Beştepe’de önemli mesaj
Papa 14. Leo, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Beştepe Millet Kütüphanesi’nde davetlilere hitap etti. Konuşmasında Türkiye’nin stratejik konumu ve küresel önemi üzerinde durdu.
Akdeniz ve dünya için kritik rol
Papa, Türkiye’nin sadece bölgesel değil, küresel açıdan da önemli bir rol üstlendiğini belirterek, hem bugünün hem de geleceğin dünyasında kritik bir konumda olduğunu ifade etti.
Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo, “Hristiyanların ülkenizin birliğine olumlu katkıda bulunmak istediklerini size içtenlikle temin ederim. Ülkenizde yaşayan Hristiyanlar da Türklerdir ve Türk kimliğinin bir parçasıdırlar” dedi.
Papa, ilk ziyaretinin Türkiye’ye olmasının anlamlı olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin hem coğrafi hem kültürel olarak dünyaya köprü olduğunu söyledi.
Türkiye’nin Akdeniz ve dünya için özel bir rol üstlendiğini vurgulayan Papa 14. Leo, ziyareti için hazırlanan logonun anlamını açıkladı. Papa, şöyle konuştu:
“Yolculuğumun logosu olarak seçilen boğaz üzerindeki köprü imgesi ülkenizin özel rolünü çok güzel ifade etmektedir. Akdeniz’in ve tüm dünyanın hem bugününde hem de geleceğinde önemli bir yeriniz var. Her şeyden önemlisi de iç çeşitliliğinize değer veriyorsunuz”
Türkiye’nin köprü işlevinin sadece coğrafi değil, toplumsal bir anlam taşıdığını belirten Papa, “Bir toplum çoğulculuğu varsa canlıdır. Çünkü o toplumu sivil toplum yapan halkını birbirine bağlayan köprülerdir” ifadelerini kullandı.
“ÜLKENİZDE YAŞAYAN HRİSTİYANLAR DA TÜRKTÜR”
Türkiye’deki Hristiyanların ülkenin birliği için olumlu katkı sunmak istediğini söyleyen Papa, “Ülkenizde yaşayan Hristiyanlar da Türklerdir ve Türk kimliğinin bir parçasıdırlar” dedi.
Papa 14. Leo, Bu çerçevede “Türksever” lakabı ile tanınan ve Türkiye’de görev yapmış Papa 23. Yuhanna’yı anarak onun 1935-1945 yıllarında İstanbul’daki görevleri sırasında Katoliklerin dışlanmaması için çalıştığını hatırlattı.
Papa 14. Leo, selefi Papa Fransua’nın “karşılaşma kültürü” ifadesine atıfla şunları söyledi:
“Saygıdeğer selefim Akdeniz’in tam kalbinde bizleri başkalarının acısını hissetmeye, yoksulların ve yeryüzünün çığlığına kulak vermeye davet ederek kayıtsızlığın küreselleşmesine karşı çıkmıştı”
Tanrı’nın da “yerle gök arasında köprü kurduğunu” söyleyen Papa, logosundaki köprünün sevgiyi ve şefkati yansıtması gerektiğini belirtti.
“Adalet ve merhamet, ‘güçlü olan haklıdır’ zihniyetine meydan okur” diyen Papa 14. Leo, “Tanrı’nın bütün çocuklarının erkeklerin ve kadınların, vatandaşların ve yabancıların, yoksulların ve zenginlerin onurunu ve özgürlüğünü korumak çok önemlidir” diye konuştu.
Konuşmasında ailenin toplumsal yaşam içindeki yerine özel vurgu yapan Papa 14. Leo, Türk toplumunun bu konuda hassasiyetini takdir etti:
“Ailede öteki olmadan ‘ben’ olmayacağını öğrendik. Diğer ülkelerden daha da fazla olarak aile, Türk kültüründe hâlâ çok önemlidir”
Kadınların eğitim ve kamusal hayattaki rolüne de dikkat çeken Papa, “Kadınlar, eğitimleri ve mesleki, kültürel ve siyasi hayata aktif katılımlarıyla ülkenize ve ülkenizin uluslararası alandaki olumlu etkisine giderek daha fazla hizmet etmektedirler” dedi.
Papa 14. Leo, Türkiye’yi daha önce ziyaret eden dört papanın izinden gittiğini belirterek şunları söyledi:
“Türkiye adil ve kalıcı barışın hizmetinde halklar arasında istikrar ve yakınlaşma kaynağı olsun. (…) Ziyaret sebebim olan İznik Konsili’nin 1700. yıldönümü, karşılaşma ve diyalogdan bahsetmektedir. Bugün diyaloğu teşvik edecek ve bunu sağlam bir irade ve sabırlı bir azimle uygulayacak kişilere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var”
Papa’nın konuşması tam olarak şöyle:
“Papalık döneminin yurt dışı yolculuklarına ülkenizi ziyaret ederek başlamaktan memnuniyet duyuyorum.
Zira bu ülkenin Hristiyanlığın kökenleriyle ayrılmaz bağları vardır. Ve bugün de İbrahim’in çocuklarını ve tüm insanlığı farklılıkları tanıyan ve takdir eden bir kardeşliğe davet etmektedir. Ülkenizin doğal güzellikleri bizleri tanrının yarattıklarını korumaya teşvik etmektedir. Yaşadığınız bu toprakların kültürel, sanatsal ve ruhani zenginliği farklı nesiller, gelenekler ve fikirler bir araya geldiğinde kalkınma ve bilgeliğin bir bütün oluşturacak şekilde birleştiğini ve böylece büyük medeniyetlerin şekillendiğini bizlere hatırlatmaktadır.
Bir yandan insanlık tarihinde yüzyıllar süren çatışmaların olduğu ve dünyamızın hala adaleti ve barışı çiğneyen hırslar ve seçimler nedeniyle istikrarlı olmadığı doğrudur. Aynı zamanda karşımıza zorluklar çıktığında böylesine muhteşem bir geçmişe sahip bir halk olmak hem bir armağan hem de bir sorumluluktur.
Yolculuğumun logosu olarak seçilen boğaz üzerindeki köprü imgesi ülkenizin özel rolünü çok güzel ifade etmektedir. Akdeniz’in ve tüm dünyanın hem bugününde hem de geleceğinde önemli bir yeriniz var. Her şeyden önemlisi de iç çeşitliliğinize değer veriyorsunuz. Asya ile Avrupa’yı, doğu ile batıyı birleştirmeden önce bu köprü Türkiye’yi kendine bağlamaktadır. Bu köprü ülkenin farklı bölgelerini bir araya getirerek ve bunu kendi içinde yaparak adeta diyarlılıkların kesişme noktasını oluşturmaktadır. Böyle bir durumda tek düzelik yoksullaşma olur.
Nitekim bir toplum çoğulculuğu varsa canlıdır. Çünkü o toplumu sivil toplum yapan halkını birbirine bağlayan köprülerdir. Oysa bugün insan toplulukları onları parçalara ayıran aşırı görüşler nedeniyle giderek daha fazla kutuplaşmakta ve bölünmektedir. Hristiyanların ülkenizin birliğine olumlu katkıda bulunmak istediklerini size içtenlikle temin ederim. Ülkenizde yaşayan Hristiyanlar da Türklerdir ve Türk kimliğinin bir parçasıdırlar.
Nitekim Türk Papa olarak tanıdığınız halkınıza derin dostluk bağlarıyla bağlı olan “Aziz Papa 23. Yuhanna” da bu kimliğe çok saygı duyardı. Aziz Papa 23.Yuhanna 1935 ile 1945 yılları arasında İstanbul’daki Latin cemaatinin Patrik Vekili ve Türkiye ve Yunanistan Apostolik Delegesi olarak görev yapmış ve Katoliklerin yeni cumhuriyetimizin devam eden kalkınma sürecinde dışlanmamaları için yorulmak nedir bilmeden çalışmıştır. O yıllarda Aziz Papa 23.Yuhanna şöyle yazmıştı: “Biz bu ulusun İstanbullu Latin Katolikleri ve Ermeni, Rum, Keldani, Suriyeli gibi diğer dinlere mensup Katolikleri olarak sadece sınırlı temasımızın olduğu büyük bir dünyada yaşayan mütevazı bir azınlığız. İnancımızı paylaşmayanlardan yani Ortodoks kardeşlerimizden, protestanlardan, Yahudilerden, Müslümanlardan diğer dinlere inananlardan ve inanmayanlardan kendimizi ayırmak istiyoruz. Herkesin kendi işine, kendi ailesine ya da ulusal geleneklerine odaklanması kendi toplumunun sınırlı çemberi içinde kalması mantıklı görünmektedir” Sevgili kardeşlerim, sevgili çocuklarım size şunu söylemeliyim İncil ve Katolik ilkeleri ışığında bu mantık yanlış bir mantıktır. O zamandan bu yana kilisede ve toplumumuzda şüphesiz büyük adımlar atılmıştır. Ancak bu sözlerin günümüzdeki yankısı hala güçlüdür. Ve Papa Fransua’nın karşılaşma kültürü olarak adlandırdığı daha Evanjelik ve samimi bir düşünce tarzına ilham vermeye devam etmektedir.
Nitekim saygıdeğer selefim Akdeniz’in tam kalbinde bizleri başkalarının acısını hissetmeye yoksulların ve yeryüzünün çığlığına kulak vermeye davet ederek kayıtsızlığın küreselleşmesine karşı çıkmıştı. Böylece merhametli ve şefkatli öfkesi yavaş ve sevgisi bol tek tanrının yansıması olan şefkatli eyleme bizleri teşvik etmiştir. Bu bağlamda muhteşem köprünüzün imgesi de yardımcıdır. Çünkü Tanrı da kendini göstererek yerle gök arasında da bir köprü kurmuştur. Bunu da kalplerimizin değişip onun kalbi gibi olabilmesi için yapmıştır. Bu köprü fizik kurallarına neredeyse meydan okuyan muazzam bir asma köprüdür. Benzer şekilde sevginin de mahrem ve özel unsurlarının yanı sıra görünür ve kamusal bir boyutu da vardır. Ayrıca adalet ve merhamet de güçlü olan haklıdır zihniyetine meydan okur ve şefkat ve dayanışmanın kalkınmanın gerçek ölçütleri olarak kabul edilmesini talep eder. Bu nedenle Türkiye gibi dinin görünür bir rol oynadığı bir toplumda tanrının bütün çocuklarının erkeklerin ve kadınların vatandaşların ve yabancıların yoksulların ve zenginlerin onurunu ve özgürlüğünü korumak çok önemlidir. Hepimiz tanrının çocuklarıyız ve bu durumunda kişisel, sosyal ve siyasi sonuçları vardır. Kalpleri tanrının iradesine açık olanlar her zaman ortak iyiliği ve herkese saygılı davranmayı teşvik ederler. Günümüzde ise bunu yapabilmek yerel politikaları ve uluslararası ilişkileri yeniden şekillendirmesi açısından büyük bir zorluktur.
Özellikle de adaletsizliğin üstesinden gelmeye yardımcı olmak yerine adaletsizliği daha da kötüleştirebilecek teknolojik gelişmeler karşısında büyük bir zorluktur. Yapay zekanın yaptığı ise aslında kendi tercihlerinizi yeniden üretmekten başka bir şey değildir. Ve daha derinlemesine incelediğimizde makinelerin değil insanlığın kendi eseri olan süreçleri hızlandırdığını görürüz. İşte bu nedenle birlikte çalışalım. Birlikte çalışalım ki kalkınmanın yörüngesini değiştirelim ve insanlık ailemizin birliğine verilen zararı onaralım. Hanımefendiler ve beyefendiler biraz önce insanlık ailesinden bahsettim. Bu metafor ortak kaderimiz ile her bireyin deneyimleri arasında bağ kurmaya ve yine köprü inşa etmeye davet ediyor. Nitekim her birimiz için aile sosyal yaşamın ilk çekirdeğiydi ve ailede öteki olmadan benim olmayacağını öğrendik. Diğer ülkelerden daha da fazla olarak aile Türk kültüründe hala çok önemlidir. Ve ailenin merkezi konumunu desteklemeye yönelik girişimler de fazlasıyla mevcuttur. Nitekim toplumla toplumsal birlikte yaşam için gerekli tutumlar ile ortak iyiliğe yönelik ilk ve temel duyarlılık tam da ailenin içinde olgunlaşmaktadır. Elbette her aile kendi içine kapanabilir. Düşmanlık besleyebilir ya da bazı üyelerinin yeteneklerin gelişmesini engelleyecek derecede kendilerini ifade etmelerini önleyebilir. Oysa insanlar bireyciliğe odaklanan bir kültür sayesinde ya da evliliği küçümseyerek ya da hayatın getireceklerine açık olmaktan kaçınarak daha fazla fırsat elde edemezler veya daha mutlu olamazlar. Ayrıca tüketimci ekonomiler aldatıcıdır. Çünkü yalnızlık bir işe dönüşür. Bu duruma sevgiyi ve kişisel bağlara değer veren bir kültürle karşılık vermeliyiz. Çünkü ancak birlikte olduğumuzda gerçek benliğimize dönüşebiliriz. İç yaşamımız ancak sevgiyle derinleşir ve kimliğimiz güçlenir. Temel insani bağları küçümseyen ve kendi sınırlılıklarını ve kırılganlıklarını kabullenmeyi öğrenemeyen kişiler karmaşık dünyamızla etkileşim kurma konusunda daha kolay hoşgörüsüz ve yetersiz hale gelirler. Aynı zamanda aile yaşamı içerisinde eşler arasındaki sevginin değeri ve kadınların katkısı çok özel bir biçimde ortaya çıkar. Özellikle kadınlar eğitimleri ve mesleki, kültürel ve siyasi hayata aktif katılımlarıyla ülkenize ve ülkenizin uluslararası alandaki olumlu etkisine giderek daha fazla hizmet etmektedirler.
Bu nedenle aileye ve de kadınların toplumsal hayatın tüm yönleriyle gelişmesine yaptıkları katkıyı destekleyen bu önemli girişimlere çok değer vermeliyiz. Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye adil ve kalıcı barışın hizmetinde halklar arasında istikrar ve yakınlaşma kaynağı olsun. 1967, 6’ncı Paul, 1979’da 2’nci Yuhanna Pavlus, 2006’da Papa 16’ıncı Benedict ve 2014’te Papa Franciscus olmak üzere 4 Papa’nın Türkiye ziyaretleri Kutsal Makam Vatikan’ın Türkiye Cumhuriyeti ile sadece ilişkiler sürdürmekle kalmayıp aynı zamanda Doğu ile Batı, Asya ile Avrupa arasında bir köprü olmasının yanı sıra kültürlerin ve dinlerin kesiştiği yer olan bu ülkenin katkılarıyla daha iyi bir dünya inşa etmek için iş birliği yapmak istediğini de göstermektedir. Ziyaret sebebim olan İznik Konsili’nin 1700. yıldönümü ilk sekiz ekümenik konsilin bugünkü Türkiye topraklarında düzenlenmiş olması gibi bize karşılaşma ve diyalogdan bahsetmektedir. Bugün diyaloğu teşvik edecek ve bunu sağlam bir irade ve sabırlı bir azimle uygulayacak kişilere, insanlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Büyük uluslararası kuruluşların kurulmasına tanıklık eden 2. Dünya Savaşı’nı yaşattığı trajedilerin ardından şu anda ekonomik ve askeri güç stratejilerinin hakim olduğu küresel düzeyde çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Bu durum Papa Franciscus’un deyimiyle parça parça yürütülen 3. bir dünya savaşına mümkün kılmaktadır. Buna asla boyun eğmemeliyiz. İnsanlığın geleceği tehlikede. Bu yıkıcı dinamiğin enerjisi ve kaynaklar, barış, açlık ve yoksullukla mücadele, sağlık ve eğitimle yaratılışın korunması gibi insanlık ailesinin bugün birlikte yüzleşmesi gereken gerçek zorluklar yerine başka yönlere doğru saptırılıyor. Kutsal Makam Vatikan sadece ruhani ve ahlaki gücüyle her bir insanın bütünsel gelişimi önemsiyen tüm uluslarla işbirliği yapmak istemektedir. Öyleyse Tanrı’nın yardımına alçak gönüllülükle güvenerek doğruluk ve dostluk içinde birlikte yürüyelim. ”
