazırlık süreci yürütüldü. Bu hazırlıkların sonucu olarak 23 Nisan 1920’de meclisin açılmasıyla birlikte, Milli Mücadele kurumsal bir zemine kavuşarak yeni Türk devletinin temelleri atılmış oldu.”</p>
<p><strong>“ANKARA SON DERECE YOKSUL VE ALTYAPIDAN YOKSUN BİR ANADOLU ŞEHRİ”</strong></p>
<p>Milli Mücadele’nin başlangıcında Ankara’nın son derece yoksul ve altyapıdan yoksun bir Anadolu şehri görünümünde olduğunu ifade eden Altıntaş, “Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye üyeleri burada konaklayacak yer bulamadıkları için Ziraat Mektebi’nde kalmış, yemeklerini kendi imkânlarıyla hazırlamışlardır. Aynı yokluklar Sivas ve Erzurum’da da yaşanmış; halk, elindeki sınırlı imkânlarla Milli Mücadele kadrolarına destek olmuştur” diye konuştu.</p>
<p>Mustafa Kemal, İstanbul’da açılacak Meclis-i Mebusan için strateji belirlediğini ve milli hedeflerin kabul ettirilmesini istediğini söyleyen Altıntaş, konuşmasına şöyle devam etti: “Bu hedeflerin en önemlisi, 28 Ocak 1920’de kabul edilen Misak-ı Milli olmuştur. Misak-ı Milli ile milli sınırlar, bağımsızlık ve yeni devletin temel esasları ortaya konmuştur. Ancak bu kararlar İtilaf Devletleri’ni rahatsız etmiş ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un İşgali gerçekleşmiştir. Bu gelişme, Ankara’da yeni bir meclis açılmasını zorunlu hale getirmiştir. Mustafa Kemal’in çağrısıyla İstanbul’dan gelen milletvekilleri ve Anadolu’dan seçilen temsilcilerle birlikte, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. İlk aşamada tüm milletvekilleri katılamasa da yaklaşık 120 vekille Meclis çalışmalarına başlamıştır. Sonuç olarak bu dönem, yokluk ve imkânsızlıklar içinde yürütülen bir bağımsızlık mücadelesinin aynı zamanda siyasi ve kurumsal temelinin atıldığı; milli egemenliğe dayalı yeni bir devletin doğuş sürecini temsil etmektedir. 1920’de Ankara, hem fiziki hem de siyasi açıdan son derece zor şartlar altında yeni bir devletin merkezi haline gelmeye çalışıyordu. Henüz tamamlanmamış olan meclis binası, büyük çabalarla hazır hale getirildi; Ali Fuat Cebesoy’un kolordusuna bağlı birlikler inşaatı hızlandırırken, şehirdeki okullardan getirilen sıralar ve masalar kullanıldı. Isınma bir sac sobayla sağlanıyor, aydınlatma ise tek bir gaz lambasıyla yapılıyordu. Çatısı eksik olan binanın kiremitleri, Ankaralıların evlerinden getirdikleri malzemelerle tamamlandı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de maddi destek sağlayarak meclisin açılmasına katkıda bulundu. Ancak zorluklar sadece maddi değildi. 10 Nisan 1920’de yayımlanan Dürrizade Fetvası ile Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak gibi liderler ‘hain’ ilan edilerek idamla cezalandırılmak istendi. Bu fetva, Anadolu’da çok sayıda isyanın çıkmasına yol açtı; özellikle Nallıhan, Beypazarı, Bolu, Düzce ve Gerede çevresindeki ayaklanmalar Ankara’yı doğrudan tehdit etti.”</p>
<p><strong>“TBMM’NİN AÇILIŞI VE İLK MECLİS ÇALIŞMALARI”</strong></p>
<p>23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Ankara’da büyük zorluklar ve manevi bir atmosfer eşliğinde açıldığını kaydeden Altıntaş, “Açılış öncesinde Hacı Bayram Camii’nde dualar edildi, hatimler ve Buhari okumaları yapıldı; ardından dini semboller eşliğinde Meclis binasına yürünerek kurbanlar kesildi. Meclis, en yaşlı üye olan Şerif Bey başkanlığında açıldı. 24 Nisan’da Mustafa Kemal Atatürk, yapılan oylamada büyük çoğunlukla Meclis Başkanı seçildi. Mecliste kabul edilen önergeyle, geçici değil kalıcı bir hükümet kurulması kararlaştırıldı” dedi.</p>
<p><strong>TBMM’NİN YÖNETİM MODELİ VE SİYASİ GRUPLAR</strong></p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisinin açıldığı dönemde “Meclis Hükümeti Sistemi” ile çalışan oldukça güçlü ve doğrudan egemenliği elinde tutan bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Altıntaş, şunları söyledi: “Bu sistemde yürütme yetkisi tek bir hükümette değil, doğrudan Meclis’in içinden seçilen İcra Vekilleri Heyeti aracılığıyla kullanılıyordu. Bakanlar, Meclis içinde adaylık ve oylama yoluyla seçiliyor; çoğunluğu alan kişi göreve geliyordu. Bu durum, klasik parlamenter sistemden farklı olarak doğrudan Meclis egemenliğine dayalı bir yapı oluşturuyordu. Meclis Başkanı olan Mustafa Kemal Atatürk, yürütme üzerinde mutlak bir atama yetkisine sahip değildi; kararlar kolektif irade ile şekilleniyordu. Bu nedenle sistem, teorik olarak oldukça demokratik bir görünüm taşıyordu. Dönemin Meclisi içinde farklı siyasi eğilimler de yer alıyordu. Birinci grup, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu olup Mustafa Kemal’i ve Milli Mücadele’yi koşulsuz destekliyordu. İkinci grup, saltanat ve hilafetin devamını savunan, ancak ülkenin bağımsızlığını da isteyen muhafazakâr milletvekillerinden oluşuyordu. Üçüncü grup ise daha radikal bir çizgide olup, Sovyet Rusya benzeri bir yönetim modelinin emperyalizme karşı daha etkili olabileceğini savunuyordu. Bu farklılıklara rağmen Meclis’in ortak paydası ‘önce vatanın kurtarılması’ ilkesiydi. Yani ideolojik ayrılıklar ikinci planda kalıyor, bağımsızlık hedefi birleştirici unsur oluyordu. Ancak savaşın ilerlemesi ve devletin kurumsallaşmasıyla birlikte bu farklı görüşler zamanla ayrışmaya başladı. İlk büyük anayasal düzenleme olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile devletin yapısı daha netleşti. Sürecin nihai sonucu ise 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin İlanı ile yeni rejimin kurulması oldu.” Konferans, soru cevap bölümünün ardından teşekkür belgesi takdimi ile sona erdi. <strong>&gt;&gt;&gt;Haber Merkezi</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-686568" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-1.jpeg" alt="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış" width="2048" height="1536" title="Prof. Dr. Altıntaş’tan TBMM’nin kuruluşuna tarihi bakış 10" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-1.jpeg 2048w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Prof.-Dr.-Altintastan-TBMMnin-kurulusuna-tarihi-bakis-1-540x405.jpeg 540w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
