<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Öznur Kırman &#8211; Gazete3 | Afyon Haberleri</title>
	<atom:link href="https://www.gazete3.com.tr/author/oznurkirman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.gazete3.com.tr</link>
	<description>Gazete 3 - Afyon Haberleri - Afyon Son Dakika Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Jun 2026 06:25:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/cropped-Adsiz-512-x-512-piksel-1-32x32.png</url>
	<title>Öznur Kırman &#8211; Gazete3 | Afyon Haberleri</title>
	<link>https://www.gazete3.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>GÖRDÜĞÜMÜZÜN ÖTESİNDE BİR HAZİRAN</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/gordugumuzun-otesinde-bir-haziran/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 06:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk işçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[engelli farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllü kan bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[Haziran ayı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[iyot yetersizliği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser sağkalanları]]></category>
		<category><![CDATA[maneviyat]]></category>
		<category><![CDATA[Merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[mülteciler günü]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal duyarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gazete3.com.tr/?p=700791</guid>

					<description><![CDATA[Farkındalığın Yaz Dönümü!  Değerli Okurlarım; ​  Haziran kapıyı çaldığında, çoğumuzun zihninde canlanan resim az çok bellidir: Gökyüzünün en cömert maviliği, içimizi ısıtan sıcak günler, doğanın canlanışı, okulların kapanmasıyla birlikte  yapılan tatil planları&#8230; Ancak takvim yapraklarını sadece mevsimsel bir döngü, sıradan bir zaman dilimi olarak görmekten sıyrılıp, ona toplumsal vicdanın, maneviyatın ve empatinin pencerelerinden baktığımızda, Haziran [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Farkındalığın Yaz Dönümü!</strong></p>
<p><em> Değerli Okurlarım;</em></p>
<p>​  Haziran kapıyı çaldığında, çoğumuzun zihninde canlanan resim az çok bellidir:</p>
<p>Gökyüzünün en cömert maviliği, içimizi ısıtan sıcak günler, doğanın canlanışı, okulların kapanmasıyla birlikte  yapılan tatil planları&#8230;</p>
<p>Ancak takvim yapraklarını sadece mevsimsel bir döngü, sıradan bir zaman dilimi olarak görmekten sıyrılıp, ona toplumsal vicdanın, maneviyatın ve empatinin pencerelerinden baktığımızda, Haziran ayının bambaşka bir derinliğe büründüğünü görürüz. Bu ay, aslında insanlığımızın, merhametimizin ve birbirimize olan manevi bağlarımızın test edildiği, sesini duyuramayanların sesi olmamız için bize uzatılan evrensel bir farkındalık aynasıdır.</p>
<p>​  Gördüğümüzün ötesine geçip zamana kalbimizle yaklaştığımızda, Haziran’ın her bir gününün, insanlığın ortak hafızasına ve vicdanına yazılmış derin birer mektup olduğunu anlarız.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone  wp-image-700792" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Oznur-Kirman-GORDUGUMUZUN-OTESINDE-BIR-HAZIRAN.jpg" alt="GÖRDÜĞÜMÜZÜN ÖTESİNDE BİR HAZİRAN" width="1394" height="780" title="GÖRDÜĞÜMÜZÜN ÖTESİNDE BİR HAZİRAN 2" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Oznur-Kirman-GORDUGUMUZUN-OTESINDE-BIR-HAZIRAN.jpg 972w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Oznur-Kirman-GORDUGUMUZUN-OTESINDE-BIR-HAZIRAN-400x225.jpg 400w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/Oznur-Kirman-GORDUGUMUZUN-OTESINDE-BIR-HAZIRAN-540x302.jpg 540w" sizes="(max-width: 1394px) 100vw, 1394px" /></p>
<p>​  <strong><em>Umudun İlmek İlmek Örüldüğü Hayatlar</em></strong></p>
<p>​ Haziran ayı, adeta hayatın en zorlu virajlarında insan iradesinin ve yaşama sevincinin nasıl bir mucizeye dönüşebileceğini hatırlatarak başlar.</p>
<p><em> &#8220;<strong>Ulusal Kanser Sağkalanları  Günü&#8221;,</strong></em> bu mücadelenin en somut örneğidir. Kanser teşhisiyle yüzleşmiş, o ağır tedavi süreçlerinin karanlık dehlizlerinden geçerek hayata yeniden tutunmuş ya da şu an o koridorda yürüyen canlarımızın azmini selamlama günüdür bu. Onlar, sadece tıbbi bir sürecin özneleri değil; sabrın, tevekkülün ve her şeye rağmen yaşama sarılmanın yaşayan anıtlarıdır. Onların gözlerindeki o ışığı fark etmek, hikayelerine omuz vermek ve <em>&#8220;yalnız değilsiniz&#8221;</em> diyebilmek, modern dünyanın unuttuğu en büyük insani sorumluluğumuzdur.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>​ Hemen ardından gelen <strong><em>1-7 Haziran İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi Haftası</em></strong> ise, ilk bakışta sadece tıbbi bir konu gibi görünse de, aslında nesillerimizin sağlığına, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın zihinsel ve bedensel gelişimine verilen değerin bir göstergesidir. Maneviyat, sadece soyut kavramlarda değil; bir çocuğun sağlıklı büyümesi için gereken en küçük bir ayrıntıyı bile dert edinmekte, yani koruyucu bir merhamette gizlidir.</p>
<p>​ <strong><em>Çocuklarımızın Çalınan Düşleri ve İnsanlığın Ağır Sınavı</em></strong></p>
<p>​ <em>Takvimler <strong>12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü’</strong>nü gösterdiğinde</em> ise, insanlığın yüzleşmesi gereken en ağır, en yaralı aynayla karşı karşıya kalırız. Parklarda neşeyle koşması, akranlarıyla masalları paylaşması, kalemiyle ve defteriyle kendi geleceğini inşa etmesi gereken çocukların, küçücük ellerine haksız ve ağır yüklerin verildiği gerçeği, hepimizin yüreğinde sızlaması gereken bir yaradır.</p>
<p>​ Bir çocuğun çocukluğunu elinden almak, sadece onun dünyasını değil, insanlığın geleceğini karartmaktır. Onlar, bu dünyaya erkenden büyümek, hayatın acımasız dişlileri arasında ezilmek için gelmediler. Onlar, toplumun en saf, en masum ve en kutsal emanetleridir. Bu özel gün, sadece bir anma günü değil; o minik ellerin haksızca ağır yükler altında ezilmesine karşı topyekûn bir vicdan hareketidir. Bir çocuğun tebessümünü kurtarmak, dünyayı kurtarmakla eşdeğerdir.</p>
<p>​ <strong><em>Damarlardaki Yaşamdan Hayat Köprülerine</em></strong></p>
<p>​ Ayın ortasına doğru ilerlerken, insanı <strong><em>&#8220;insan&#8221; </em></strong>yapan en saf, en karşılıksız iyilik hareketlerinden birinin huzuruna varırız<em>: </em></p>
<p><strong><em> 14 Haziran Dünya Gönüllü Kan Bağışçıları Günü.</em></strong> Hiç tanımadığınız, adını bile bilmediğiniz, belki de hiç karşılaşmayacağınız bir insanın hayatına dokunmak; damarlarınızdaki o hayati sıvıyı bir başkasının yaşama tutunması için karşılıksızca sunmak&#8230; İşte bu, maneviyatın ve toplumsal dayanışmanın zirvesidir. Kan bağışı, sadece biyolojik bir takviye değil, insandan insana uzanan görünmez bir can köprüsü, sevginin en somut halidir.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>​  Bu dayanışma ruhu<em>, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde</em> bizi daha geniş bir empati çemberine davet eder. Evini, barkını, çocukluğunun geçtiği sokakları, anılarını ve sevdiklerini bir gecede geride bırakıp belirsizliğe doğru yola çıkmak zorunda kalan milyonlarca insanın trajedisini anlamaktır bu günün özü. Merhamet ve insanlık, pasaportlara veya sınırlara sığmaz. Başını sokacak güvenli bir yuva arayan, evlatlarının canını kurtarmaya çalışan her bir insanın onurunu korumak, küresel vicdanın en büyük sınavıdır.</p>
<p>​  <strong><em>Sözün Özü: Gönül Gözüyle Görmek</em></strong></p>
<p>​ Değerli okurlarım, Haziran ayı bize çok net bir hakikati fısıldıyor: Hayat sadece kendi konfor alanlarımızdan, kendi küçük dünyalarımızdan ve günlük telaşlarımızdan ibaret değil. Bizler; bir kanser savaşçısının direnme gücünde, bir çocuğun gözündeki hüzünde, bir kan bağışçısının şefkatinde ve bir mültecinin umudunda birbirimize görünmez, kalbi bağlarla bağlıyız.</p>
<p>​ Bu Haziran’da pencerelerimizi sadece yaza ve güneşe değil; insani değerlerimize, maneviyatımıza ve birbirimize açalım. Gönül gözümüzü karartmadan, hayatın zorlu yollarında yürüyen hiç kimseyi geride bırakmayacak bir duyarlılıkla hareket edelim.</p>
<p><em>​  Çünkü hayat, ancak birbirimizin elinden tuttuğumuzda, acıyı paylaşıp sevgiyi çoğalttığımızda ve her şeye &#8220;farkındalıkla&#8221; baktığımızda gerçekten yaşanmaya değer kılınır.</em></p>
<p><em> <strong>Haziranı İyi Tanıyın</strong></em></p>
<p><strong><em>Hayatı Engelsiz Sayın</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“HEDEF 03” Toplumsal Dönüşümün Kodları</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/hedef-03-toplumsal-donusumun-kodlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:55:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gazete3.com.tr/?p=685274</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Okurlarım, Bu yazım sadece bir bayram kutlaması  değil, aynı zamanda gerçeklerimizle yüzleşme yazısıdır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na sayılı günler kala, bayraklarla süslü balkonların ardında saklanan o büyük sessizliğe ve çığlığa bakmanın vakti geldi. Atatürk’ün geleceğin mimarları olarak emanet ettiği çocuklarımız, bugün kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bir şiddet sarmalının içinde adete &#8220;yok [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Okurlarım,</p>
<p>Bu yazım sadece bir bayram kutlaması  değil, aynı zamanda gerçeklerimizle yüzleşme yazısıdır.</p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na sayılı günler kala, bayraklarla süslü balkonların ardında saklanan o büyük sessizliğe ve çığlığa bakmanın vakti geldi. Atatürk’ün geleceğin mimarları olarak emanet ettiği çocuklarımız, bugün kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bir şiddet sarmalının içinde adete <em>&#8220;yok edilmek isteniyor&#8221;.</em></p>
<p>Biz, çocuklarımızı akademik başarı adı altında <em>&#8220;yarış atı&#8221;</em>na çevirirken; vicdanı, merhameti ve insanlığı onların eğitim müfredatından sildik. Çocuklarımızı sanal dünyanın karanlık  odalarına <em>&#8220;dijital bakıcı&#8221;</em> niyetine terk ettik<em>. Bugün okulda akranına şiddet uygulayan, öğretmeni itibarsızlaştıran, yaşlıya, engelliye, hayvana ve doğaya tahammülü kalmayan bir neslin sorumlusu o çocuklar değil; biziz!</em></p>
<p><em>Okullarda akranına acımasızca davranan, öğretmenini aşağılayan, en ufak sorunda şiddete başvuran bir nesil gökten zembille inmedi. Bu, anne-babalık görevini &#8220;çocuğun karnını doyurup eline telefon tutuşturmak&#8221; sananların hasadıdır.</em></p>
<p><strong><em> Artık dürüst olalım: Herkes çocuk yapabilir ama herkes &#8220;ebeveyn&#8221; olamaz!</em></strong></p>
<p><em> Anne ve baba olmak, bir biyolojik tesadüfün ötesinde; zihinsel, ruhsal ve ahlaki bir ehliyet gerektirir. Devletimiz, nasıl ki bir araç kullanmak için ehliyet şartı koşuyorsa; bir insan yetiştirmek, bir geleceği şekillendirmek için de <strong>&#8220;Ebeveynlik Ehliyeti&#8221;</strong>nin temellerini atmalıdır. Onun için diyorum ki:</em></p>
<p>​ &#8220;Anne-Baba Olma Ehliyeti&#8221;  ni Tartışmanın Vakti Geldi</p>
<p>​ Artık acı gerçeği masaya yatıralım: Anne ve baba olmak, sadece biyolojik bir süreç değildir. Bir nesil yetiştirmek, bir devlet kurmaktan daha ağır bir sorumluluktur.</p>
<p>​  Önleyici müdahale istiyoruz; peki, anne-baba olma ehliyetini sorguladık mı? Fiziksel ve ruhsal sağlığı yerinde olmayan, kendi içindeki öfkeyle baş edemeyen, komşuluk ilişkilerini, akrabalık değerlerini, toplumsal nezaketi tüketmiş bireylerin; çocuk yetiştirme ehliyeti var mıdır? Bir çocuğun dünyaya gelmesi, sağlıklı bir <em>&#8220;yeni dünya&#8221;</em> kurulması için; evlilik öncesi bilinç, ruh sağlığı ve ebeveynlik hazırlığı bir zorunluluk hale gelmelidir. Devletimiz ve sivil toplum, artık sadece <em>&#8220;çocuğu korumakla&#8221;</em> değil; <em>&#8220;ebeveyni eğitmekle&#8221;</em> yükümlüdür.</p>
<p>​  Bu krizden çıkışın yolu, “Pozitif Dönüşüm Hareketi” çatısı altında birleşen “Hedef03” kodlarıdır<em>. Bu bir şehir kodu değil, bir ulusal kurtuluş reçetesidir</em></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-685275" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Oznur-Kirman-HEDEF-03-Toplumsal-Donusumun-Kodlari.jpeg" alt="“HEDEF 03” Toplumsal Dönüşümün Kodları" width="1344" height="768" title="“HEDEF 03” Toplumsal Dönüşümün Kodları 4" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Oznur-Kirman-HEDEF-03-Toplumsal-Donusumun-Kodlari.jpeg 1344w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/Oznur-Kirman-HEDEF-03-Toplumsal-Donusumun-Kodlari-540x309.jpeg 540w" sizes="(max-width: 1344px) 100vw, 1344px" /></p>
<p>Peki Neler Yapılmalı?</p>
<p><strong>Aile Temelinde &#8211; Hedef 03</strong></p>
<p><em>​ </em> <strong>Anne-baba olma ehliyeti:</strong> Çocuk sahibi olmadan önce ruhsal, fiziksel ve vicdani hazırlık yapılmalı.</p>
<p>​ <strong>Dijital temizlik:</strong> Çocuklarımıza telefonu <em>&#8220;oyuncak&#8221;</em> değil, <em>&#8220;araç&#8221;</em> olarak konumlandırmalıyız.</p>
<p>​ <strong><em>Duygusal zeka</em></strong>: Çocuğun akademik notundan önce, vicdani karnesine odaklanmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​   Üç Sütunda Yapmamız Gerekenleri Açıklayalım:</p>
<p>​ <strong>Çocuk Yetiştirirken:</strong> Onları <em>&#8220;başarı&#8221; </em>putuna kurban etmeyelim. Onlara <em>&#8220;insan&#8221; </em>olmayı, hayvana, doğaya ve yaşlıya hürmeti öğretelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​  <strong>Eğitim Sürecinde:</strong> Öğretmeni itibarsızlaştıran her hareket, çocuğunuzun geleceğine sıkılan bir kurşundur. Okul-aile iş birliğini &#8220;müşteri&#8221; ilişkisinden çıkarıp <em>&#8220;gelecek oluşturmaya&#8221;</em> taşıyalım.</p>
<p>​ <strong>Toplum Yaşamında:</strong>  Komşuluk, akrabalık ve toplumsal duyarlılık. Sokakta şiddet gören birine gözünü çeviren bir toplumun, çocuklarının şiddetsiz büyümesini beklemeye hakkı yoktur.</p>
<p>​            <strong>Sanal Ölüm Çemberinden Gerçek Hayata</strong></p>
<p>​  Dijital oyunlarda <em>&#8220;görev&#8221;</em> sanılan şiddet, sokakta kanlı bir gerçeğe dönüşüyor. Çocuğunuza telefon verip onu dünyanın en tehlikeli terör yuvalarına emanet ediyorsunuz. Ağaç yaşken eğilir. Eğer çocuğunuza toprağı, canlıyı, nezaketi göstermezseniz; o ekranın arkasındaki <em>&#8220;sanal tetikçiliğe&#8221;</em> alışacaktır.</p>
<p><em>​ Bugün, bu “Pozitif Dönüşüm Hareketi” ile devletimize de çağrımızdır:</em></p>
<p>Çocuklarımızı korumak için topyekün bir sağlık ve eğitim seferberliği şarttır. Sevgi yoksunu büyüyen, ruh sağlığı bozuk, dijital şiddetle zehirlenmiş her çocuk, toplumumuzun kaybedilmiş bir parçasıdır.</p>
<p><em>        Devlet , Aile ve Okul El Ele</em></p>
<p><em>  Bu bir eleştiri değil, bir çağrıdır. Devletimiz, çocuk istismarına ve şiddetine karşı yasaları sertleştirmeli; ancak çözüm, yasalardan önce <strong>&#8220;ailenin özelinde&#8221;</strong> yatar. Anne-baba, öğretmeni düşman değil, çocuğunun geleceğini inşa eden bir mimar olarak görmelidir. Velinin, öğretmeni itibarsızlaştırdığı her an; çocuğun gelecekteki <strong>&#8220;otoriteye saygı&#8221;</strong> bilinci yok edilmektedir.</em></p>
<p>​  <em>Son Söz Olarak ta “Çuvaldızı Önce Kendimize Batıralım”</em></p>
<p>​ <em>Gelin çocuklarımıza , 23 Nisan&#8217;da hediye almayın; onlara <strong>&#8220;örnek alınacak bir ebeveyn&#8221; </strong>hediye edin. Kendi öfkenizi, bencilliğinizi ve değerlerimizi yok saya</em>n tavrınızı &#8220;0&#8221; layın. Gelecekte verdiğiniz bu kararın ne kadar isabetli olduğunu göreceksiniz.</p>
<p>​ Gelecek, akademik başarıyla değil; sadece ve sadece vicdanla kurtulacaktır. Eğer bizler anne-babalık ehliyetimizi vicdanımızla tescillemezsek, çocuklarımız bu dijital(sanal) enkazın altında kalmaya mahkum olacaktır.</p>
<p>***</p>
<p>Ulusumuzun varoluşu, geleceğimizin mimarı olan çocuklarımızın temelini ne kadar sağlam inşa edersek , geleceğimiz güvende olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​ <strong>Yarın geç olmadan, bugün aynaya bakalım. Hedef 03’ü;</strong></p>
<p><strong> Türkiye’nin huzur ve güven kodu olarak görelim.</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong><em>Çocuklarınızı, Sevgi ve Eğitimle Sarın!</em></strong></p>
<p><strong><em>Hayatı Engelsiz Sayın!</em></strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>​#Hedef03</strong></p>
<p><strong> #PozitifDönüşümHareketi </strong></p>
<p><strong>#EbeveynlikEhliyeti </strong></p>
<p><strong>#ÇocuklarımızaSahipÇıkalım</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOSYAL RİSK HARİTASINDA AFYONKARAHİSAR da YERİNİ ALDI</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/sosyal-risk-haritasinda-afyonkarahisar-da-yerini-aldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:37:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ailevesosyalhizmetlerbakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kapsayıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[proaktif]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalriskharitası]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsalvicdan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gazete3.com.tr/?p=675415</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Okurlarım, Öncelikle geçmiş Ramazan Bayramınızı kutluyorum. Bu yazımda farkındalığı ve toplum olarak elimizi taşın altına koymamız gerektiğini, devletimizin önemli bir çalışmasını sizlerle paylaşıyorum. Sosyal Hizmetlerde Yeni Dönem Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığın sosyal risk haritasında, Afyon’un yer alması, şehrimize özel bir dikkatin ve hassasiyetin göstergesidir. Bu harita, sorunların nerede olduğunu değil, çözümün nereden başlaması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Okurlarım,</p>
<p>Öncelikle geçmiş Ramazan Bayramınızı kutluyorum.</p>
<p>Bu yazımda farkındalığı ve toplum olarak elimizi taşın altına koymamız gerektiğini, devletimizin önemli bir çalışmasını sizlerle paylaşıyorum.</p>
<p><em>Sosyal Hizmetlerde Yeni Dönem</em></p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığın sosyal risk haritasında, Afyon’un yer alması, şehrimize özel bir dikkatin ve hassasiyetin göstergesidir. Bu harita, sorunların nerede olduğunu değil, çözümün nereden başlaması gerektiğini gösteren bir fenerdir.</p>
<p><em>“Kritik listede yer almak bir dezavantaj değil; Afyon’un sosyal hizmet modelinde bir Türkiye markası haline gelmesi için büyük bir fırsat. Dijital rehberlerle her haneye dokunulacak, her yara vaktinde sarılacak.&#8221;</em></p>
<p><em>Sosyal Risk Haritası Nedir?</em></p>
<p>​ Türkiye, sosyal devlet anlayışında tarihi bir dönüm noktasının eşiğinde. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın başlattığı <em>&#8220;Sosyal Risk Haritası&#8221; </em>projesi, sadece dijital bir veri tabanı değil; bu toprakların en derin yaralarına dokunan, en sessiz çığlıklarını duyan bir toplumsal vicdan seferberliğidir. Artık devlet, bir kriz çıktıktan sonra <em>&#8220;olay yerine&#8221;</em> intikal eden bir yapıdan; risk kapıyı çalmadan o kapıda biten, sorunu doğmadan önce önleyen bir pusulaya dönüşüyor.</p>
<p>​ <strong>Sadece Veri Değil, Umut Haritası</strong></p>
<p>​ Bir mahalleye girdiğinizde ne görürsünüz? Binalar, sokaklar, insanlar&#8230; Peki ya o binaların içindeki hayatlar? Sosyal Risk Haritası, işte o hayatların röntgenini çekiyor. Bu proje, bir veri toplama işinden çok daha fazlası; o verilerin arkasındaki insanların hayatına dokunmak, onlara umut olmak demektir.</p>
<p>​ <strong>       Kimse Geride Kalmayacak!</strong></p>
<p>​ Bu harita, toplumun en kırılgan kesimlerini, en korunmasız bireylerini merkeze alıyor. Engellilerimizden yaşlılarımıza, şiddet mağduru kadınlarımızdan suça sürüklenme riski olan çocuklarımıza kadar herkes bu haritanın bir parçası. Kimse geride kalmayacak, kimse unutulmayacak.</p>
<p>​ <em>Engelli Bireyler İçin Engelsiz Hayat:</em> Evinden çıkamayan, sosyal hizmetlere erişmekte zorlanan engelli vatandaşlarımız, bu harita sayesinde sistemde <em>&#8220;Kırmızı Alarm&#8221;</em> olarak görülecek. Devlet, engelli bireyin ayağına giderek ihtiyacı olan hizmeti (evde bakım, psikososyal destek vb.) risk oluşmadan sunacak. Onların hayatı kolaylaşacak, toplumda daha aktif bir şekilde yer almaları sağlanacak.</p>
<p>​ <em>Yaşlılar İçin Saygın Bir Yaşam:</em> Yaşlılarımız, bu ülkenin yaşayan kütüphaneleri, en kıymetli hazineleridir. Sosyal Risk Haritası, yalnız yaşayan, bakıma muhtaç yaşlılarımızı tespit ederek onlara gerekli desteği sağlayacak. Onların saygın bir yaşam sürmeleri, hak ettikleri ilgiyi ve sevgiyi görmeleri sağlanacak.</p>
<p>​ <em>Şiddet Mağduru Kadınlar İçin Güvenli Bir Liman:</em> Şiddet, toplumun en büyük kanayan yaralarından biridir. Bu harita, şiddet riski altındaki kadınları tespit ederek onlara gerekli korumayı ve desteği sağlayacak. Şiddete <em>“sıfır tolerans”</em> anlayışıyla, kadınların güvenli bir yaşam sürmeleri sağlanacak.</p>
<p>​ <em>Suça Sürüklenme Riski Olan Çocuklar İçin Aydınlık Bir Gelecek:</em> Çocuklar, bu ülkenin geleceğidir. Onların suça sürüklenmesini önlemek, onlara aydınlık bir gelecek sunmak hepimizin görevidir. Bu harita, suça sürüklenme riski olan çocukları tespit ederek onlara gerekli eğitimi, rehabilitasyonu ve desteği sağlayacak. Onların hayatı kurtulacak, topluma yararlı bireyler olarak yetişmeleri sağlanacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-675416" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Oznur-Kirman-SOSYAL-RISK-HARITASINDA.jpeg" alt="SOSYAL RİSK HARİTASINDA AFYONKARAHİSAR da YERİNİ ALDI" width="1340" height="768" title="SOSYAL RİSK HARİTASINDA AFYONKARAHİSAR da YERİNİ ALDI 6" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Oznur-Kirman-SOSYAL-RISK-HARITASINDA.jpeg 1340w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Oznur-Kirman-SOSYAL-RISK-HARITASINDA-540x309.jpeg 540w" sizes="(max-width: 1340px) 100vw, 1340px" /></p>
<p>Uygulama Mart 2026 tarihi itibarıyla 11 pilot ilde başladı ve hızla 35 ile, ardından tüm Türkiye’de Proaktif şekilde uygulanması planlanmakta.</p>
<p>İşte o ilk adımı atan şehirlerimiz:</p>
<p>​ <strong>Adana, Afyonkarahisar, Aksaray, Edirne, Gaziantep, İzmir, Manisa, Niğde, Sinop, Trabzon ve Van</strong>. Bu şehirler, Türkiye’nin sosyal röntgeninin çekildiği laboratuvarlar oluyor.</p>
<p><strong> </strong> Bu illerdeki uzman ekipler; Proaktif bir sistemle, mahalle mahalle, hane hane tarama yaparak kimin desteğe, kimin rehabilitasyona, kimin sadece bir <em>&#8220;Nasılsın?&#8221;</em> sorusuna ihtiyacı olduğunu tespit ediyor.</p>
<p><strong>Birlikte Daha Güçlüyüz!</strong></p>
<p>​ Sosyal Risk Haritası,Türkiye&#8217;nin sosyal devlet anlayışında bir devrim niteliğindedir. Birlikte daha güçlüyüz, birlikte daha umutluyuz. Bu projeye destek olalım, Türkiye&#8217;nin toplumsal vicdan seferberliğine katılalım.</p>
<p>​ <em>Şimdi soruyorum:</em> Mahallenizdeki o sessiz evin içinde ne yaşandığını devlet biliyorsa ve oraya yardım eli uzatıyorsa, bu hepimizin huzuru değil midir? Bu haritaya sadece bir<em> &#8220;proje&#8221; </em>olarak bakmayın; bu, ülkemizin kadınlarına, çocuklarına,  yaşlılarına ve engellilerine verilmiş bir <em>&#8220;Yalnız değilsiniz&#8221;</em> sözüdür.</p>
<p><em>  Bir toplum, en zayıf halkası kadar güçlüdür.”</em></p>
<p><strong>Sosyal Riski Azaltın!</strong></p>
<p><strong>Hayatı Engelsiz Sayın</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSTATİSTİKLERİN ÖTESİNDE BİR MÜCADELE Bakım Farkını Kapatın</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/istatistiklerin-otesinde-bir-mucadele-bakim-farkini-kapatin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 08:39:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[#4Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[#BakımFarkınıKapat]]></category>
		<category><![CDATA[#DünyaKanserGünü]]></category>
		<category><![CDATA[#ErkenTeşhisHayatKurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[#KETEM]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gazete3.com.tr/?p=658410</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili okurlarım; En kıymetli hazinemiz, yani yaşama hakkımızı işaret eden 4 Şubat, sadece bir farkındalık günü değil; Kansere karşı bir varoluş biçimidir.”4 Şubat Dünya Kanser Günü” bu yılın ana teması yine çok net: “Bakım Farkını Kapatın!” ​ 4 Şubat ve Ötesi ​Takvimler 4 Şubat’ı gösterdiğinde, dünyanın dört bir yanında binalar ışıklandırılıyor, sosyal medya paylaşımları artıyor [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili okurlarım;</p>
<p>En kıymetli hazinemiz, yani yaşama hakkımızı işaret eden 4 Şubat, sadece bir farkındalık günü değil; Kansere karşı bir varoluş biçimidir<strong>.”4 Şubat Dünya Kanser Günü” bu yılın ana teması yine çok net:</strong> <strong>“Bakım Farkını Kapatın!”</strong></p>
<p>​ 4 Şubat ve Ötesi</p>
<p>​Takvimler 4 Şubat’ı gösterdiğinde, dünyanın dört bir yanında binalar ışıklandırılıyor, sosyal medya paylaşımları artıyor ve <em>&#8220;erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</em> sloganı yankılanıyor. Peki, bu özel gün hayatımızda gerçekten neyi değiştiriyor?</p>
<p>​ Kanser, sadece tıbbi bir terim değil; bir annenin endişesi, bir babanın mücadelesi veya bir gencin yarım kalan hayali demek. Ancak modern tıp ve toplumsal bilinç, bu korkutucu tabloyu her geçen gün değiştiriyor. Bugün biliyoruz ki kanser, yenilmez bir düşman değil; doğru strateji ve erken müdahale ile başa çıkılabilir bir süreç.</p>
<p>​<strong>Korkmak Yerine Bilmek</strong></p>
<p>​  Toplum olarak <em>&#8220;kanser&#8221;</em> kelimesinden korkup konuyu kapatma eğilimindeyiz. Oysa korku, teşhisi geciktiren en büyük engel. 4 Şubat’ın asıl amacı bizi korkutmak değil, donatmak.</p>
<p>​ Kendi kendimize yaptığımız kontroller ve düzenli doktor muayeneleri, &#8220;henüz bir şey yokken&#8221; yapılması gereken en önemli yatırımdır.</p>
<p>​  Elbette genetik faktörler var, ancak tütün kullanımından uzak durmak, dengeli beslenmek ve hareketli bir yaşam sürmek, riskleri minimize etmenin anahtarı.</p>
<p><strong><em>​ &#8220;Kapatıyoruz&#8221; Demeden Önce&#8230;</em></strong></p>
<p>​ Kanserle mücadele eden bireyler için en büyük destek, acımak değil, yanlarında olduğumuzu hissettirmektir. Moral ve motivasyon, en az ilaçlar kadar etkili bir tedavi aracıdır. Bu 4 Şubat’ta sadece bir paylaşım yapmakla kalmayalım; sevdiklerimize sağlık kontrollerini yaptırıp yaptırmadıklarını soralım, belki de bir randevu almaları için onlara ön ayak olalım.</p>
<p>​  Farkındalık sadece bir günü kutlamak değil, o günün getirdiği mesajı hayatın kalan 364 gününe yaymaktır.</p>
<p><strong>&#8220;Neden ben?&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;Neden bu hastalık bu kadar arttı?&#8221;</strong> sorularına cevap olarak;</p>
<p>​ Kanser, aslında vücudumuzdaki sağlıklı hücrelerin DNA’sında meydana gelen genetik mutasyonlar sonucu kontrolden çıkmasıdır. Peki, bu mutasyonları tetikleyen, yani kansere &#8220;davetiye çıkaran&#8221; temel nedenler nelerdir? Uzmanlar bunları üç ana başlıkta topluyor:</p>
<p>​  <strong>Değiştirilebilir Yaşam Tarzı Faktörleri (Kontrol Bizde!)</strong></p>
<p>​ Dünya genelindeki kanser vakalarının yaklaşık üçte biri yaşam tarzımızdaki alışkanlıklardan kaynaklanıyor.</p>
<p>​<strong>Tütün Kullanımı:</strong> Akciğer kanseri başta olmak üzere birçok türün en büyük suçlusu. Pasif içicilik de bir o kadar tehlikeli.</p>
<p>​<strong>Beslenme ve Obezite:</strong> İşlenmiş etler (sucuk, salam vb.), aşırı şekerli ve yağlı gıdalar riski artırırken; lifli gıdalar, sebze ve meyveden fakir beslenme vücudu savunmasız bırakıyor.</p>
<p>​<strong>Hareketsizlik:</strong> Fiziksel aktivite eksikliği vücuttaki hormonal dengeyi bozarak kansere zemin hazırlıyor.</p>
<p>​A<strong>lkol: </strong>Hücre hasarına neden olan önemli bir etkendir.</p>
<p>​ <strong>Çevresel ve Dış Etkenler</strong></p>
<p>​ Bazen biz istemesek de çevremizdeki faktörler riski tetikleyebiliyor.</p>
<p>​<strong>Güneş Işınları:</strong> Korunmasız bir şekilde uzun süre UV ışınlarına maruz kalmak cilt kanserinin ana nedenidir.</p>
<p>​<strong>Hava Kirliliği ve Kimyasallar:</strong> Egzoz dumanı, sanayi atıkları ve iş yerlerinde maruz kalınan bazı ağır metaller (asbest gibi) hücre yapısını bozabilir.</p>
<p>​ <strong>Enfeksiyonlar ve Virüsler:</strong> HPV (Rahim ağzı kanseri) veya Hepatit B/C (Karaciğer kanseri) gibi virüsler doğrudan kanserle ilişkilidir.</p>
<p>​ <strong>Değiştirilemeyen Faktörler: Genetik ve Yaş</strong></p>
<p>​ <em>Kanserin sadece %5 ile %10’u doğrudan anne veya babadan geçen bozuk genlerle (kalıtsal) ilgilidir. Bunun dışında, yaşlandıkça vücudun hücre tamir mekanizması zayıfladığı için yaş da doğal bir risk faktörü olarak kabul edilir.</em></p>
<p>​ <strong>Rakamlarla Kanser: Dünya ve Türkiye Durumu Nedir?</strong></p>
<p>​ Kanserle mücadelede farkındalık yaratmak için sadece kelimeler yetmiyor; bazen rakamlar tablonun ciddiyetini daha net ortaya koyuyor. İşte 2025 yılı projeksiyonları ve son veriler ışığında istatistikler:</p>
<p>​<strong>Dünyada Durum:</strong></p>
<p>​ Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye yeni kanser teşhisi konuluyor.</p>
<p>​ Her yıl yaklaşık 9,7 milyon insan kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu, neredeyse her 10 ölümden birinin kanser kaynaklı olduğu anlamına geliyor.</p>
<p>​ Mevcut eğilimler devam ederse, maalesef 2050 yılında yeni vaka sayısının 35 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>​ <em> Dünya genelinde en çok teşhis edilen türler Akciğer (%12,4) ve Meme (%11,6) kanseridir.</em></p>
<p>​<strong>Türkiye’de Durum:</strong></p>
<p>​ Ülkemizde bir yıl içerisinde yaklaşık 240 bin kişiye kanser tanısı konulmaktadır.</p>
<p>Erkeklerde kanser görülme sıklığı kadınlara göre daha fazladır. Erkeklerde her 100 bin kişiden yaklaşık 265’i, kadınlarda ise 193’ü kanserle karşılaşmaktadır.</p>
<p>​ <strong>Erkeklerde;</strong> Akciğer, prostat ve kolon kanseri ilk üç sıradadır.</p>
<p>​<strong>Kadınlarda ise:</strong> Meme, tiroit ve kolon kanseri en yaygın görülenlerdir.</p>
<p>​ Veriler, Türkiye’de 75 yaşına gelene kadar her 4 kişiden birinin kansere yakalanma riski olduğunu gösteriyor.</p>
<p>​ <strong>Tüm Bunlara Rağmen Umut Verici Gelişmelerde Var:</strong></p>
<p>​<strong><em> Türkiye&#8217;de </em></strong><em>son bir yılda yaklaşık 9,5 milyon kanser taraması (meme, rahim ağzı ve kolon) gerçekleştirildi. Bu taramalar sayesinde binlerce vaka henüz başlangıç aşamasındayken tespit edilerek tedavi süreçlerine başlandı.</em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>  HAREKETE GEÇ: Bugün Bir Adım At!</strong></p>
<p><strong>​Kanserle mücadele, <em>&#8220;bir gün</em>&#8221; değil, <em>&#8220;bugün&#8221;</em> başlar. İşte hemen şimdi yapabileceğiniz 4 somut adım:</strong></p>
<p><strong>​*<em>Taramanı Planla:</em> Hiçbir şikayetin olmasa bile yaş grubuna uygun taramalar için (Meme, Serviks, Kolon) en yakın KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) veya Aile Hekiminle iletişime geç.</strong></p>
<p><strong>​*<em>Aile Ağacını Çıkar:</em> Ailende kimlerin, hangi yaşta kanser tanısı aldığını not et. Bu bilgiyi doktorunla paylaş; genetik risk haritan hayatını kurtarabilir.</strong></p>
<p><strong>​*<em>Tabağını ve Hareketini Değiştir:</em> Bugün öğle yemeğinde işlenmiş bir gıda yerine sebzeyi seç ve eve giderken bir durak önce inip 15 dakika fazla yürü.</strong></p>
<p><strong>​*<em>Bilgiyi Paylaş:</em> Bu yazıyı veya öğrendiğin bir istatistiği sevdiğin birine gönder. Belki de senin sayende bir başkası tarama randevusu alacak.</strong></p>
<p><strong>​*Unutma:<em> Erken teşhis sadece hayat kurtarmaz, sevdiklerinle geçireceğin upuzun yılları da sana geri verir. </em></strong></p>
<p>​       Hayatı Engelsiz Sayın</p>
<p>&#8220;Önlem Almak İçin Geç Değil&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>#BakımFarkınıKapat</p>
<p>#4ŞubatDünyaKanserGünü</p>
<p><strong>​</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RUHUN KANATLARINI SERBEST BIRAKMAK</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/ruhun-kanatlarini-serbest-birakmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 08:05:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gazete3.com.tr/?p=649323</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Okurlarım; Bu yazımda özellikle gençlerimizi ve çocuklarımızı, aile ve toplumdan koparan, dolayısı ile geleceğimizi yok etmek isteyen, basitçe zararlı alışkanlıklar diye tarif ettiğimiz “bağımlılık” konusunu ele alıp, pozitif (olumlu)  bağımlılıkları geliştirmenin önemini ele alacağım. ​  &#8220;Aslında hepimiz birer bağımlıyız; mesele, bizi aşağı çeken bir prangaya mı, yoksa göğe yükselten bir kanada mı bağlı olduğumuzdur.&#8221; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Okurlarım;</p>
<p>Bu yazımda özellikle gençlerimizi ve çocuklarımızı, aile ve toplumdan koparan, dolayısı ile geleceğimizi yok etmek isteyen, basitçe zararlı alışkanlıklar diye tarif ettiğimiz “bağımlılık” konusunu ele alıp, pozitif (olumlu)  bağımlılıkları geliştirmenin önemini ele alacağım.</p>
<p><em>​  &#8220;Aslında hepimiz birer bağımlıyız; mesele, bizi aşağı çeken bir prangaya mı, yoksa göğe yükselten bir kanada mı bağlı olduğumuzdur.&#8221;</em></p>
<p>​  &#8220;Bağımlılık&#8221; kelimesi, lügatimizde yıllardır karanlık bir köşeye hapsedildi. Gençlerimizi bu kelimenin soğuk nefesinden korumaya çalışırken, çoğu zaman insan doğasının en temel ihtiyacını gözden kaçırdık: Tutkuyla bağlanmak. İnsan ruhu boşluk kabul etmez; eğer siz orayı sevgiyle, üretimle veya bir amaçla doldurmazsanız, hayatın getirdiği rüzgarlar oraya tozlu ve zehirli alışkanlıklar biriktirir.</p>
<p><strong>  Kötü bir alışkanlığı sadece &#8220;yasaklayarak&#8221; yok edemezsiniz. Doğa boşluk kabul etmez; Boşalan yer mutlaka dolmalıdır. O halde biz, negatif bağımlılıkların yerini; üretmenin, dijital dünyada yeni bir şeyler inşa etmenin ve bilginin o sonsuz ışığına bağlanmanın hazzıyla doldurmalıyız.</strong></p>
<p><strong>​  “Zorbalıkla değil, rehberlikle; “Bir İyilik Bağı Oluşturmalıyız.”</strong></p>
<p>​ Gün geçmiyor ki televizyonlarda, sosyal medyada kadın cinayetleri veya çocuklara yönelik şiddet haberleriyle sarsılmayalım. Bu şiddet sarmalının temelinde, çocuk yaşlarda başlayan o &#8220;zorbalık&#8221; kültürü yatıyor. Ancak biz bu karanlığı sadece &#8220;zorbalık&#8221; diyerek, bu kelimeyi büyüterek yenemeyiz.</p>
<p>Özellikle gençlerimiz için dijital dünyayı bir <strong>&#8220;vakit öldürme&#8221;</strong> alanı olmaktan çıkarıp, bir <strong>&#8220;yetkinlik geliştirme&#8221;</strong> sahasına dönüştürmek en büyük pozitif bağımlılık olacaktır. Ekranlara sadece bakmak yerine, o ekranların ardındaki dünyayı anlamaya, kodlamaya ve fayda üretmeye bağlanmak; geleceğin en büyük özgürlüğüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-649324" src="https://gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/01/Oznur-Kirman-RUHUN-KANATLARINI-SERBEST-BIRAKMAK.jpeg" alt="RUHUN KANATLARINI SERBEST BIRAKMAK" width="1032" height="789" title="RUHUN KANATLARINI SERBEST BIRAKMAK 8" srcset="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/01/Oznur-Kirman-RUHUN-KANATLARINI-SERBEST-BIRAKMAK.jpeg 1032w, https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/01/Oznur-Kirman-RUHUN-KANATLARINI-SERBEST-BIRAKMAK-540x413.jpeg 540w" sizes="auto, (max-width: 1032px) 100vw, 1032px" /></p>
<p>Bugün kendimize bir iyilik yapalım. Sizi tüketen, ruhunuzu yoran, akşam başınızı yastığa koyduğunuzda size pişmanlık veren o yorgun alışkanlıklarınızdan birini bugünlük kenara itin. Onun yerine; sizi gülümseten, başkasına el uzatmanızı sağlayan, ruhunuzu besleyen o pozitif tutkuya sıkıca sarılın.</p>
<p>​ Gelin, okullarımızda ve sokaklarımızda <em>&#8220;akran zorbalığı&#8221; </em>kavramının yerine <em>&#8220;Akran Rehberliğini&#8221; </em>ve &#8220;Akran Eşliğini&#8221; koyalım. Gençlerin birbirini aşağı çekmesine değil, birbirinin elinden tutup yukarı taşımasına bağımlı olduğu bir dünya kurgulayalım. Gücün, bir başkasını ezmekte değil; bir başkasının eksiğini tamamlamakta, ona eşlik etmekte ve rehberlik etmekte saklı olduğunu yüksek sesle söyleyelim. En büyük bağımlılığımız, bir diğerinin yüzündeki güven duygusu olsun.</p>
<p><strong>                                                                            ***</strong></p>
<p>​  <strong>Pozitif Bağımlılığın Gücünü Yaygınlaştıralım.</strong></p>
<p>​ Pozitif bağımlılık, enerjinizi emen değil, sizi her sabah yataktan bir <em>&#8220;anlam&#8221;</em> ile uyandıran şeydir. Bir düşünün; her gün düzenli olarak spor yapmanın vücutta yarattığı o zindelik hazzı, bir enstrümanın tellerinden çıkan o doğru notayı yakalamanın verdiği heyecan ya da her gün yeni bir şey öğrenmenin zihinde açtığı o parlak pencereler&#8230; Bunlar birer esaret değil, insanın kendi potansiyeline aşık olmasıdır.</p>
<p>​  Kötü bir alışkanlığı sadece &#8220;yasaklayarak&#8221; yok edemezsiniz. Doğanın kanunu bellidir: Boşalan yer mutlaka dolmalıdır. O halde biz, negatif bağımlılıkların yerini; üretmenin, dijital dünyada yeni bir şeyler inşa etmenin ve bilginin o sonsuz ışığına bağlanmanın hazzıyla doldurmalıyız.</p>
<p>​<strong>Sevgi En Dirençli Bağımız Olmalı.</strong></p>
<p>​ Hayatımızın merkezine sevgiyi koyalım. Çünkü sevgi, bağımlılığın en saf ve en özgür halidir. Bir dosta sadakatle bağlanmak, bir aile ferdine şefkatle tutunmak veya bir hayalin peşinden inatla gitmek&#8230; Bu bağlar bizi kısıtlamaz, aksine bu hayatta yalnız olmadığımızı hatırlatarak bize güç verir. İnsan, sevdiği şeye bağlandıkça esaretinden değil, aidiyetinden güç alır.</p>
<p><em>​ “Ben Neye Bağımlıyım?” Sorusunu Kendimize Soralım</em></p>
<p>​ Ardından kendimize bir iyilik yapalım. Bizi tüketen, ruhumuzu yoran o yorgun alışkanlıklarımızdan birini kenara alarak bu işe başlayalım. Onun yerine; birine <strong>&#8220;akran rehberi&#8221; olun</strong>, birinin hayatına dokunun. Sizi gülümseten, başkasına el uzatmanızı sağlayan o pozitif tutkuya sıkıca sarılalım.</p>
<p>​ Bizler, bağlandığımız şeyler kadar güçlüyüz. Prangalarınızdan kurtulun ve sizi göğe yükseltecek olan o güzel bağları keşfedin. Hayat, sadece sevginin, dayanışmanın ve gelişimin o eşsiz bağıyla bağlanmak için yeterince kısa ve bir o kadar da kıymetli.</p>
<p><strong>   </strong><em>“ Hayatınıza Değer Katan Bir Bağımlı Olun”</em></p>
<p><em>        </em><em>Hayatı Engelsiz Sayın!</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2026 ÖZÜMÜZE DÖNÜŞ</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/2026-ozumuze-donus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 06:27:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[afyon]]></category>
		<category><![CDATA[afyon haber]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=627547</guid>

					<description><![CDATA[  &#160; Sevgili okurlarım; Öncelikle güzel bir hafta geçirmenizi dilerim. Tarihsel kültürümüzün temeli dediğimiz, toplumsal yaşamımızın temel taşını oluşturan, sevgi, saygı, yardımlaşma, değerleri  için yaşamak, aile ve toplumda görev almak gibi bizi biz yapan özelliklerimizi kaybetmeye başlayınca nelerin bizleri beklediğini biliyoruz. Bu gidişten sadece dertlenmek yerine, gelişen teknolojiden yararlanarak bu özelliklerimizi kazanmak için yapmamız gerekenleri. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgili okurlarım;</p>
<p>Öncelikle güzel bir hafta geçirmenizi dilerim.</p>
<p>Tarihsel kültürümüzün temeli dediğimiz, toplumsal yaşamımızın temel taşını oluşturan, sevgi, saygı, yardımlaşma, değerleri  için yaşamak, aile ve toplumda görev almak gibi bizi biz yapan özelliklerimizi kaybetmeye başlayınca nelerin bizleri beklediğini biliyoruz.</p>
<p>Bu gidişten sadece dertlenmek yerine, gelişen teknolojiden yararlanarak bu özelliklerimizi kazanmak için yapmamız gerekenleri. Her şeyi toplum yapımızı özümüzden kopmadan geliştirerek güçlendirmek olmalıdır.</p>
<p><em>2026 yılına dijital bir hızla girdik; zaman adeta akıyor, her şey değişiyor. Ama bu baş döndürücü hızın ortasında unuttuğumuz çok kıymetli bir şey var: İnsanın özü ve var olma nedeni. Bugün sizi günlük hayatın o bitmek bilmeyen telaşından bir anlığına koparıp, kalbinizin en derin odasına davet etmek istiyorum. Sahiden, biz neden buradayız? Yaşam amacımız nedir? Sadece bir yerlere yetişmek, fatura ödemek ya da ekran kaydırmak için mi?</em></p>
<p><strong> </strong> İnsanın özü sevgidir, paylaşmaktır ve bir diğerinin gözünde kendi yansımasını bulmaktır. Var olma nedenimiz, sadece kendimiz için bir dünya kurmak değil, bir başkasının dünyasına güneş olabilmektir. <strong>&#8220;Gönüllü&#8221;</strong> bir iş yapmanın ötesine geçip, o işi <strong>&#8220;gönülden&#8221;</strong> yaptığımızda aslında kendi özümüze, yani fabrika ayarlarımıza dönüyoruz. Çünkü birine karşılıksız dokunmak, aslında kendi ruhumuzu iyileştirmektir.</p>
<p>​<strong>Günlük Telaşın İçinde Bir Tatlı Huzur İçin, Bir Doğru İletişim İçinde Olmalıyız.</strong></p>
<p>​<em>  Modern hayat bizi birer robot gibi sürekli <strong>&#8220;yapmaya&#8221;</strong> zorluyor. Oysa bizim <strong>&#8220;olmaya&#8221;</strong> ihtiyacımız var. İyi bir iletişim, samimi bir &#8220;Nasılsın?&#8221; sorusu, sadece karşı tarafa değil, bize de şifadır. Yeni yılda en büyük inovasyon; teknolojide değil, insan ilişkilerindeki o saf, katıksız nezakette gizli. Günlük hayatın stresiyle daraldığımızda, bir dezavantajlı grubun yanında durmak, birine rehberlik etmek ya da sadece birinin sesini gerçekten duymak, bize neden var olduğumuzu hatırlatır. Bu temas, bizi kendimize getirir; bizi <strong>&#8220;iyi&#8221; </strong>hissettirir.</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-627548" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-12-at-09.25.45-1-1.jpeg" alt="2026 ÖZÜMÜZE DÖNÜŞ" width="1447" height="1672" title="2026 ÖZÜMÜZE DÖNÜŞ 10"></p>
<p>​  Dezavantajları Değil, Kalpleri Eşitleyelim.</p>
<p>Toplumsal farkındalık dediğimiz şey, aslında özümüzdeki o <strong>&#8220;bir olma&#8221;</strong> bilincidir. Engelleri, imkansızlıkları ya da sosyal statüleri bir kenara bırakıp; bir engelli arkadaşımızın elini tuttuğumuzda ya da bir gencin yoluna ışık tuttuğumuzda, aradaki tüm suni farklar erir. Orada sadece iki insan ruhu kalır. İşte bu değişim ve dönüşüm, 2026’yılının bize sunduğu en büyük fırsattır: <em>Kapsayıcı bir sevgiyle yeniden inşa olmak bizim elimizdedir.</em></p>
<p><strong>  &#8220;İnovasyon&#8221;</strong> dediğimizde aklımıza hep soğuk çipler, hızlı işlemciler geliyor. Oysa 2026’da asıl inovasyon, kalabalıklar içinde yalnızlaşan ruhların sessiz çığlığını duyabilmektir. Günlük hayatın o gürültülü telaşı; bir dezavantajlı kardeşimizin mahzun bakışını, bir yaşlımızın titreyen elini, bir gencin gelecek kaygısını görmemizi engelliyor. Gerçek iletişim, sadece konuşmak değil; o görünmez duvarları yıkıp karşıdakinin<em>” kalbine misafir olabilmektir”.</em> Bizim özümüz, bir başkasının derdiyle dertlendiğimizde parlar. Eğer birinin karanlığına mum olabiliyorsak, asıl ışık bizim içimizde yanmaya başlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Neden buradayız?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sadece tüketmek, sadece başarmak için mi? Hayır! Var olma nedenimiz, bu dünyadan geçerken biriktirdiğimiz <strong>&#8220;insanlık&#8221; </strong>puanlarıdır. Yeni yılda kendimize vereceğimiz en güzel hediye; yargılamadan, etiketlemeden, sadece <strong>&#8220;insan&#8221;</strong> olduğu için birini kucaklayabilmektir. Dezavantajlı gruplara yönelik yaptığımız her çalışma, aslında kendi ruhumuzdaki engelleri kaldırmaktır. Birine <strong>&#8220;Sen yapabilirsin, yanındayım</strong>&#8221; dediğinizde, evrenin en güçlü frekansını yayarsınız. Bu frekansın adı;<strong>” koşulsuz sevgidir” </strong>Ve inanın, bu sevgi dijital dünyanın tüm algoritmalarından daha güçlüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​  İletişim sadece bilgi aktarımı değil; bir enerji değişimidir.</p>
<p>​ Yanımızdan geçen insanın içindeki o kadim özü görebilmektir.</p>
<p>Birinin hayatına dokunurken, bunun aslında kendi yaşam amacımıza hizmet ettiğini bilerek adım atalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​  Kendi içimizdeki <strong>&#8220;ben&#8221; </strong>duvarlarını yıkıp, <strong>&#8220;biz&#8221;</strong> olmanın hafifliğini yaşamaya gayret gösterelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Hep Birlikte Kendi Hikayemizin Kahramanı Olalım</em></p>
<p>Hayat, biriktirdiğimiz eşyalardan değil, biriktirdiğimiz kalplerden ibarettir. Başka birinin hikayesine umut olabiliyorsak, dezavantajlı bir kardeşimizin yüzünde tebessüm oluşturabiliyorsak, asıl inovasyonu kendi hayatımızda yapmışız demektir. Gönülden yapılan her dokunuş, ruhumuzdaki o tozlanmış aynayı parlatır ve bize özümüzün ne kadar parlak olduğunu gösterir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​  Bugün, o bitmek bilmeyen telaşın içinde bir mola verin. Birine sadece <strong>&#8220;insan&#8221;</strong> olduğu için, kalpten bir merhaba deyin. Göreceksiniz, dünya değişmeyecek belki ama siz değişeceksiniz. Ve siz değiştiğinizde, dünya da sizinle birlikte dönüşecek.</p>
<p>​ Bu yıl özümüzü bulduğumuz, iletişimle iyileştiğimiz ve gönülden bağlarla birbirimize sarıldığımız o muazzam yıl olsun.</p>
<p>Beklentim odur ki, iletişimin sadece bir <strong>&#8220;mesaj gönderme&#8221;</strong> eylemi olmaktan çıkması. Günlük yaşamımızda; gözlerimizin içine bakarak iletişim kurulması, ellerimizin bibirine uzatalılması. Hayatın koşturmacasında unuttuğumuz o çocuksu yanımızın, yani özümüzün hatırlanması. Birine iyilik yapmak için <strong>&#8220;boş zaman&#8221;</strong> beklenilmemesi; iyiliğin hayatımızın merkezine, en önemli randevumuz olarak kaydedilmesi.</p>
<p><em>  Çünkü günün sonunda elimizde kalan ne kazandığımız para ne de bindiğimiz araba olacak; sadece dokunduğumuz kalplerin huzuru kalacak.</em></p>
<p>Hayatınızda Huzur Eksik Olmasın</p>
<p>Hayatı Engelsiz Sayın</p>
<p><em> </em></p>
<p>​</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parmak Uçlarındaki Işıktan; Bağımsızlığın Simgesine</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/parmak-uclarindaki-isiktan-bagimsizligin-simgesine-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 08:30:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz baston]]></category>
		<category><![CDATA[dijital okuryazarlık.]]></category>
		<category><![CDATA[engelsiz şehirler]]></category>
		<category><![CDATA[Erişilebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[görme engelliler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=627536</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Okurlarım;   2026 ya merhaba derken ajandamın ilk sayfalarını hak ve erişilebilirlik bilinciyle dolduruyorum.2026 yılının, dijitalden, fiziksel alanlara kadar her noktada tam erişilebilirliğin sağlandığı, fırsat eşitliğinin önündeki tüm bariyerlerin kalktığı bir dönüm noktası olmasını temenni ediyorum. Bu yıl ki ilk yazımda aydınlık bir geleceğe hep birlikte bakıyoruz. ​  Bu yazımda “Görme Engelli Bireyler” için ocak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-627295" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/01/Oznur-Kirman-Parmak-Uclarindaki-Isiktan-Bagimsizligin-Simgesine-2.jpeg" alt="Parmak Uçlarındaki Işıktan; Bağımsızlığın Simgesine" width="720" height="392" title="Parmak Uçlarındaki Işıktan; Bağımsızlığın Simgesine 13"></strong></p>
<p>Sevgili Okurlarım;</p>
<p><em>  2026 ya merhaba derken ajandamın ilk sayfalarını hak ve erişilebilirlik bilinciyle dolduruyorum.2026 yılının, dijitalden, fiziksel alanlara kadar her noktada tam erişilebilirliğin sağlandığı, fırsat eşitliğinin önündeki tüm bariyerlerin kalktığı bir dönüm noktası olmasını temenni ediyorum. Bu yıl ki ilk yazımda aydınlık bir geleceğe hep birlikte bakıyoruz.</em></p>
<p>​  Bu yazımda “<em>Görme Engelli Bireyler” </em>için ocak ayındaki iki önemli günü <em>“Farkındalık”</em> oluşturmak için kaleme aldım.</p>
<p><em>Ocak ayının ilk yarısı, görme engelli bireyler için yılın ilk günleri olmasından çok daha fazlasını </em>ifade<em> eder. 4 Ocak’ta parmak uçlarımızla dünyayı keşfetmemizi sağlayan <strong>“Dünya Braille Günü’nü”, </strong>hemen ardından 7-14 Ocak’ta ise özgürlüğümüzün ve güvenliğimizin simgesi olan <strong>“Beyaz Baston ve Görme Engelliler Haftası’na</strong>” dikkat çekiyoruz. Bu iki tarih, görme engellilerin toplumsal hayattaki iki temel direğini temsil eder: <strong>Bilgiye erişim ve hareket özgürlüğü</strong></em><strong>.</strong></p>
<p><strong>Şimdi bu özel günlere ve görme engelliler için önemine bakalım.</strong></p>
<p>​  <strong><em>4 Ocak: Karanlığı Aydınlatan Altı Nokta</em></strong></p>
<p>​  Gözlerinizi kapatıp yazının ve bilginin olmadığı bir dünya hayal edin&#8230; 1800’lerin başında görme engelliler için bu bir gerçekti. Ancak 4 Ocak 1809’da doğan Louis Braille, henüz 15 yaşındayken geliştirdiği altı noktalı kabartma sistemle bu karanlığı dağıttı. Bugün <em>“4 Ocak Dünya Braille Günü”,</em> sadece bir alfabeyi kutlama günü değildir; bilginin engellenemez olduğunun, bir görme engellinin dünyayı okuyarak, yazarak ve öğrenerek değiştirebileceğinin kanıtıdır.</p>
<p>​ Braille, parmak uçlarımıza birer göz armağan etmiştir. Ancak bugün dijitalleşen dünyada Braille’in yanına ekran okuyucuları ve dijital becerileri de ekleyerek, bu ışığı daha da büyütmek zorundayız.</p>
<p><strong>​    7-14 Ocak ise Bağımsızlığın Beyaz Simgesidir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-627297" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2026/01/Oznur-Kirman-Parmak-Uclarindaki-Isiktan-Bagimsizligin-Simgesine-1.jpeg" alt="Parmak Uçlarındaki Işıktan; Bağımsızlığın Simgesine" width="661" height="672" title="Parmak Uçlarındaki Işıktan; Bağımsızlığın Simgesine 14"></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​  Bilgiyle donanan bireyin bir sonraki adımı, sokağa çıkmak ve hayata karışmaktır. İşte burada devreye 1921’de <strong>James Biggs’in</strong> fark edilmek için bastonunu beyaza boyamasıyla başlayan Beyaz Baston girer. Beyaz baston bir <strong>&#8220;kusur&#8221;</strong> göstergesi değil, bir <strong>&#8220;bağımsızlık&#8221;</strong> beyanıdır. Bir görme engelli beyaz bastonunu eline aldığında dünyaya şunu söyler<em>: &#8220;Kendi yolumu kendim çizebilirim, yeter ki önümdeki yapay engelleri kaldırın.&#8221;</em></p>
<p><strong>​Braille Alfabesi ve Beyaz Baston Neden Önemli? ve Neler Yapmalıyız?</strong></p>
<p>​ <em>Toplum olarak sormamız gereken soru şudur: Bir görme engelli Braille alfabesiyle eğitim alabiliyor mu? Beyaz bastonuyla sokakta güvenle yürüyebiliyor mu?</em></p>
<p><em>Bunlara kısa konu başlıkları ile göz atacak olursak;</em></p>
<p><strong> * Erişilebilir Şehirler:</strong> Sarı çizgiler süs değildir; onlar bizim navigasyonumuzdur. Bu çizgilerin üzerine araç park etmek veya eşya koymak, bir insanın özgürlüğüne kilit vurmaktır.</p>
<p><strong> * Dijital Okuryazarlık:</strong> 21. yüzyılda Braille alfabesinin yanına dijital yetkinlikleri de koymalıyız. Görme engelliler teknoloji sayesinde artık her zamankinden daha güçlü.</p>
<p><strong> * İstihdam ve Üretim:</strong> Görme engelli bireyler, uygun koşullar sağlandığında sadece tüketen değil, dijital dünyada ve iş hayatında değer üreten profesyonellerdir. İş koçluğu ve mesleki eğitimlerle bu potansiyeli açığa çıkarmalıyız.</p>
<p>​ <strong>Topluma Genel Anlamda Mesajımız Şu Olmaktadır:</strong> “<strong><em>Engel Olma, Fark Et!”</em></strong></p>
<p>​ <em>Görme engellilik, dört duvar arasına hapsolmak demek değildir. Bizler; okullarda, ofislerde, sanat galerilerinde ve caddelerdeyiz. 4 Ocak Louis Braille’in mirası olan &#8220;bilgi&#8221; ve 7-14 Ocak’ta  beyaz bastonun mirası olan &#8220;hareket&#8221; gücüyle buradayız.</em></p>
<p>​ S<em>izden acıma duygusu değil, hak temelli bir yaklaşım ve duyarlılık bekliyoruz. Bizim için en büyük engel, aşamadığımız basamaklar değil, aşılamayan önyargılardır. Gelin, bu Ocak ayında bir söz verelim: </em></p>
<p><em>Şehirlerimizi parmak uçlarıyla okunacak kadar şeffaf, beyaz bastonla gezilecek kadar güvenli hale getirelim.</em></p>
<p>​ Hemen hemen tüm yazılarımda vurguladığım gibi; <strong>Bir toplumu uygar kılan şey, en dezavantajlı halkasına sunduğu imkanlardır.</strong></p>
<p>​<strong>***</strong></p>
<p>​  Peki, bu özel ve bir o kadar da önemli günleri sadece bir hafta boyunca kutlamak ve farkında olmak yeterli mi? <em>“Elbette hayır.”</em> Gerçek duyarlılık, bu farkındalığı bir yaşam biçimi haline getirmekten geçer. Bir görme engellinin dünyasına dokunmak ve hayatını kolaylaştırmak aslında sandığınızdan çok daha basit adımlarla mümkün hale gelecektir.</p>
<p><strong>B</strong>ildiğimiz ama görme engelliler için olmazsa olmazımız uygulamalar.</p>
<p><strong><em>   &#8211; Fiziksel Engelleri Birlikte Kaldıralım:</em></strong></p>
<p><em>Sarı kılavuz çizgiler birer dekorasyon değildir; onlar birer <strong>&#8220;yol&#8221;</strong>dur. Bu yolların üzerine araç park etmek, dükkan tezgahı koymak veya çöp bırakmak, o yolu kullanan bir bireyin özgürlüğünü elinden almaktır. Unutmayın, sizin için küçük bir dikkatsizlik, bizim için aşılması imkansız bir uçurum olabilir.</em></p>
<p><strong> &#8211; Dijital Dünyada Bize Yer Açın:</strong></p>
<p>Günümüzde bilgiye erişim artık ekranlarda. Web sitelerinizi, mobil uygulamalarınızı ve sosyal medya paylaşımlarınızı ekran okuyucu programlara uyumlu (erişilebilir) hale getirmek, toplu taşıma araçları ve asansörlerin, Akıllı Işıklar,Akıllı Duraklar, Banka vb yerlerde sesli yönlendirme olması Louis Braille’in başlattığı o ışığı dijital çağa taşımaktır. Görsellerinize ekleyeceğiniz basit bir <em>&#8220;alt metin&#8221; </em>(sesli betimleme), bir görme engellinin o görseli zihninde canlandırmasını sağlar.</p>
<p><strong>​  -&#8220;Acımak&#8221; Yerine &#8220;Eşitlik&#8221; Sağlayalım</strong></p>
<p><strong><em>Toplumdaki en büyük engel, maalesef engellilere duyulan &#8220;yardıma muhtaç birey&#8221; algısıdır. Bizler acınmak değil, eşit fırsatlara sahip olmak istiyoruz. Eğitimde fırsat eşitliği, işe alımlarda yetenek bazlı değerlendirme ve sosyal hayatta tam katılım hakkı&#8230; Görme engelli</em> <em>bir bireyin mühendis, avukat, yazılımcı,gazeteci veya sanatçı olabileceği bir dünya, hepimizin ortak başarısı olacaktır.</em></strong></p>
<p>​   &#8211;<strong>Engellilerle Doğru İletişim Kurun</strong></p>
<p><em>Bir görme engelliye yardım etmek istediğinizde; önce ona sorun, cevabını bekleyin ve nasıl yardım edebileceğinizi öğrenin. Kolundan tutup sürüklemek yerine, kolunuzu teklif edin. Bizler için en büyük destek, bağımsızlığımıza duyulan saygıdır.</em></p>
<p>​  <strong>-En Önemlisi de Engellilere Kalbin Gözüyle Bakabilmek.</strong></p>
<p>​ Beyaz bastonun tıktık sesleri sokaklarda yankılanırken, bu sesin bir <em>&#8220;bağımsızlık senfonisi&#8221;</em> olduğunu fark edin. 4 Ocak’ın o gizemli altı noktasıyla örülen bilgi köprüsünden hep birlikte geçelim.</p>
<p>​ Toplumsal duyarlılık; sadece eksiklikleri görmek değil, o eksiklikleri tamamlama iradesini göstermektir. Gelin, bu haftayı bir dönüm noktası yapalım. Şehirlerimizi sadece gözle görülen değil, gönülle hissedilen ve herkes için adil olan birer yaşam alanına dönüştürelim.</p>
<p>​ <strong><em>Çünkü bizler; görmediğimiz için değil, engellendiğimiz için kısıtlanıyoruz. Engelleri kaldırın, gerisini bize bırakın.</em></strong></p>
<p><strong>Unutmayın ki; Engel Yoktur! Engellenen Vardır.</strong></p>
<p><strong>Hayatı Engelsiz Sayın…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GÜN IŞIĞI AFYON’DA</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/gun-isigi-afyonda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Dec 2025 05:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Afyonkarahisar]]></category>
		<category><![CDATA[az gören çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimde fırsat eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[EyDer]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Turgut]]></category>
		<category><![CDATA[Gün Işığı Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ile eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[türk telekom]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=625323</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Sevgili okurlarım; Kaleme aldığım bu yazımda sizlere sadece bir projeden değil, bir çocuğun dünyasının nasıl aydınlandığından, bir ailenin yeşeren umutlarından ve Afyonkarahisar’ımızın sokaklarında yankılanan bir iyilik hareketinden bahsetmek istiyorum. Bazı anlar vardır, sadece bir olaya tanıklık etmezsiniz; bir mucizenin sessizce filizlenişini izlersiniz. Geçtiğimiz günlerde Afyonkarahisar’ın tarih kokan sokaklarında, böyle bir mucizenin, “Gün Işığı Projesi&#8217;nin” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-625324" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/Oznur-Kirman-GUN-ISIGI-AFYONDA.jpeg" alt="GÜN IŞIĞI AFYON’DA" width="2048" height="1536" title="GÜN IŞIĞI AFYON’DA 16"></p>
<p>Sevgili okurlarım;</p>
<p>Kaleme aldığım bu yazımda sizlere sadece bir projeden değil, bir çocuğun dünyasının nasıl aydınlandığından, bir ailenin yeşeren umutlarından ve Afyonkarahisar’ımızın sokaklarında yankılanan bir iyilik hareketinden bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Bazı anlar vardır, sadece bir olaya tanıklık etmezsiniz; bir mucizenin sessizce filizlenişini izlersiniz.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Afyonkarahisar’ın tarih kokan sokaklarında, böyle bir mucizenin, <strong>“Gün Işığı Projesi&#8217;nin</strong>” izini sürdüm. Bir yazar ve gözlemci olarak masaya oturduğumda, karşılaştığım şey sadece bir teknoloji projesi değil, bir çocuğun dünyayı yeniden keşfetme hikayesiydi.</p>
<p><strong>Bunun adı &#8220;Bakamamak&#8221; Değil, &#8220;Görmeyi Öğrenmek&#8221;</strong></p>
<p><em>Küçük bir çocuk hayal edin. İsmi Ali ya da Ayşe olsun&#8230; Etrafındaki dünya,puslu bir camın arkasından bakıyormuş gibi flu. Renkler var ama sınırları yok. Yazılar var ama anlamları eksik. </em></p>
<p>Toplumda çoğu zaman bu <em>çocuklara &#8220;görme engelli&#8221;</em> deyip geçiyoruz. Oysa Türk Telekom’un, Gönül Turgut Eğitim Danışmanlık ve Engelsiz Yaşama Derneği (EyDer) ile yürüttüğü bu proje, bize ezber bozan bir gerçek öğretiyor: <em>Az görmek, bir son değil; bir başlangıçtır.</em></p>
<p>​   Türk Telekom’un, Gönül Turgut Eğitim Danışmanlık ve Engelsiz Yaşama Derneği (EyDer) iş birliğiyle hayata geçirdiği “Gün Işığı Projesi”, Uzun yıllardır ülke genelinde olduğu gibi ilimiz Afyonkarahisar’da da meyvelerini vermeye başladı. Bir yazar ve en önemlisi bu sürecin yakın bir takipçisi olarak söyleyebilirim ki; bu çalışma bir <em>&#8220;sosyal sorumluluk&#8221;</em> projesinden çok daha fazlası; bu bir gelecek inşasıdır.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>“Peki, Nedir Gün Işığı Projesi?”</strong></p>
<p><strong> Türk Telekom tarafından 2014 yılında başlatılan bu proje  Engelsiz Yaşama Derneği (EyDer) ve Gönül Turgut Bireysel Eğitim Danışmanlığı iş birliğiyle yürütülüyor. Projenin ana amacı, yasal olarak &#8220;kör&#8221; olarak tanımlanan ancak %1 ila %10 arasında görme yetisi bulunan çocukların, var olan görme kalıntılarını kullanarak hayata daha bağımsız katılmalarını sağlamak.</strong></p>
<p><strong>Proje kapsamında yapılanlar şunlardır:</strong></p>
<p><strong>* Az Gören Eğitimi: Çocuklara, görme yetilerini en verimli şekilde kullanabilmeleri için özel eğitimler verilir. Bu eğitimler sayesinde çocuklar, normal alfabeyle okuyup yazmayı, günlük yaşam becerilerini geliştirmeyi ve bağımsız hareket etmeyi öğrenirler</strong></p>
<p><strong>*Aile ve Öğretmen Eğitimi: Sadece çocuklara değil, onların hayatındaki en önemli figürler olan ailelere ve öğretmenlere de eğitimler verilir. Bu sayede, çocukların eğitim süreçleri daha etkili bir şekilde desteklenir ve toplumsal farkındalık artırılır.</strong></p>
<p><strong> * Teknolojik Destek: Türk Telekom&#8217;un teknolojik altyapısı kullanılarak hazırlanan TahtApp gibi uygulamalarla, az gören öğrencilerin okuldaki eğitimlerini daha rahat takip etmeleri sağlanır. Bu sayede öğrenciler, sınıf tahtasındaki içerikleri tabletlerinden anlık olarak görebilirler.</strong></p>
<p><strong>* Uzatma Eğitimleri: Proje, uzaktan eğitim imkanı sunarak Türkiye&#8217;nin dört bir yanındaki çocuklara ulaşmayı hedefler. Çocuklara ve ailelerine ücretsiz olarak verilen tablet ve internet hatlarıyla eğitim kesintisiz devam eder.</strong></p>
<p><strong>*2014 yılında başlayan proje, 2025 yılı itibarıyla 11. yılını doldurmuş durumdadır. Proje, o tarihten bu yana sürekli olarak güncelleniyor ve geliştiriliyor. Özellikle 2025 yılı için  proje kapsamında geliştirilen TahtApp gibi teknolojik desteklerle birçok az gören öğrenciye ulaşılmış ve onların okul başarıları artırılmıştır.</strong></p>
<p><strong>*Projenin temel amacı olan &#8220;Az da olsa ışığın peşinden koşan çocuklara umut taşıyabilmek&#8221; misyonu, her yıl yeni katılımcılarla devam ediyor ve daha fazla çocuğun hayatına dokunmayı hedefliyor.</strong></p>
<p><strong>*Fayda sağlayacak özellik şartları;</strong></p>
<p><strong>* 1&#8217;inci ve 9&#8217;uncu sınıf arası olması</strong></p>
<p><strong>* kaynaştırma sınıf öğrencisi</strong></p>
<p><strong>* Az görmesi olmalı</strong></p>
<p><strong>​  <em>Az Görmek, Engel Değildir!</em></strong></p>
<p>​  Toplum olarak <strong>&#8220;görme yetersizliği</strong>&#8221; denildiğinde genellikle zihnimizde sadece tam bir karanlık canlanıyor. Oysa <strong>&#8220;az gören&#8221;</strong> çocuklarımız, doğru bir eğitim ve erken müdahale ile %1 ile %10 arasındaki görme kalıntılarını kullanmayı öğrenebiliyorlar.</p>
<p><em>   “ </em><em>Gün Işığı Projesi” bu noktada devreye giriyor. Çocuklarımıza &#8220;bakmayı değil, görmeyi&#8221; öğretiyor; onların akranlarıyla aynı sıralarda, kimseden yardım almadan eğitim görmelerinin kapılarını aralıyor.</em></p>
<p><em>   Türkiye’nin dört bir yanına yayılan bu hareket,  binlerce çocuğun hayatına dokundu. Afyonkarahisar da bu şanslı ve vizyoner  illerden biri oldu. Proje kapsamında sunulan özel yazılımlar ve eğitim metodolojileri sayesinde, az gören çocuklarımız artık sadece &#8220;dinleyen&#8221; değil, &#8220;okuyan, yazan ve üreten&#8221; bireyler haline geliyor.</em></p>
<p><em>   </em>Sınıftaki bu çalışmada teknoloji ile insanın saf duygularının nasıl iç içe geçtiğine şahitlik ettim. Sınıftaki atmosfer, klasik eğitimden çok farklı idi. Öğretmenin ; sabırla, sevgiyle ve profesyonelce teknolojiyi bir köprü gibi kullandığını gördüm. Ayrıca öğretmenin gözlerindeki o parıltıyı sizlerin de görmesini çok isterdim.</p>
<p>Öğretmenin bu gayretli çalışması sonunda, çocuğumuzun  ekrandaki objeyi fark etmesi bizlere de <em>“ işte bu”</em> dedirtiyor.</p>
<p>Çocuğumuzun ise; O küçücük parmakları ile tabletteki figürlerle buluştuğu anda adeta <em>“keşif yolculuğuna çıkan kaşif” </em>gibiydi. Sonunda teknolojinin sunduğu filtreler ve özel yazılımlar sayesinde dünyayı  anlamlandırmaya  başlayınca <em>“başarılı kaşif”</em> gibi gururlu ve mutlu idi.</p>
<p><em>En sonunda bilimle merhametin buluştuğu nokta keşfedilmiş oldu.</em></p>
<p><em> Bir sınıfta, tabletindeki özel bir uygulama sayesinde tahtadaki yazıyı ilk kez net bir şekilde okuyan o çocuğun yüzündeki şaşkınlık ve ardından gelen o vakur gülümseme&#8230; İşte o an, tüm raporlardan, rakamlardan ve istatistiklerden daha gerçekti. O gülümseme, <strong>&#8220;Ben de buradayım ve ben de yapabilirim!&#8221;</strong> demenin en saf haliydi.</em></p>
<p>​   <strong>Bu yazım bitmiş bir çalışmanın özeti değil toplumsal bir seslenişimdir.</strong></p>
<p>Çevrenizde dünyayı &#8220;Az Gören&#8221; bir evladımız varsa, onun sadece karanlığa mahkum olmadığını bilin. <strong>“Gün Işığı Projesi” </strong>gibi bilimsel temelli çalışmalar, o çocukların akranlarıyla aynı sıralarda, kimseden yardım almadan hayallerine koşabilmeleri için var. Bizler, bu farkındalığı ne kadar büyütürsek, şehirlerimizdeki engelleri o kadar hızlı yıkarız.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bunun için çok basit ama bir o kadar da önemli bilgiler;</p>
<p>* Aileler Olarak: Eğer çocuğunuzda görme kaybı belirtileri varsa, <em>&#8220;yapacak bir şey yok&#8221;</em> demeyelim. <em>“Gün Işığı Projesi”</em> gibi bilimsel ve teknolojik temelli çalışmaları takip edip, yardım alalım.</p>
<p>* Eğitimciler  Olarak:  Okulunuzdaki, sınıfınızdaki az gören öğrencileri fark edelim. Onların potansiyelini ortaya çıkarmak için bu metodolojileri öğrenelim.</p>
<p>* Toplumun Tüm Bireyleri Olarak: Engelsiz bir yaşamın, sadece fiziki yolları düzeltmekle değil, zihniyetteki engellerin kaldırılması olarak başladığını aklımızdan çıkarmayalım.</p>
<p><em>  </em><strong> “</strong><strong><em>Gün Işığı Projesi</em></strong><strong><em>”</em></strong><strong><em>, </em></strong><em>bu temel taşın en parlak parçalarından biri.</em></p>
<p>Afyonkarahisar olarak bu projeye sahip çıkmaya, daha fazla çocuğumuza ulaşmaya devam edeceğiz. <em>Unutmayın; ışık her yerdedir, yeter ki biz bakmayı ve gördüğümüzü yeşertmeyi bilelim.</em></p>
<p>​  Şimdi sorma sırası bizde:  Daha fazla &#8220;Gün Işığı&#8221; için siz ne yapmaya hazırsınız?</p>
<p>​</p>
<p><strong>     </strong><strong>Karanlığa Değil Geleceğe Bakın</strong></p>
<p><strong>            Hayatı Engelsiz Sayın</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SANDIKLI’NIN VİCDAN DURAĞI; BİR KAPI, BİR UMUT</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/sandiklinin-vicdan-duragi-bir-kapi-bir-umut/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 05:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Afyonkarahisar]]></category>
		<category><![CDATA[bakım hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[engelli bakım merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[engelli hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Engelsiz Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sandıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sandıklıbelediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal belediyecilik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal sorumluluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=623301</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160; Sevgili Okurlarım; &#160; Bugün size taş binalardan, asfalt yollardan ya da klasik belediyecilik hizmetlerinden bahsetmeyeceğim. Bugün size, Sandıklı Belediyesi’nin imzasını taşıyan, ruhu olan bir mekândan; Özel Sandıklı Engelli Bakım Merkezi’nden bahsedeceğim. Burası, Sandıklı’nın sadece termal sularıyla değil, &#8220;merhametiyle&#8221; de dünyaya şifa dağıttığının en somut kanıtı. &#160; Toplumun vicdanı, en zayıf halkasına verdiği değerle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-623302" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/Oznur-Kirman-SANDIKLININ-VICDAN-DURAGI-BIR-KAPI-BIR-UMUT.jpeg" alt="SANDIKLI’NIN VİCDAN DURAĞI; BİR KAPI, BİR UMUT" width="601" height="1068" title="SANDIKLI’NIN VİCDAN DURAĞI; BİR KAPI, BİR UMUT 18"></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgili Okurlarım;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün size taş binalardan, asfalt yollardan ya da klasik belediyecilik hizmetlerinden bahsetmeyeceğim. Bugün size, Sandıklı Belediyesi’nin imzasını taşıyan, ruhu olan bir mekândan; <strong>Özel Sandıklı Engelli Bakım Merkezi’nden</strong> bahsedeceğim.</p>
<p>Burası, Sandıklı’nın sadece termal sularıyla değil, <em>&#8220;merhametiyle&#8221;</em> de dünyaya şifa dağıttığının en somut kanıtı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumun vicdanı, en zayıf halkasına verdiği değerle ölçülür. Bugün rotamı, termal sularıyla toprağa şifa veren Sandıklı’mızın başka bir şifa kaynağına<em>; Özel Sandıklı Engelli Bakım Merkezi’ne </em>çevirdim. Binaların soğuk betonlarından değil, o betonların içinde filizlenen umuttan ve <em>&#8220;insanı yaşat ki devlet yaşasın&#8221;</em> düsturunun somutlaşmış halinden bahsetmek istiyorum size.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2019’dan Bugüne: Sevginin Kurumsallaşmış Hali</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>“<em>Bu Kapı Umutsuzluğa Kapalı, Mucizeye Açık , Bir Gönül Durağı”</em></p>
<p><em>Bu “Durak”, sadece bir adres değil; yorgun gönüllerin dinlendiği ,umutsuzluğun kapı dışarı edildiği bir sevgi menzilidir.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>   </em><strong>Gelin, bu durakta duralım ve mucizelere birlikte şahitlik edelim</strong>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazen bir şehirde binlerce kapı vardır ama bir tanesi sizi bambaşka bir dünyaya götürür.  Her sabah bu kapı, sadece Özel Sandıklı Engelli Bakım Merkezi’nin kapısı değil; bu kapı, hayata küsmüş ruhların yeniden nefes aldığı, &#8220;bitti&#8221; denilen yerden yeniden başlanan bir mucizenin eşiği.</p>
<p><em> </em></p>
<p><em>​ Bugün size bir yazar  olarak değil, her gün o koridorlarda 80 farklı hayatın yükünü sırtlayan, onlarla gülen, onlarla ağlayan gönül  ekibinin sesi olmak istedim.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sandıklı Belediyesi&#8217;nin girişimleriyle 2019 yılında kapılarını açan bu merkez,  sadece ilçemize değil, bölgeye örnek bir sosyal sorumluluk modeli sunuyor. 100 yatak kapasitesiyle, 19 yaş üstü bedensel engelli bireylerimize kucak açan bu yuva, belediyeciliğin sadece yol yapmaktan ibaret olmadığını, asıl meselenin <em>&#8220;gönül yapmak</em>&#8221; olduğunu bizlere her gün hatırlatıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sandıklı Belediyesi, bu merkezle aslında devasa bir toplumsal yarayı sarıyor. Sakinlerine 24 saat kesintisiz sağlık hizmeti, kişiye özel rehabilitasyon programları ve en önemlisi de engelli bireylerimizin topluma entegre edilmesi için düzenlenen sosyal etkinlikler&#8230; Hüdai Kaplıcaları&#8217;ndaki o meşhur geziler, birlikte yenilen yemekler; hepsi bu canlarımıza<strong> &#8220;siz bu toplumun en kıymetli parçasısınız&#8221; </strong>demenin bir yolu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​    <strong>Toprakla Barışan Eller, Hayata Tutunan Düşler</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​ Sabahları 5 bin metrekarelik o devasa bahçeye çıkınca bir manzara karşılar ; Hobi bahçesinde toprağı eşeleyen, ektiği fidenin büyümesini heyecanla bekleyen engelli kardeşlerimizi görürüz… O an anlamlanır, toprak sadece bitkiyi değil, insanın ruhunu da besliyor. O eller toprağa değdiğinde, engel dediğimiz o duvarlar birer birer yıkılıyor.  Orada sadece domates, biber yetiştirilmiyor; orada <strong>&#8220;başarabilirim&#8221; </strong>duygusu ve yaşama sevinci filizleniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazen en güçlü ilaç, uzman bir dokunuşla birleşen içten bir tebessümdür. İşte bu, felçli bir kadının imkansızı, sevgiyle nasıl yürüdüğünün  hikayesi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;Yürüyemez&#8221; Denilen Bir Kadının Zaferi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​    Bu kitaplarda yazan hikayelerden değil; Bizzat Bakım Merkezinde  yaşanan bir kahramanlık hikayesi…</p>
<p>Bu kadın  kuruma ilk geldiğinde yatağa bağımlı  bir engelli . Bilinci kapalı, dünyadan kopmuş, bir başkasının yardımı olmadan kıpırdaması imkansız bir <em>&#8220;yabancı&#8221;</em> gibi.</p>
<p>​    <strong>Şimdi mi?</strong></p>
<p>Şimdi ise onun koridorlarda adımlarının sesi duyuluyor. Kendi başına geziyor, eğleniyor, yetmiyor kendinden daha zor durumdaki arkadaşlarına su taşıyor. Moral veriyor.</p>
<p>Fizyoterapistin azmi, ekibin uykusuz geceleri ve Allah’ın &#8220;Yürü kulum&#8221; demesiyle bir mucize yaşanarak gerçeğe dönüşüyor . Kurum çalışanları her gün bu ablanın yürüdüğünü gördüklerinde, yaptıkları işin kutsallığını bir kez daha iliklerine kadar hissediyorlar.</p>
<p><strong>                                                                           ***</strong></p>
<p>​          <strong>45 Yürek, Tek Bir Amaç İçin Çalışıyor;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​  Bakın, burada 45 kişilik koca bir ekip var.  Bu ekip , şefkatle çalışan. 28 bakım personeli bir anne titizliğiyle, sağlık ekibi bir cerrah dikkatiyle, diyetisyeni ise bir eczacı hassasiyetiyle çalışıyor. Şeker hastası bir amcanın tabağındaki yemeği kontrol ederken ya da bir genci sinemaya, kaplıcaya götürürken tek bir gayeleri var: Onlara<strong><em> &#8220;Siz bu toplumun en değerli parçasısınız&#8221;</em></strong> diyebilmek.</p>
<p><strong>Sandıklı’nın Vicdanı Hepimize Emanet.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​   Sandıklı sadece termaliyle, lezzetiyle değil; bu vicdanıyla da anılmalı.</p>
<p>2019 yılında Belediye Başkanlığının desteğiyle dikilen bu fidan, bugün dev bir çınar oldu. Ayda en az sekiz kez dışarı çıkıyor, geziyor, eğleniyorlar. Çünkü dört duvar arasındaki bakım, sadece bedeni besler; Oysa ekibin esas derdi ruhları da doyurmak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​ <em>   Eğer sizin de çevrenizde ağır  engelli raporu(bakıma muhtaç) olan, çaresizlik içinde bir çıkış yolu arayan  yakınınız, komşunuz varsa; susmayın. Onları bu sıcak yuvayla tanıştırın. </em></p>
<p><em>  Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüklerine sunulacak bir dilekçe, bir hayatı karanlıktan aydınlığa çıkarabilir.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>​ Unutmayın dostlarım; Bu kıymetli kurumda sadece engellilere bakılmıyor, burada insanlığa imza atılıyor.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> Bizim pencerelerimiz her zaman umuda, kapılarımız ise her zaman sevgiye sonuna kadar açık kalmalı.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>       Peki Biz Ne Yapabiliriz? Diyorsanız.</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>  Bu merkez, Sandıklı Belediyesi’nin bizlere emaneti. Ancak bu emanete sahip çıkmak sadece kurumların değil, hepimizin boynunun borcu. Oradaki her bir birey, aslında bizim bir aynamız. Yarın hangimizin o aynaya bakmak zorunda kalacağını bilemeyiz.</em></p>
<p><em>  Sandıklı gibi kadim bir ilçenin, belediyesi eliyle böyle bir &#8220;şefkat limanı&#8221; inşa etmiş olması, bu toprakların ne kadar bereketli bir vicdana sahip olduğunu gösteriyor. Emek verenlerden, o kapıdan içeri sevgiyle giren her bir personele minnettarız.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>  Son sözüm: Eğer bir gün yolunuz Sandıklı ilçemize düşerse, sadece kaplıca ziyareti değil. Bu şefkat yuvasının önünden geçerken bir durun ve oradaki sessiz kahramanları selamlayın. Çünkü dünya, sadece sevgi ve merhamet üzerine kurulduğunda gerçekten dönmeye devam edecek.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>​ <strong> Bizim zihnimizde; &#8220;Engel yok, sadece aşılması gereken basamaklar vardır.”</strong></em></p>
<p>​</p>
<p><strong>    Sağlıcakla Kalın.</strong></p>
<p><strong>Hayatı Engelsiz Sayın…</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BEYAZ MİKROFON: ÖZEL EĞİTİMDEN ÇAĞRI</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/beyaz-mikrofon-ozel-egitimden-cagri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 07:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[4500ÖzelEğitimAtaması]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm4500ÖzelEğitim]]></category>
		<category><![CDATA[EğitimdeAdalet]]></category>
		<category><![CDATA[EngelsizEğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GelecekBiziBekliyor]]></category>
		<category><![CDATA[MilliEğitimBakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ÖzelEğitimÖğretmenleri]]></category>
		<category><![CDATA[ÖzelEğitimŞart]]></category>
		<category><![CDATA[ÖzelEğitimVeAileleri]]></category>
		<category><![CDATA[ÖzelÖğrencilerimizeÖğretmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=621382</guid>

					<description><![CDATA[​ Sevgili Okurlarım 33.700 rakamı size neyi çağrıştırır diye sorsam. Ne cevap verirsiniz?  Bendeki çağrışımı; Ertelenen her günün, kaybedilen bir gelecek olduğudur! Bu haftaki yazımı, ülkemizde hızla artan Özel Eğitim ihtiyacı ve bu ihtiyacı karşılayacak öğretmen adaylarının beklentilerine ayırdım. İyi okumalar. ​  Ülkemizdeki Özel Eğitimin önemini ve günümüzdeki durumuna bakacak olursak;   Özel eğitim, bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>​ <em>Sevgili Okurlarım 33.700 rakamı size neyi çağrıştırır diye sorsam. Ne cevap verirsiniz?  Bendeki çağrışımı; Ertelenen her günün, kaybedilen bir gelecek olduğudur!</em></p>
<p>Bu haftaki yazımı, ülkemizde hızla artan Özel Eğitim ihtiyacı ve bu ihtiyacı karşılayacak öğretmen adaylarının beklentilerine ayırdım. İyi okumalar.</p>
<p>​  Ülkemizdeki <em>Özel Eğitimin önemini ve günümüzdeki durumuna bakacak olursak;</em></p>
<p><em>  Özel eğitim, bir ülkenin en hassas ve en büyük sorumluluk gerektiren alanlarından biridir. Bugün Türkiye’de özel gereksinimli bireylerin eğitim hakkının tam anlamıyla karşılanması, ancak yeterli sayıda nitelikli özel eğitim öğretmeninin görevlendirilmesiyle mümkündür.</em></p>
<p><em> Bir ülkenin eğitim sisteminde, en çok şefkati, en çok uzmanlığı ve en büyük sorumluluğu gerektiren alan. Ancak bugün, Millî Eğitim Bakanlığı’nın saha verilerine baktığımızda, bu hassas alanın alarm verdiğini görüyoruz. Bu bir eğitim açığı değil, bu bir toplumsal anlayış  açığıdır.</em></p>
<p>​ <strong>Milli Eğitim Bakanlığı’nın Verilerine Göre; Bugün Türkiye genelinde 33.700 özel eğitim öğretmeni açığı bulunuyor. Bu 33.700, sadece bir istatistik değil;</strong></p>
<p><em>​<br />
</em><em>Eğitimine erişemeyen, desteklenemeyen binlerce çocuğun sessiz feryadı,</em></p>
<p><em>​Çocuğu geride kalıyor endişesiyle kaygılı bir yaşam süren ailelerin ağır psikolojik yükü,</em></p>
<p>​<em>Ve yıllardır emeklerinin karşılığını alamayan öğretmen adaylarının feda edilen geleceği demektir.</em></p>
<p><strong><em><br />
Özel Eğitim, ertelemeye bırakılamayacak bir alandır.</em></strong></p>
<p>​   <strong>Özel gereksinimli çocuklar için eğitim, ‘ileride de yapılır’ denilebilecek lüks bir hizmet değildir. Özellikle erken müdahale dönemi, beyin gelişimi ve beceri kazanımı açısından altın değerindedir. Erken dönemde alınmayan her destek, ilerleyen yıllarda çözümü çok daha zor ve toplumsal maliyeti çok daha ağır sağlık ve sosyal sorunlara dönüşmektedir.</strong></p>
<p>​   Maalesef, bugün birçok özel eğitim sınıfında, destek odasında ve okulda öğretmen açığı nedeniyle bireyselleştirilmiş eğitim programları (BEP) tam anlamıyla uygulanamıyor. Birebir eğitimin esas olduğu bu alanda, öğretmen başına düşen öğrenci sayısının norm kadronun üzerine çıkması, eğitimin niteliğini doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Bu devasa açığın bedelini en ağır ödeyenler, özel gereksinimli çocukların aileleridir. Onların yaşadığı çaresizlik, rakamların soğukluğunu paramparça ediyor. Geçen hafta görüştüğüm, otizmli 7 yaşındaki bir çocuğun annesi durumu şöyle özetlemişti:</p>
<p>&#8220;Sınıfımızda iki öğretmen olması gerekirken tek öğretmen var. Öğretmenimiz fedakâr ama birebir eğitim alamayan çocuğumun gelişiminde duraklama olduğunu hissediyorum. Destek eğitim odamız da öğretmen olmadığı için açılmıyor. Biz anneler, &#8216;Çocuğum geride kalıyor&#8217; endişesiyle uyanıyor ve uyuyoruz. Bu 33.700 kişilik açık, bizim evimizin içine sızmış bir kaygı bulutu gibi. Bizim tek isteğimiz var: Çocuğumuzun Anayasal hakkı olan, nitelikli eğitime kavuşması. Bu yüzden atama bekleyen o öğretmenler, bizim tek umudumuz.&#8221;</p>
<p>Bu durum, özel eğitim sınıflarındaki ideal norm kadroların çok üzerinde olan öğrenci sayısının, eğitim kalitesini nasıl düşürdüğünün en somut kanıtıdır. Ailelerin yaşadığı bu güçlükler, öğretmen açığının ne kadar acil ve vicdani bir mesele olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Özel eğitimde yaşanan öğretmen açığı, ertelendiği her gün daha da büyüyen bir problemdir. Çocukların, velilerin ve bütün toplumun sorunudur. Bugün yapılacak doğru bir atama politikası, yıllar sonra dahi ülkemizin eğitim alanındaki en önemli kazanımlarından biri olacaktır.</p>
<p>Burada, özel eğitim adına çalışan ve bu alana gönül vermiş öğretmen adaylarına , hem öğrencilerin hakkı için hem ailelerin huzuru için hem de ülkemizin geleceği için çağrı yapıyorum.</p>
<p>Özel eğitimde 33.700 açık varken, özel gereksinimli her çocuk için, sahadaki gerçek ihtiyacın zorunlu karşılığı olarak, en az 4.500 özel eğitim öğretmeni ataması ACİLEN yapılmalıdır!</p>
<p><strong>Gelin, bu sessiz çığlığa ses olalım ve eğitimde eşitliği sağlayalım.</strong></p>
<p>​<strong>Sosyal Devlet olmaya yaklaşmak için en az 4.500 atama yapılmalıdır.</strong></p>
<p>​  <em>Anayasamız, eğitimi herkes için temel bir hak olarak tanımlar. Sosyal devletin en önemli göstergesi, toplumun en hassas kesimi olan özel gereksinimli bireylerin topluma tam ve eşit katılımını sağlayacak eğitim fırsatlarını sunmaktır. Bu hak, kâğıt üzerinde kalmamalı, sınıflarda ete kemiğe bürünmelidir.</em></p>
<p><strong>​<em>  Bana ulaşan atama bekleyen Özel Eğitim Öğretmenleri, mevcut açığın ve öğrencilerin acil ihtiyacının gerektirdiği net bir talepte bulunuyorlar: </em></strong></p>
<p><strong><em>  En az 4.500 özel eğitim öğretmeni acilen atanmalıdır.</em></strong></p>
<p>​ <em>Çünkü atanacak Bu 4.500 öğretmen, ihtiyaç olan 33.700’lük devasa açığın yanında küçük görünebilir, ancak bu, bir başlangıçtır;</em></p>
<p>​   Bu, kararan sınıflara ışık yakmak demektir.</p>
<p>​  Bu, kaygılı ailelerin omuzlarından yük almak demektir.</p>
<p>​ Bu, yıllarca emek veren öğretmen adaylarının hakkını vermek demektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​  <strong>Sayın Milli Eğitim Bakanım, Sayın Cumhurbaşkanım..</strong></p>
<p><em> Özel eğitimde yaşanan bu problemin, sadece bir atama meselesi değil, hepimizin ortak vicdan borcu olduğunu unutmayalım. Gelin, özel eğitimde nitelik ve eşitlik standardını yükseltmek için bu acil çağrıya kulak verelim. Unutmayalım ki, bir ülkenin gücü, en zayıf halkasına verdiği değerle ölçülebilir olduğunu göz ardı etmeyelim.</em></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong>Eğitimle Kalın.</strong></p>
<p><strong>Hayatı Engelsiz SAYIN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DÜNYANIN TANIDIĞI TÜRK DEHA&#8230;  Bilimin Hayran Kaldığı Mucize</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/dunyanin-tanidigi-turk-deha-bilimin-hayran-kaldigi-mucize/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 05:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[BilimDünyası]]></category>
		<category><![CDATA[EşrefArmağan]]></category>
		<category><![CDATA[görmeengeli]]></category>
		<category><![CDATA[HarvardAraştırması]]></category>
		<category><![CDATA[İlhamVerenHikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroplastisite]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[TürkDeha]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=619367</guid>

					<description><![CDATA[Bu hafta sizlere, hepimizin “görme” tanımını baştan yazması gereken bir isimden, sadece bir ressamdan değil, aynı zamanda bir ilham kaynağı ve insan beyninin potansiyelinin yaşayan kanıtı olan Eşref Armağan’dan bahsetmek istiyorum. Algının En İnce Sınırı ve Eşref Armağan ​ Dünyayı algılamamız, çoğunlukla gözlerimizden gelen sinyallere bağlıdır. Ancak Armağan, doğuştan görme engelli olmasına rağmen, o sinyallerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta sizlere, hepimizin “görme” tanımını baştan yazması gereken bir isimden, sadece bir ressamdan değil, aynı zamanda bir ilham kaynağı ve insan beyninin potansiyelinin yaşayan kanıtı olan Eşref Armağan’dan bahsetmek istiyorum.</p>
<p><strong>Algının En İnce Sınırı ve Eşref Armağan</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-619371" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/Oznur-Kirman-DUNYANIN-TANIDIGI-TURK-DEHA-Bilimin-Hayran-Kaldigi-Mucize-1.jpeg" alt="DÜNYANIN TANIDIĞI TÜRK DEHA... Bilimin Hayran Kaldığı Mucize" width="720" height="478" title="DÜNYANIN TANIDIĞI TÜRK DEHA... Bilimin Hayran Kaldığı Mucize 21"></p>
<p></strong></p>
<p>​ Dünyayı algılamamız, çoğunlukla gözlerimizden gelen sinyallere bağlıdır. Ancak Armağan, doğuştan görme engelli olmasına rağmen, o sinyallerin gelmediği bir dünyada, ışığı ve rengi zihninde yaratan bir sanatçı. Onun hayat hikayesi, fiziksel engellerin aslında sadece birer başlangıç noktası olduğunu gösteren destansı bir kanıttır.</p>
<p>​ Eşref Armağan’ın Kısaca Hayatı ve Sanatına Değinecek Olursam; Benim nezdimde öncelikle <em>“Kendini Öğreten Deha”</em></p>
<p>​ Eşref Armağan’ın yolculuğu, hayata meydan okumayla başlar. Gözleri dünyaya kapalı doğdu, ancak zihni asla karanlıkta kalmadı. Okul yüzü görmeden, tamamen kendi kendine resim yapmayı öğrendi. Onun sanat tekniği, geleneksel kuralları yıkmıştır. O, tuvale dokunarak, kabartma çizgilerle nesnenin sınırlarını çizer. Daha sonra, boyaları karıştırmayı ve renklerin tonlarını <em>&#8220;dokunarak&#8221;</em> hissetmeyi öğrenir.</p>
<p>​ Bir atı, bir martıyı ya da bir manzarayı resmederken, o nesneye fiziksel olarak dokunur, onun şeklini, hacmini zihnine kaydeder ve sonra bize, bizim gördüğümüzden bile daha canlı bir şekilde geri sunar. Onun eserleri, sadece bir görsel şölen değil, aynı zamanda derin bir dokunsal deneyimin görsel dile çevrilmiş halidir.</p>
<p>Armağan’ın hikayesini sıradan bir yetenekten ayıran en önemli detay ise bilimsel kanıtlardır. Harvard Üniversitesi ve Toronto Üniversitesi’nden bilim insanları, onun beynini inceledi. Ortaya çıkan bulgular tüyler ürperticiydi:</p>
<p>Eşref Armağan resim yaparken, normalde tamamen görme duyusuna ayrılmış olan oksipital lobu (görme merkezi) aktif hale geliyordu!</p>
<p>​ Bu, insan beyninin ne kadar esnek ve adaptif olduğunu gösteren eşsiz bir durumdur. Beyni, görme yetisinin yokluğunu, dokunma ve hayal gücünü kullanarak görsel bir deneyime çevirmişti. Bu çalışma, tüm dünyada nöroplastisite (beynin kendini yeniden yapılandırma yeteneği) alanında çığır açan bir örnektir.</p>
<p>​<strong> *Bilimin hayran kaldığı, kendime idol edindiğim Eşref Armağan ile canlı yayın programı yapan şanslı kişi olarak, Siz Okuyucularıma çağrı ve önerilerimi aktarmaktan mutluluk duyuyorum.</strong></p>
<p>Eşref Armağan’ın başarıları, sadece engelli bireyler için değil, herkes için bir yaşam dersi niteliğindedir. O, <em>&#8220;yapamam&#8221; </em>demenin sadece bir bahane olduğunu kanıtlıyor. Peki, onun hikayesinden ilham alarak, bizler kendi hayatımızda ve çevremizde ne gibi farklar yaratabiliriz?</p>
<p>​  &#8211; <strong><em>Bireysel Algıyı Yeniden Tanımlayalım:</em></strong></p>
<p>​ Eşref Armağan, dokunmayı görme duyusuna çevirdi. Biz de işlerimizi yaparken, günlük sorunlarımızı çözerken, tek bir çözüm yoluna saplanıp kalmamalıyız. Başarısızlık anlarında, &#8220;Eşref Armağan ne yapardı?&#8221; diye sorun. Kısıtlı imkanlarla bile, zihinsel sınırları aşan alternatif yollar bulmaya odaklanın.</p>
<p>​ <strong>-Kapsayıcılığı Mazeret Olmaktan Çıkarın:</strong></p>
<p>​ Bir köşe yazarı olarak benim asıl çağrım, engelli bireylere yönelik bakış açımızı değiştirmemiz gerektiği. Artık onlara “yardım etme” motivasyonu yerine, onların “içsel gücünü ve potansiyelini” ortaya çıkarma misyonuyla yaklaşmalıyız. Kurumlar, şirketler ve toplum olarak, Eşref Armağan gibi yeteneklerin önündeki fiziksel ve bürokratik engelleri tamamen kaldırmalıyız. Onların başarıları, sadece kendilerine değil, hepimize ilham verir.</p>
<p><strong>-Eğitimi Yaratıcılıkla Birleştirin:</strong></p>
<p>​ Armağan&#8217;ın kendini yetiştirme azmi, eğitim sistemlerimize de ışık tutmalıdır. Eğitimde ezber yerine yaratıcılığı, dokunsallığı ve duyusal deneyimi ön plana çıkaran yöntemler uygulamalıyız. Her bireyin öğrenme yolu farklıdır. Belki de bir çocuğun dehası, sadece ona dokunarak öğrenme fırsatı sunduğumuzda ortaya çıkacaktır.</p>
<p><em>​  Karanlıkta Bile Işığı Seçmek</em></p>
<p>​ Eşref Armağan&#8217;ın gözü kapalı çizdiği resimler, bize sürekli şunu fısıldıyor:</p>
<p><em>Hayatın en büyük mucizeleri, en büyük eksikliklerimizin içinden doğar.</em></p>
<p>​ <strong>Gözlerimiz açıkken dahi, hayatın karmaşası içinde sık sık &#8220;körleşiyoruz&#8221;. Umutsuzluğa kapıldığımızda, &#8220;yapamam&#8221; dediğimizde veya önümüzdeki bir engeli aşılmaz gördüğümüzde, bir an durup, Eşref Armağan&#8217;ın tuvaline bakmalıyız. O, göz olmadan da resmedilebilen o parlak, umut dolu geleceği bize gösteriyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>​ Bilim Dünyasının Eşref Armağan&#8217;a İlgisi ve Beyin Yapısını Sizlerle Paylaşıyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-619372" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/12/Oznur-Kirman-DUNYANIN-TANIDIGI-TURK-DEHA-Bilimin-Hayran-Kaldigi-Mucize-2.jpeg" alt="DÜNYANIN TANIDIĞI TÜRK DEHA... Bilimin Hayran Kaldığı Mucize" width="720" height="538" title="DÜNYANIN TANIDIĞI TÜRK DEHA... Bilimin Hayran Kaldığı Mucize 22"><br />
</strong></p>
<p>Eşref Armağan, bilim insanları için sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda insan beyninin nasıl çalıştığını anlamak için canlı bir kanıttır.</p>
<p>Harvard ve Toronto Üniversitesi Araştırmaları</p>
<p>Eşref Armağan&#8217;ın beyin aktivitesi, özellikle Harvard Üniversitesi&#8217;nde Nörobilimci Dr. Amir Amedi ve Toronto Üniversitesi&#8217;nde incelemelere tabi tutuldu. Bu araştırmaların temel amacı şuydu: Doğuştan görmeyen birinin beyni, görsel görevleri yerine getirirken nasıl tepki veriyor?</p>
<p>* Vurucu Sonuç: Beyin taramaları (fMRI) ile yapılan incelemeler, Eşref Armağan çizim yaparken veya bir cisme dokunup onu hayal ederken, görme engelli olmasına rağmen beyninin arka kısmında bulunan ve normalde görme işlevinden sorumlu olan Primer Görme Korteksi&#8217;nin (V1) aktifleştiğini gösterdi.</p>
<p>Çapraz Modal Plastisite</p>
<p>Bu bulgu, Çapraz Modal Plastisite (Cross-Modal Plasticity) denen olayın en çarpıcı örneklerinden biridir.</p>
<p>Tanım: Beyinde, hasar gören veya kullanılmayan bir duyu alanının (bu durumda görme), işlevini başka bir duyuya (bu durumda dokunma/hayal etme) devretmesidir.</p>
<p>Eşref  Armağan&#8217;ın Durumu: Eşref  Armağan&#8217;ın beyni, gözden gelen sinyaller yerine parmak uçlarından (dokunma) ve zihinsel hayal gücünden gelen bilgiyi işlemek için V1 bölgesini kullanıyor. Yani beyni, dokunma duyusunu kullanarak bir nevi &#8220;görmeyi&#8221; öğrenmiş durumda.</p>
<p>Sonuç olrak, Eşref Armağan&#8217;ın durumu, beynin ne kadar esnek (plastik) olduğunu, bir işlevi kaybettikten sonra bile, o işlevin beynin birincil alanının farklı bir duyu tarafından devralınabileceğini kanıtlamıştır. Bu, rehabilitasyon ve nörolojik araştırmalar için de büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Unutmayın; en güçlü algı, gözümüzde değil, ruhumuzda ve hayal gücümüzde saklıdır. Bu hafta, kendi zihinsel karanlığımızı aydınlatma cesaretiyle yaşayalım.</strong></p>
<p><strong>Azimle Yaşayın…</strong></p>
<p><strong>Hayatı Engelsiz SAYIN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>​</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 ARALIK’TA ARTIK KLİŞELERİ BIRAKIN!</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/3-aralikta-artik-kliseleri-birakin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Nov 2025 14:42:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[3AralıkDünyaEngellilerGünü]]></category>
		<category><![CDATA[EngellilerGünü]]></category>
		<category><![CDATA[ErişilebilirlikZorunluluktur]]></category>
		<category><![CDATA[EvrenselTasarım]]></category>
		<category><![CDATA[GerçekKapsayıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[hakmücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[HayatıEngelsizSayın]]></category>
		<category><![CDATA[SosyalFarkındalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=616747</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Okurlarım;  “3 Aralık’ta Asıl  Engelli Kim? Yardımı Değil Hakkı Konuşalım”   Zihinlerimiz hemen o alışıldık, bayatlamış klişelerle dolmaya başlıyor: &#8220;Ne kadar azimli oldukları,&#8221; &#8220;Onların da bizim gibi olduğu,&#8221; &#8220;Toplum olarak destek olmamız gerektiği&#8230;&#8221;   Eğer farkındalık, her yıl aynı duygusal filmi izlemekten ibaretse, biz bu işi yapamıyoruz demektir.            Tarihsel Başlangıç ve Kaybolan Amaç   [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><br />
</em>Sevgili Okurlarım;</p>
<p><strong><em> “3 Aralık’ta Asıl  Engelli Kim? Yardımı Değil Hakkı Konuşalım”</em></strong></p>
<p><strong><em>  Zihinlerimiz hemen o alışıldık, bayatlamış klişelerle dolmaya başlıyor</em></strong><em>: &#8220;Ne kadar azimli oldukları,&#8221; &#8220;Onların da bizim gibi olduğu,&#8221; &#8220;Toplum olarak destek olmamız gerektiği&#8230;&#8221; </em></p>
<p><em>  Eğer farkındalık, her yıl aynı duygusal filmi izlemekten ibaretse, biz bu işi yapamıyoruz demektir.</em></p>
<p><strong>           Tarihsel Başlangıç ve Kaybolan Amaç</strong></p>
<p><em>  3 Aralık’ın temeli, 1982’de Birleşmiş Milletler’in Engelliler İçin Dünya Eylem Programı ile atıldı. Ancak 3 Aralık, resmi olarak 1992’de, engelli bireylerin sorunlarının sosyal yardım konusu olmaktan çıkarılıp, kalkınma ve insan hakları gündeminin merkezine alınması amacıyla ilan edildi.</em></p>
<p>Yani bu günün amacı, yardım dilenmek veya acıma duygusu uyandırmak değildi. Uluslararası toplum, 3 Aralık’ı ilan ederek, engelliliğin bir birey kusuru değil, çevresel ve tutumsal engellerden kaynaklanan toplumsal bir mesele olduğunu kabul ediyordu.</p>
<p><strong>  Peki, aradan geçen otuz yılı aşkın sürede biz ne yaptık?</strong><em> Bu hak mücadelesini, ne yazık ki &#8220;klişelerin yarattığı konforlu bir ihmal alanına&#8221; hapsettik.</em></p>
<p><strong><em>***</em></strong></p>
<p><strong>       Asıl Engel Nerede?</strong></p>
<p><strong>    Bugün, bu köşemden size, 3 Aralık’ın artık yardımseverlik rozeti takma günü olmaktan çıkıp,  bir eleştiri ve köklü değişim çağrısı haline gelmesi gerektiğini söylüyorum.</strong></p>
<p><em>   <strong>Asıl engel kimde?</strong></em></p>
<p>Bireyin bedensel durumunda mı, yoksa o bireyin potansiyelini hapseden, norma hapsolmuş toplumsal tasarımda mı?</p>
<p><strong>Tekrarlıyorum ki;</strong> Engellilik bir yardım konusu değil, erişilebilirlik ve insan hakları sorunudur<strong>. Klişe söylemlerin arkasına sığınarak</strong><em> görmezden geldiğimiz şey; rampası olmayan merdivendir, altyazısı olmayan kamusal hizmet videosudur, farklı bilişsel hızları reddeden esnek olmayan iş süreçleridir. Dijital erişilebilirliğin yetersizliği, Kabartma yazı ve Navigasyon vb. </em></p>
<p><em>  Bu yapısal engeller, milyonlarca vatandaşı eve hapseden fiili bir ayrımcılıktır. Biz, dünyayı dar bir <strong>&#8220;ideal insan&#8221;</strong> tanımına göre tasarlayıp., bu tasarımın dışına çıkan herkesi ise otomatik olarak <strong>&#8220;engelli&#8221;</strong> ilan edip, sonra da onlara <strong>&#8220;lütufkâr&#8221; </strong>bir tavırla yaklaşıyoruz.</em></p>
<p><strong>  Dönüşümün Temeli: </strong><em>Ailede ve Okulda Başlayan Değerler Olmalı</em></p>
<p><strong>Sürdürülebilir Farkındalık:</strong> <em>Alışkanlığa Dönüşümün Yolu Açılmalı.</em></p>
<p><em>  Yapısal reformlar ne kadar elzem olsa da, gerçek ve kalıcı kapsayıcılığın sürdürülebilirliği zihniyet dönüşümünde yatar. </em></p>
<p><em>Farkındalığı 3 Aralık’lık duygusal bir gösteriden, hayat boyu süren bir alışkanlığa dönüştürmeliyiz. Bu dönüşüm, en temelden, ailede başlayan doğru eğitimle mümkün olur.        Erken yaşta farklılıklara saygı duymayı öğrenen nesiller yetiştirmek; okullarda ve iş yerlerinde sürekli eğitimler, seminerler düzenleyerek bu bilgiyi taze tutmak esastır. Kapsayıcılık, yasal bir zorunluluktan önce, her gün tekrarlanan bir insani değer pratiği haline gelmelidir.</em></p>
<p><strong>                                                                             ***</strong></p>
<p><strong>     İlk kapsayıcılık dersi evde verilmelidir.</strong></p>
<p>Çocuklarımıza, çeşitliliğin kusur değil, hayatın doğal ve zenginleştirici bir parçası olduğunu öğretmeliyiz. Farklılık, korkulacak ya da acınacak bir durum değil, öğrenilecek bir bakış açısıdır. Okullar, tüm öğrencilerin farklı öğrenme hızlarına, bilişsel veya fiziksel ihtiyaçlarına uygun esnek <strong>sistemler kurarak</strong>, <strong>ayrımcılığın ilk tohumlarının ekilmesini engellemelidir</strong>.    En önemlisi, engelli bireylere birey oldukları için saygı duymak, onları sürekli başarı hikayeleriyle parlatmaya çalışmadan, sıradan, kusurlu ve potansiyelli insan olarak kabul etmektir.</p>
<p><strong>    Gerçek Kapsayıcılık: Toplumun Sınırlarını Genişletmek</strong></p>
<p><em>  Erişilebilirlik bir <strong>&#8220;ekstra&#8221;</strong> değil, hukuki bir zorunluluktur ve aynı zamanda bir inovasyon stratejisidir. </em></p>
<p><em>  <strong>Bilinmesi Gereken Şudur ki;</strong> Bir kişi için bir zorunluluk olan evrensel tasarım, hepimizin yaşam kalitesini artırır. Kapsayıcılık, topluma yük değil, bir güç katan bir zenginliktir.</em></p>
<p><strong>   Ne Yapmalıyız?</strong></p>
<p>3 Aralık, bir kerelik bir anma değil; toplumsal zihniyetimizi yapısal olarak yenileme sözü olsun. Bu yıl, o duygusal mesajları yazmadan önce  lütfen! durun ve harekete geçin.</p>
<p><strong> Gözlemci Olun<em>:</em></strong><em> Çevrenizdeki bir erişilemezliği tespit edin ve bunu dile getirin.</em></p>
<p><strong>   Talep Edin:</strong> <em>Tüketici veya vatandaş olarak, Evrensel Tasarımı ve eşitlikçi hizmetleri her platformda talep edin.</em></p>
<p><strong>İnsan Hakları Dilini Kullanın:</strong> <em>Acıma ve yardım dilinden uzak durun. Her daim hak, eşitlik ve saygı dilini kullanın.</em></p>
<p><strong>  Her zaman söylediğim gibi;</strong>  <em>bir toplumun gerçek medeniyet düzeyi, en kırılgan üyelerine sunduğu eşit yaşam hakkıyla ölçülür. </em></p>
<p><em>  <strong>Gelin, bu 3 Aralık’ta sadece &#8220;farkında&#8221; olmakla kalmayalım; fark yaratalım.</strong></em></p>
<p><em>   <u>“Bu görseldeki &#8220;beğen&#8221; (like) işaretleri, günümüzde sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte özel günlerde sıklıkla karşılaştığımız göstermelik duyarlılığı sembolize etmektedir.</u></em></p>
<p><em><u> 3 Aralık Dünya Engelliler Günü gibi önemli tarihlerde, birçok kişi bir gönderiyi kolayca beğenerek vicdanını rahatlatabilmektedir. Ancak bu beğeniler, engelli bireylerin günlük yaşamda karşılaştığı devasa merdivenler, eksik rampalar ve çözümsüzlük gibi somut engellerin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Görselimiz, toplumun bu sorunlara sadece sanal beğenilerle değil, gerçek çözümlerle yaklaşması gerektiğinin altını çizerek, farkındalığın ötesinde eyleme geçme çağrısı yapmaktadır.&#8221; #3AralıkDünyaEngellilerGünü</u></em></p>
<p>#3AralıkDünyaEngellilerGünü</p>
<p>#EvrenselTasarım</p>
<p>#GerçekKapsayıcılık</p>
<p>#3AralıkKlişesiKırılsın</p>
<p>#HakMücadelesi</p>
<p>#ErişilebilirlikZorunluluktur</p>
<p>#HayatıEngelsizSayın</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 KASIM&#8230; BAŞÖĞRETMENİN MİRASI VE EĞİTİMİN KRİTİK ROLÜ</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/24-kasim-basogretmenin-mirasi-ve-egitimin-kritik-rolu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Nov 2025 14:30:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=613674</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Okurlarım, 24 Kasıma sadece  takvim yapraklarında bir sayfa olarak değil; Bir milletin aydınlanma sözleşmesinin imzalandığı gün olarak bakalım. Bu tarih, sadece bir günü değil, bir devrimi simgeler. 1928 yılında TBMM Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e, Millet Mektepleri Başöğretmenliği unvanını verdi. Böylece Mustafa Kemal Atatürk ,Başkomutan ve Devlet  Kuruculuğundan  sonra Başöğretmen oldu. Bu ünvan, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Okurlarım,</p>
<p>24 Kasıma sadece  takvim yapraklarında bir sayfa olarak değil; Bir milletin aydınlanma sözleşmesinin imzalandığı gün olarak bakalım. Bu tarih, sadece bir günü değil, bir devrimi simgeler.</p>
<p>1928 yılında TBMM Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e, Millet Mektepleri Başöğretmenliği unvanını verdi. Böylece Mustafa Kemal Atatürk ,Başkomutan ve Devlet  Kuruculuğundan  sonra Başöğretmen oldu.</p>
<p>Bu ünvan, O&#8217;nun eğitime verdiği değeri en somut biçimde ortaya koyan onur nişanesidir.</p>
<p><em>  </em><strong>   Bugün, 24 Kasım&#8217;ı kutlarken, sadece Başöğretmeni ve öğretmenlerimizi anmakla yetinemeyiz.</strong></p>
<p><em>Klişe bir teşekkürden ibaret kalan kutlamaların ötesine geçmek zorundayız. Çünkü eğitim kalitesi, bir ülkenin sadece okuma yazma oranı değil; ekonomideki rekabet gücünü, sanattaki derinliğini, demokrasideki olgunluğunu ve bilimsellikteki sıçrayışını belirleyen ana damardır.</em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>   Eğitim  Milli Kalkınma Stratejimiz Olmalıdır.</strong></p>
<p>Eğitim, bir ülkenin petrolü ya da doğal kaynakları değil, en değerli kaynağıdır. Öğretmenler ise bu kaynağı işleyen, ham bilgiyi bilgelik tohumlarına dönüştüren, en kutsal sanatkârlardır.</p>
<p>Eğitim kalitesini artırmak demek; sadece sınav başarısını değil, problem çözme yeteneği yüksek, eleştirel düşünen, sorgulayan ve yeni fikir üreten bireyler yetiştirmek demektir. Eğitim, sanayide katma değer, teknolojide inovasyon ve siyasette şeffaflık olarak geri döner. Bir ülkenin eğitim sisteminden mezun olan gençler; yeni bir fabrika kuracak mühendisi, uluslararası ödül alacak sanatçıyı ve toplumsal dönüşümü sağlayacak lideri yetiştirmeli.</p>
<p><em>Kısacası, kaliteli eğitim; sosyal ve ekonomik kalkınmanın tek sürdürülebilir motorudur.</em></p>
<p><strong> Öğretmen Milletin Dönüştürücü Gücüdür.</strong></p>
<p>Öğretmeni çok iyi yetiştirmeli, topluma örnek olacak bilgi ve becerilerle donatmalıyız.</p>
<p>Öğretmeni sadece dört duvar arasına hapseden, standart müfredatın robotu haline getiren yaklaşımlardan acilen uzaklaşılmalıdır. Öğretmenler; çağın gerektirdiği pedagojik yaklaşımlarla donatılmalı, özlük haklarıyla güçlendirilmeli ve en önemlisi sistemi dönüştürme yetkisi verilmelidir. Onlar, en ücra köşelerde bile, zor şartlar altında görev yaparken gösterdikleri fedakârlıkla sadece ders değil, aynı zamanda  vatandaşlık bilinci ve adalet duygusu da inşa ederler.</p>
<p><em>  <strong>Atatürk&#8217;ün meşhur deyişiyle:</strong> &#8220;Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.&#8221; Çünkü öğretmen, sadece bilgi aktarmaz<strong>; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler yetiştirir.</strong> Toplumsal değişimin ve ilerlemenin anahtarı, onların elindeki tebeşirdedir.</em></p>
<p><em> Öğretmen sadece şehir merkezlerinde değil, kışın karla kaplı en ücra köylerde, en zor şartlarda bile görev yapan gönül erleridir. Onlar, görev yerlerinde sadece ders anlatmazlar; kimi zaman ebeveyn, kimi zaman rehber, kimi zaman da o küçük topluluğun tek aydınlık feneri olurlar.</em></p>
<p>Onların fedakârlığı, maaş bordrolarına sığmayacak kadar büyüktür. Onlar, bir çocuğun gözündeki ışığı görme umuduyla, hayatlarını bu uğurda tüketirler.</p>
<p>Artık alışılmış standart kabullerin dışına çıkalım, öğretmene sadece çiçek vererek değil, onun mesleki gelişimine sürekli yatırım yapalım. Eğer bir ülkenin kaderi, bir öğretmenin parmaklarının ucundan başlıyorsa, o parmakların donanımlı, motive ve özgür olması gerekir.</p>
<p>24 Kasım, bize Başöğretmenimizin mirasını hatırlatır:</p>
<p>Eğitimde fedakârlık değil, mükemmele ulaşma çabası esastır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zihinlerimizi kalıplardan kurtarıp, açık zihinlerle kalkınma hamlesi başlatmak için, eğitimi siyaset üstü bir ulusal hedef olarak görüp, her alanda kalitenin artırıp, her kademedeki eğitimin tartışılamaz önceliğimiz haline gelmesiyle mümkündür. İşte o zaman her alanda müreffeh toplum seviyesine çıkarız.</p>
<p>Başöğretmen Atatürk’ün mirası; bize sadece saygı duruşu değil, ileriye dönük, cesur ve   vizyoner bir eğitim eylemi çağrısıdır. Öğretmenlerimize hak ettikleri değeri ve kaynakları sağlayarak, hep birlikte daha kaliteli bir geleceğin kapısını açalım.</p>
<p><em>   <strong>Burada, fedakârlığı ve azmi en derin hisseden bir kesimi özellikle anmalıyız: Engelli Öğretmenlerimizi.</strong></em></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Onlar, mesleklerini icra ederken fiziksel, bürokratik ve toplumsal önyargılar gibi çifte zorluklarla mücadele ederler. Engelleri aşarak sınıfa giren bir öğretmen; öğrencilerine sadece dersi değil, aynı zamanda yaşam azmini, kapsayıcılığı, direnci ve eşitliği de öğretir.</p>
<p>Onların varlığı, eğitim sistemimiz için bir dezavantaj değil, aksine en büyük ilham kaynağı ve toplumsal farkındalık dersidir. Engelli öğretmenlerimizin mesleki gelişimine ve erişilebilirlik koşullarına yatırım yapmak, eğitimde niteliği artırma vizyonumuzun samimiyet testidir.</p>
<p><strong>  Memleketin dört bir yanında yüreği sevgi ve bilgi dolu nice nesiller yetiştiren tüm kahraman öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü kutlu olsun! Onlar, tohumu eken, geleceği biçenlerdir.</strong></p>
<p><strong>Geleceği Eğitimle Hazırlayın!</strong></p>
<p><strong>   Hayatı Engelsiz Sayın!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“farkıMda mısın?” Afyon’dan Yükselen Ses: ŞİMDİ ÇÖZÜM KONUŞUYOR!</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/farkimda-misin-afyondan-yukselen-ses-simdi-cozum-konusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 05:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=610600</guid>

					<description><![CDATA[Değerli Okurlarım, Afetler; toprağın sarsılması, suyun yükselmesi ya da rüzgârın fırtınaya dönüşmesi değildir sadece. Afetler, bir milletin sosyal mukavemetinin ve vicdan derinliğinin sarsılmaz bir aynasıdır. Ve o aynada, en net, en keskin görünen, toplumun en hassas, en korunmasız kesimidir: Engelli bireylerimiz.  Bu, yazımı sadece bir köşe yazısı olarak değil; bir çağrının, bir vicdan sesinin ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli Okurlarım,</p>
<p>Afetler; toprağın sarsılması, suyun yükselmesi ya da rüzgârın fırtınaya dönüşmesi değildir sadece. Afetler, bir milletin sosyal mukavemetinin ve vicdan derinliğinin sarsılmaz bir aynasıdır. Ve o aynada, en net, en keskin görünen, toplumun en hassas, en korunmasız kesimidir: <strong>Engelli bireylerimiz.</strong></p>
<p><strong><em> Bu, yazımı sadece bir köşe yazısı olarak değil; bir çağrının, bir vicdan sesinin ve bir şehirdeki güçlü iradenin eyleme dönüştüğü anın kaydı olarak okuyalım.</em></strong></p>
<p>Aylar önce, 18 Ağustos 2025 tarihinde, bu köşemde Afyonkarahisar’dan yükselen o onurlu sesi duyurmuştum:</p>
<p><strong>  &#8220;farkıMda mısın?&#8221;.</strong> O günkü çağrımız, dijital dünyanın duvarlarını aşan bir vicdan muhasebesiydi. Soruyorduk: O çaresiz anlarda, tahliye merdiveninde bir tekerlekli sandalyenin, bir işaret dili bilen elin ya da bir görme engelli dostumuzun rehberliğinin farkında mıyız?</p>
<p><strong>&#8220;farkıMda mısın?</strong> Afyon&#8217;dan Yükselen Ses&#8221;. O günlerde projenin ruhu, hepimizi sarsan afet gerçeği karşısında &#8220;Engelli bireylerin mağduriyetinin farkında mısın?&#8221; sorusunu dijital platformlarda gür bir sesle soruyordu.</p>
<p>O gün, farkındalık aşamasındaydık.</p>
<p>Bugün ise, o ses, tüm ülkeye örnek teşkil edecek somut bir eylem haritasına dönüştü. Afyonkarahisar, sadece fark etmekle kalmayıp, o zorlu gerçeğin üzerine cesaretle yürüdü.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Şimdi Çözüm Konuşuyor!</strong></p>
<p>13-14 Kasım 2025 tarihlerinde, Afyonkarahisar AFAD İl Müdürlüğü, Türkiye’nin geleceği için hayati önem taşıyan bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.</p>
<p><strong><em> &#8220;Afetlerde Engellilik: Mağduriyetten Çözüme Çalıştayı&#8221;.</em></strong></p>
<p>Bir zincirin gücü, en zayıf halkası kadardır. Afet anında engelli bireylerimizin yaşadığı her zorluk, o zincirdeki kopma riskini katlar. Bu yüzden Afyon’dan çıkan &#8220;Mağduriyetten Çözüme&#8221; rotası, 81 il için bir &#8220;olmazsa olmaz&#8221; zorunluluktur.</p>
<p>Bu proje, bize şunu öğretiyor: Eğer afet yönetimini bir kale inşa etmek olarak görüyorsak, temeli atarken sadece sağlam beton kullanmak yetmez; o kalenin kapısının herkesin erişimine açık olması gerekir.</p>
<p>Afet anları, toplumun en kırılgan kesimleri için sadece bir sınav değil, çoğunlukla bir felakettir. Engelli bireyler, tahliye, barınma, iletişim ve temel ihtiyaçlara erişim konularında sayısız engelle karşılaşır. Bu durum, sadece bireysel bir mağduriyet değil<em>, aynı zamanda engel üzerine engel olur.</em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>  Sayın Valimiz Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’nın bizzat başkanlık ettiği bu çalıştay, konunun ne denli üst düzey bir iradeyle sahiplenildiğinin en güçlü kanıtıdır. Valilik, akademik bilgiyi, sivil toplumun deneyimini ve engelli bireylerin sesini aynı masada birleştirdi.</strong></p>
<p><strong>  Vali Yiğitbaşı’nın altını çizdiği gibi, kalıcı ve uygulanabilir çözümler üretmek, sadece vicdani bir görev değil; toplumsal dayanıklılığı güçlendirme vizyonunun da merkezi olduğu ifadesiyle, Afyon’un sadece afetlere değil, her türlü <em>ayrımcılığa</em> karşı dirençli bir şehir olma hedefidir.</strong></p>
<p><strong>   “farkıMda mısın?” Kürsüsünden Bildiri!</strong></p>
<p>Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından uygulanan “Türkiye’de Demokratik Yerel Yönetişimin Geliştirilmesi için Sivil Katılımın Güçlendirilmesi Projesi” (kısa adıyla Sivil Katılım Projesi) kapsamında desteklenen, Kent ve İnsan Derneğinin hibe yararlanıcısı olduğu, Afyonkarahisar Valiliği himayelerinde, Afyon Kocatepe Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen <strong>“farkıMda mısın?”</strong> isimli proje kapsamında <strong><em>“Afetlerde Engellilik: Mağduriyetten Çözüme” </em></strong>başlıklı bir çalıştay düzenlendi.</p>
<p>Afyonkarahisar İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nde gerçekleştirilen çalıştayın Çalıştay Düzenleme Kurulu Başkanlığını Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra GÜRAN YİĞİTBAŞI üstlendi.</p>
<p>Çalıştayın açılış konuşmasını Kent ve İnsan Derneği Başkanı Şerife Aksoy Ünal yaparken, Afet ve Acil Durum İl Müdürü Ali Altındal bir selamlama konuşması gerçekleştirdi. Projenin başlangıcından bugüne yolculuğunu katılımcılarla paylaşan Proje Danışmanı Ali Ertürk’ten sonra kürsüye gelen Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra GÜRAN YİĞİTBAŞI “Afyonkarahisar Valiliği olarak bizzat himayemizde yürütülen ve toplumsal dirençliliğimiz açısından büyük önem taşıyan çalıştayımıza hoş geldiniz. Bugün burada örnek bir girişimin; yani Kent ve İnsan Derneği’nin yürütücüsü, Afyonkarahisar Belediyesi ve AFAD İl Müdürlüğümüzün ortaklığıyla hayata geçirilen <strong>“farkıMda mısın?”</strong> projesinin en anlamlı duraklarından birinde bir aradayız. Bu proje, yalnızca bir farkındalık çalışması değil; aynı zamanda Afyonkarahisar’ın merkezinden en ücra ilçelerine kadar uzanan, 12 ay boyunca sürdürülen, insan odaklı bir dayanışma hareketidir.” Diyerek;</p>
<p>Afetlerin, ülkemizin coğrafi ve sosyolojik gerçeklerinden biri olduğunu ifade eden Vali YİĞİTBAŞI; Bir toplumun gücünün, afetten ne kadar etkilendiğiyle değil, afet karşısında ne kadar hazırlıklı olduğu ile ölçülebileceğini belirtti. Afetlerin kader olmadığını, bilimin, eğitimin, iş birliğinin ve vicdanın rehberliğinde yönetilebilir bir gerçeklik haline getirilebileceğini ifade eden Doç. Dr. Kübra GÜRAN YİĞİTBAŞI, bu noktada, afetler karşısında en kırılgan gruplardan biri olan engelli bireylerin ihtiyaçlarını merkeze almanın sadece bir sosyal sorumluluk değil; aynı zamanda insan haklarının, eşitliğin ve adaletin gereği olduğunu vurguladı.</p>
<p>Afyonkarahisar’daki ilgili kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, özel gereksinimli bireyler, refakatçiler ve AFAD gönüllüsü can dostlarının katılımıyla iki gün süren çalıştay büyük bir katılım ve başarıyla tamamlandı. Çalıştay sonuçlarının engellilerin afetlerde yaşayabileceği sorunların çözümüne katkı sağlayacağını belirten Proje Koordinatörü Şerife Aksoy Ünal, aynı zamanda bu sonuçların proje kapsamında ortaya konacak olan Mobil Uygulama İl Analizine de büyük katkı sağlayacağını belirtti.</p>
<p>Çalıştaya büyük katkı sağlayan ve programın kendilerini çok memnun ettiğini ifade eden engelli bireyler ve aileleri ise Afyonkarahisar’da fayda sağlayan bu tür projelerin belirli aralıklarla yapılmasının her açıdan faydalı olacağını söylediler.</p>
<p><strong>                       ÇALIŞTAYDAN EDİNDİĞİM TEMEL ÇIKTILAR</strong></p>
<p>Çalıştay,  toplantı olmaktan öteye geçerek, afet yönetimindeki &#8220;kör noktalarımızı&#8221; aydınlattı. Alınan kararların özü, artık afet planlarının  kapsayıcı ve hak temelli olması gerekliliğinin altı çizildi.</p>
<p><strong>Kapsayıcı Acil Durum Planları:</strong> Engellilik türüne özel (görme, işitme, hareket vb.) tahliye ve barınma yöntemlerinin, standart bir prosedür haline gelmesi.</p>
<p><strong>   Erişilebilirlik Standartları:</strong> Afet toplanma ve barınma alanlarında (çadır kentler, konteynerler) erişilebilir tuvalet, rampalar ve acil durum işaretlerinin zorunlu hale getirilmesi.</p>
<p><strong>Özel Eğitimli Gönüllü Ordusu:</strong> İşaret dilini bilen, tahliye tekniklerine hakim, engelli bireylerle iletişim kurma becerisi geliştirmiş özel AFAD gönüllü ekiplerinin kurulması.</p>
<p><strong>Engelli Veri Entegrasyonu:</strong> Afet anında kimin, nerede, ne tür yardıma ihtiyacı olduğunun önceden bilinmesini sağlayacak veri tabanı entegrasyonu.</p>
<p>Bu adımlar, Afyonkarahisar’ı, <strong>&#8220;Kapsayıcı ve Dirençli Şehirler&#8221; </strong>vizyonuna ulusal düzeyde katkı sunan bir öncü il konumuna yükseltecektir.</p>
<p>Sevgili okurum, bir köşe yazarının en büyük arzusu, yazdıklarının sadece okunması değil, değişime ilham vermesidir. <strong>&#8220;farkıMda mısın?&#8221;</strong> projesi ile yakılan bu ışık, 13-14 Kasım’daki çalıştay ile artık bir meşaleye dönüştü.</p>
<p>Bu meşalenin ateşi, sadece Afyon’da kalmamalıdır. Türkiye’nin 81 ilindeki Valiliklere, AFAD Müdürlüklerine ve tüm yerel yönetimlere çağrımdır.</p>
<p>Afyonkarahisar, afet yönetiminin en hassas, en insani ve en zorlu meselesinde bir yol haritası çizmiştir. Bu detaylı planlar ve duygusal yükü ağır sorumluluk, bir an önce tüm illere aktarılmalı, yerelleştirilmeli ve uygulamaya konulmalıdır.</p>
<p><strong><em>  Sayın Valimizin bu projeye gösterdiği gönülden destek, tüm Türkiye’deki kamu yöneticilerine net bir subliminal mesaj veriyor: Yönetim, sadece bütçe ve yoldan ibaret değildir; yönetim, en kırılgan vatandaşının güvenliğini sağlama sanatı ve vicdanıdır.</em></strong></p>
<p><em>  Unutmayalım ki, bir toplumun gücü, en zayıf halkasına sağladığı güvence ile ölçülür. Afyon’dan yükselen bu ses, artık tüm Türkiye’yi kapsayacak bir <strong>“Eyleme Çağrı</strong>” dır.</em></p>
<p><em> </em><strong> “farkıMda kalın”</strong></p>
<p><strong><em>Hayatı Engelsiz Sayın</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 KASIM: ANMAKTAN ANLAMAYA UZANAN FİKİR YOLCULUĞU</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/10-kasim-anmaktan-anlamaya-uzanan-fikir-yolculugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Nov 2025 14:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=607776</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Kalbimizdeki Sızı ve Işık Değerli okurlarım, Bugün, takvimler yine o hüzünlü ve anlamlı günü gösteriyor: 10 Kasım. Milletimizin yüreğinde hiç dinmeyen bir sızıya dönüşen, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Her 10 Kasım, bir yokluğun derin kederini taşır; ancak bu tarih, aynı zamanda O&#8217;nun fikirlerinin, devrimlerinin ve bize bıraktığı muhteşem [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Kalbimizdeki Sızı ve Işık</em></strong></p>
<p>Değerli okurlarım,</p>
<p>Bugün, takvimler yine o hüzünlü ve anlamlı günü gösteriyor: 10 Kasım. Milletimizin yüreğinde hiç dinmeyen bir sızıya dönüşen, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Her 10 Kasım, bir yokluğun derin kederini taşır; ancak bu tarih, aynı zamanda O&#8217;nun fikirlerinin, devrimlerinin ve bize bıraktığı muhteşem mirasın ne denli güçlü bir ışık olduğunu bir kez daha idrak ettiğimiz bir uyanış anıdır. Ben de bu köşemde, sadece O&#8217;nu anmakla kalmayıp, O&#8217;nu anlamaya uzanan o sonsuz yolculuğa çıkmak istiyorum. Zira O&#8217;nu kaybetmenin hüznü ne kadar derinse, O&#8217;nun fikirleriyle aydınlanmak ve O&#8217;nun izinde yürümek de o denli büyük bir gurur ve sorumluluktur.</p>
<p>Her 10 Kasım sabahı, saat 09.05’te çalınan sirenlerle birlikte bir milletin kalbi ortak bir hüzünle, ortak bir saygıyla durur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal edişinin yıl dönümü olan bu tarih, bizler için sadece bir matem günü değil; aynı zamanda bırakılan mirası idrak etme, kendimizi sorgulama ve sorumluluğumuzu yenileme günüdür.</p>
<p><strong>  Zira Atatürk&#8217;ü anmak ile Atatürk&#8217;ü anlamak arasında derin bir fark vardır</strong><em>. Anmak, geçmişe dönük bir vefa borcudur; anlamak ise geleceğe yönelik bir sorumluluk ve aktif bir duruştur.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong><em>               Atatürk Fikrinin Kılavuzu: &#8220;Yüzümü Görmek Değildir&#8221;</em></strong></p>
<p>Atatürk’ün bizlere bıraktığı en önemli vasiyet, kurduğu cumhuriyetin temel felsefesini özetleyen şu çarpıcı cümlede saklıdır: <strong><em>“Beni görmek demek, behemehal benim yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.”</em></strong></p>
<p>Bu söz, 10 Kasım ritüellerinin ötesine geçmemizi emreder. O, kendisini bir ikona değil, bir fikir sistemi olarak görmemizi ister. Atatürk&#8217;ü anlamanın ilk adımı da bu fikir sisteminin özünü kavramaktır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin varlık sebebini ve temel felsefesini oluşturan bu sarsılmaz fikir sisteminin ana hatlarına yakından bakalım.</p>
<p><strong>  Akıl ve Bilim:</strong> <em>&#8220;Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.&#8221;</em> düsturunu rehber edinerek, dogmanın ve hurafenin karşısında duran, rasyonel düşünceye dayalı bir toplumu inşa etme çabasıdır.</p>
<p><strong>  Tam Bağımsızlık:</strong> Sadece siyasi değil, ekonomik, kültürel ve fikri olarak da başka hiçbir gücün vesayetini kabul etmemek.</p>
<p><strong>  Millet Egemenliği:</strong> Ulusal iradenin mutlak üstünlüğünü esas alan, çağdaş ve demokratik bir yönetim biçimini (Cumhuriyet) kalıcılaştırmak.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong><em>    </em></strong> Edebiyat ve kültür adamı Nihad Sâmi  Banarlı’nın, Atatürk’ün <em>&#8220;En zor inkılâp, musiki inkılâbıdır. Çünkü bunun için o milletin ruhunu değiştirmek gerekir.&#8221;</em> sözüne dikkat çekmesi tesadüf değildir.</p>
<p>Bu söz, Atatürk&#8217;ün değişimi sadece yasalarda değil, toplumsal ruhun ve estetik anlayışının temelinde aradığını gösterir.</p>
<p>Zor olan, bir millete yeni bir kanun vermek değil, ona yeni bir düşünce biçimi, yeni bir sanat zevki, yeni bir hayat felsefesi vermektir. Atatürk’ü anlamak, ruhu değiştiren bu vizyonun kültürel boyutunu idrak etmektir. O, yeni bir devletle birlikte, yeni bir medeniyet ufku açmıştır.</p>
<p><strong><em>        </em></strong><em>  Bu büyük felsefenin ve ruhsal değişimin bekçiliği ise, bizzat Atatürk&#8217;ün kaleme aldığı Gençliğe Hitabe ile genç nesillere teslim edilmiştir. </em>Hitabe, en çetin zorlukları, hatta iktidar sahiplerinin gaflet ve hıyanetini bile öngören bir vasiyetnamedir.</p>
<p>Bu vasiyet, gençliğe sadece bir miras değil, aynı zamanda koşulsuz bir görev yükler: <strong><em>&#8220;Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!&#8221;</em></strong></p>
<p>Bu, bir kurtarıcı beklemek değil, her bireyin kendisinin kurtarıcı olması demektir. Atatürk’ü anlayan genç; liyakati, özgür düşünceyi, bilimi ve vatan sevgisini en üstün değer kabul eden <strong>gençtir.</strong></p>
<p><strong><em>   Yarını İnşa Eden Sorumluluk</em></strong></p>
<p>10 Kasım, bir anma gününden öte, milletçe yükselen yeni neslin, istikbalin kendisi olduğunu idrak ettiğimiz gündür. Atatürk, fani bedeninin bir gün aramızdan ayrılacağını biliyor, ancak fikirlerinin ve kurduğu kurumların, Türk Milleti&#8217;nin azmiyle ilelebet payidar kalacağına inanıyordu.</p>
<p><em>  Bize düşen görev, sirenlerin ardından sessizliğe bürünmek değil; o sessizliği, fikirlerini ve ilkelerini daha iyi anlamak için bir tefekkür anına dönüştürmektir. Atatürk’ü anlamak, Cumhuriyeti muhafaza ve müdafaa etme sorumluluğunu her gün yeniden yüklenmek demektir.</em></p>
<p>Atatürk’ü ve 10 Kasım’ı anlatan güzel sözlerden birini gelin , Nihat Sami Banarlı’nın yaşadığı olayla hatırlayalım.</p>
<p>O gün  takvimler, üzerindeki ağırlığı hiç eksilmeyen o hüzünlü tarihi gösteriyordu: 10 Kasım.</p>
<p>İşte o sabah, İstanbul&#8217;daki bir okulun sıralarında, geleceğin büyük adamları olan küçük öğrenciler de o tarifsiz acıyı soluyordu. Onlardan biri, henüz 11 yaşındaki Faruk Dursunoğlu’ydu.</p>
<p>Efsanevi edebiyat hocası Nihat Sami Banarlı, gözleri kızarmış, sesi titrek&#8230; Kürsünün başında duruyor ve öğrencilerine bir ödev veriyordu<strong><em>: &#8220;Atatürk&#8217;ü yazın.&#8221;</em></strong></p>
<p>Küçücük zihinler, ne yazacağını bilemez halde kağıdın beyazlığına bakıyordu. Kahramanlık destanları, nutuklar, inkılaplar&#8230; Hepsi anlamını yitirmişti. Çünkü o koca çınar, artık yoktu. Ülke, bir yetimhaneye dönmüştü sanki.</p>
<p>Faruk, eline kalemi aldı. Gözyaşları, mürekkebi dağıtırken, koca bir milletin hissettiği o devasa boşluğu, o büyük kayıp hissini tek bir çırpıda yazıp bitirdi. O kadar kısa, o kadar vurucu bir cümleydi ki&#8230; Haftalar sonra kompozisyonları okuyan Banarlı Hoca, o satıra geldiğinde ne yapacağını şaşırdı. Durdu, kâğıdı göğsüne bastırdı ve hıçkırarak ağlamaya başladı.</p>
<p>Faruk’un kalemi, koskoca bir destanı, bir ulusun kederini ve umudunu tek bir kalıbın içine sığdırmıştı:</p>
<p><strong><em>      “Atatürk öldü, güneş doğarken ve batarken&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong> Bu, sadece bir ölüm haberi değildi. Bu, küçük bir çocuğun, koca bir kahramanı anlatma biçimiydi. Ölümünün, gökyüzünün bile rengini değiştirecek kadar büyük bir olay olduğunu, ancak kurduğu eserin (Cumhuriyetin), bir sabah güneşi gibi her gün yeniden doğacağını sezen bir ruhun feryadıydı.</p>
<p><strong>  O tek cümle, bize şunu ifade eder:</strong> <em>Atatürk, bedenen aramızdan ayrılmış olabilir; ama onun fikirleri, felsefesi ve cumhuriyeti; tıpkı gezegenimizin döngüsü gibi, her sabah yeni bir ışıkla bu toprakları aydınlatmaya devam edecektir.</em></p>
<p><em>Sevgili okuyucularım, bugün 10 Kasım. Gelin, o günkü acının büyüklüğünü unutmayalım. Ama en önemlisi, o küçücük çocuğun kâğıda döktüğü o sonsuz umudu hatırlayalım.</em></p>
<p><strong><em>    1938&#8217;de batan o güneş, aslında hiç batmadı. Her yeni güne, O&#8217;nun devrimlerinin aydınlığıyla uyanıyoruz. Biz var oldukça, O, güneş doğarken ve batarken, daima bizimle olacak.  </em></strong></p>
<p><strong><em>Sağlıcakla Kalın… </em></strong></p>
<p><strong>Hayatı Engelsiz Sayın!</strong></p>
<p><em>  </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EKİM’DEN, KASIM’A İNSANLIK KÖPRÜSÜ</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/ekimden-kasima-insanlik-koprusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 09:23:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[Gönüllülük]]></category>
		<category><![CDATA[HayatBağışı]]></category>
		<category><![CDATA[insaniyardım]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlıkKöprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[KanBağışı]]></category>
		<category><![CDATA[KızılayHaftası]]></category>
		<category><![CDATA[Merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[organbağışı]]></category>
		<category><![CDATA[organnakli]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<category><![CDATA[SosyalSorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[VicdanMirası]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamhakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=605103</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Okurlarım; Takvim yaprakları, Cumhuriyetimizin coşkusundan yeni çıkmışken, 29 Ekim&#8217;de başlayan Kızılay Haftası ile 3 Kasım&#8217;da start alan Organ Bağışı ve Nakli Haftası&#8217;nın kesiştiği önemli ve kritik bir döneme işaret ediyor. Bu günler, sadece birer anma değil; birbirine kenetlenmiş, eşsiz bir insani dayanışma ,vicdanın ve yaşamın mirasını temsil ediyor. Bu haftadaki yazımı bu haftaların amacı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Okurlarım;</p>
<p>Takvim yaprakları, Cumhuriyetimizin coşkusundan yeni çıkmışken, 29 Ekim&#8217;de başlayan Kızılay Haftası ile 3 Kasım&#8217;da start alan Organ Bağışı ve Nakli Haftası&#8217;nın kesiştiği önemli ve kritik bir döneme işaret ediyor. Bu günler, sadece birer anma değil; birbirine kenetlenmiş, eşsiz bir insani dayanışma ,vicdanın ve yaşamın mirasını temsil ediyor.</p>
<p><em>Bu haftadaki yazımı bu haftaların amacı, önemi ve farkındalık bilinci misyonu üzerine  sosyal sorumluluk almamız  gerektiğini anlatmaya çalışacağım. İyi okuma lar.</em></p>
<p><strong>Hayatın ikinci şansına açılan tarihler arasında, 3-9 Kasım ve Kalbimizdeki Umut</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şu an bu satırları okurken, Türkiye’de binlerce insan bir listede, nefes almak, yürümek, yaşamak için bir telefon sesini bekliyor. Böbrek yetmezliği, kalp hastalığı, karaciğer sirozu&#8230; Onların hepsi, bir meçhul kahramanın &#8216;Evet&#8217; diyeceği o kritik karara bağlı. Bu bekleyiş, ertelediğimiz hayatların, yitirilen umutların ve tükenen zamanın ağırlığını hissettirir. Oysa organ bağışı, bir insanın diğerine sunabileceği en büyük armağandır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>İkinci bir hayat.</em></strong> Bir can yitirilirken, başka bir cana can katmak&#8230; Bundan daha yüce, daha anlamlı bir miras olamaz. Beyin ölümü gerçekleşen birinin kalbi, böbreği veya karaciğeri, toprak altında çürümesi yerine, bir başka insana <em>&#8220;ikinci bir doğum günü&#8221;</em> armağan edebilir.</p>
<p><strong><em>***</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Organ bağışı sorumluluk gerektiren bir karardır. Bu karar, genellikle en acı ve zor anda, yaslı aileden bekleniyor. Bu nedenle, en büyük sorumluluk hayattayken bize düşüyor: Kararımızı net bir şekilde ifade etmeliyiz. Ailemize, sevdiklerimize dönüp cesurca şunu söylemeliyiz:</p>
<p><em>&#8220;Benim hayatım sonlandığında, organlarım başka bir hayatı kurtarsın istiyorum. Bu benim vasiyetimdir.”</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-605104" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/11/opgopg.jpg" alt="EKİM’DEN, KASIM’A İNSANLIK KÖPRÜSÜ" width="1156" height="1239" title="EKİM’DEN, KASIM’A İNSANLIK KÖPRÜSÜ 24"></p>
<p>Organ bağışı konusundaki çekinceler genellikle dini inançlardan kaynaklanıyor. Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı net bir şekilde organ bağışının caiz olduğunu, aksine bunun en büyük hayırlardan biri sayıldığını belirtiyor. Kalbin, böbreğin, karaciğerin vb. organların toprak altında çürümesi yerine, bir başka insanın vücudunda yaşamaya devam etmesi, sadece tıbbi bir olay değil, aynı zamanda manevi bir hediyedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>     &#8220;Konuşulan&#8221; Bağış, &#8220;Kurtarılan&#8221; Hayat Olsun…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>   Ne yazık ki istatistikler organ bağışı konusunda bizim acı  gerçeğimizi adeta yüzümüze bir şamar gibi vuruyor: Türkiye’de organ bağış oranları hâlâ çok düşük. Neden? Çoğu zaman bilgi eksikliği değil, <strong>‘konuşulmamış bir karar’</strong> yüzünden.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><em>     </em> <strong>İnsaniyetin Teminatı: Kızılay Haftası (29 Ekim &#8211; 4 Kasım)</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>3 Kasım&#8217;ın içine denk gelen, 29 Ekim&#8217;de başlayıp 4 Kasım&#8217;a kadar süren Kızılay Haftası ise, organ bağışının bireysel ve yaşamsal kurtuluşuna ek olarak, toplumun geniş kesimlerine yayılan kolektif yardımlaşmanın simgesi olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Türk Kızılay’ı</strong>: Sadece kan bağışı çadırları değil, afetlerde  ilk koşan, savaşta yarayı saran, yoksullara gıda ulaştıran, yani insanlığın olduğu her yerde elini uzatan dev bir gönüllüler ordusudur. Kızılay, dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin, felaket anlarında devlet ile millet arasında köprü kurmaktadır. Onun için Kızılay haftasında, Kızılay&#8217;ın yürüttüğü o devasa yardım ağının farkına vararak, bu ağa destek olalım.</p>
<p><strong><em>   Unutmayalım ki, bir ünite kan bağışı (Kızılay&#8217;ın temel misyonlarından sadece biri), bazen bir organ nakli kadar kritiktir; ameliyatta olan bir hastanın hayata tutunmasını sağlar. Kızılay&#8217;a destek olmak, çorbada tuzumuzun olması, sadece vicdani bir görev değil, aynı zamanda ulusal bir sorumluluğumuzdur</em></strong>.</p>
<p><strong>Mirasımız İyilik Olsun! </strong></p>
<p>Ekim&#8217;in sonunda başlayıp Kasım&#8217;ın ilk haftasına yayılan bu dönem, bize insan olmanın en temel erdemlerini hatırlatıyor: Merhamet ve Paylaşım.</p>
<p><strong><em>Organ bağışı ile bir kişinin hayatına ikinci bir şans verelim.</em></strong></p>
<p><strong><em>  Kızılay&#8217;a destek ile toplumun en zor anlarına güven ve umut taşıyalım.</em></strong></p>
<p><strong><em> Bu iki haftanın ortak mesajı aynıdır .&#8221;Beklemeyin, harekete geçin!&#8221;</em></strong></p>
<p>Gelin hep birlikte, bu yıl bu iki önemli haftayı sadece takvimde kutlamakla kalmayalım. Ailemizle organ bağışını konuşalım, en yakın kan bağışı noktasına gidelim ve Kızılay&#8217;ın yardım kampanyalarına destek olalım.</p>
<p><strong><em>   Geleceğe bırakabileceğimiz en değerli miras ne mal ne de mülktür; en değerli miras, kurtardığımız ve dokunduğumuz hayatlar olsun</em></strong>.</p>
<p><strong><em>Unutmayın! organ bağışı yapmanın bir bedeli yoktur, ancak ertelemenin bedeli bir insanın hayatıdır.</em></strong></p>
<p><strong><em>   3-9  Kasım&#8217;ı sadece bir farkındalık bilinci ile, hayatları değiştiren kararların alındığı, sessiz çığlıkların umut dolu bir nefese dönüştüğü bir dönüm noktası yapalım. Kalbimizdeki merhamet, bir başkasının kalbinde atmaya devam etsin!</em></strong></p>
<p><strong><em> Hayat Kimseyi Organ Nakli beklemek Zorunda Bırakmasın…Bırakırsa da bağışçıları çok olsun.</em></strong></p>
<p>** Organ Bağışı hakkında detaylı bilgileri, İl Sağlık Müd., Devlet ve Üniversite Hastaneleri, Toplum Sağlığı Merkezlerinden öğrenebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SESSİZ DEVRİMİN ALKIŞI BİLTEVT’2025</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/sessiz-devrimin-alkisi-biltevt2025/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 13:28:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=601797</guid>

					<description><![CDATA[BİLTEVT&#8217;2025(”Bilişim Teknolojilerinde Evrensel Tasarım” ULUSLARARASI ENGELSİZ BİLİŞİM 2025 KONGRESİ) ile Kapsayıcı Bir Geleceğin Anahtarı Bu Bir Köşe Yazısından Öte Toplumsal Bir Davetimdir.   Sevgili okurlarım her zaman vurguladığım gibi, bilişimde engelleri kaldırmak, sadece engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak demek değildir. Bu çaba, aynı zamanda toplum olarak vicdanımızı ve medeniyet seviyemizi yükseltmek demektir. Engelsiz bir bilişim, hepimizin yarın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-601801" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/oznur-1.jpeg" alt="SESSİZ DEVRİMİN ALKIŞI BİLTEVT’2025" width="720" height="405" title="SESSİZ DEVRİMİN ALKIŞI BİLTEVT’2025 26"></p>
<p>BİLTEVT&#8217;2025(”Bilişim Teknolojilerinde Evrensel Tasarım” ULUSLARARASI ENGELSİZ BİLİŞİM 2025 KONGRESİ) ile Kapsayıcı Bir Geleceğin Anahtarı</p>
<p><strong><em>Bu Bir Köşe Yazısından Öte Toplumsal Bir Davetimdir.</em></strong></p>
<p><strong>  <em>Sevgili okurlarım her zaman vurguladığım gibi, bilişimde engelleri kaldırmak, sadece engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak demek değildir. Bu çaba, aynı zamanda toplum olarak vicdanımızı ve medeniyet seviyemizi yükseltmek demektir. Engelsiz bir bilişim, hepimizin yarın için güvencesidir.</em></strong></p>
<p><em>***</em></p>
<p>Teknolojiye Vurulan Erişilebilirlik Mührü: Engelsiz Bilişim Kongresi&#8217;nin Ardından Manisa&#8217;da Atılan Büyük Adım: Bilişimde Evrensel Tasarımın Zirvesi</p>
<p>15-17 Ekim tarihleri arasında, bilişim dünyasının kalbi Manisa Celal Bayar Üniversitesi&#8217;nde (MCBÜ)  attı. Türkiye Engelsiz Bilişim Platformu&#8217;nun öncülüğünde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle gerçekleşen Uluslararası Engelsiz Bilişim Kongresi (BİLTEVT 2025) ve Ödül Töreni, sadece bir etkinlik değil, aynı zamanda teknoloji ile erişilebilirlik arasındaki güçlü bağı taçlandıran bir dönüm noktasıydı. Bu kongreden yansıyan ışık, engelli bireylerin bilgiye ve teknolojiye erişimde yaşadığı duvarları yıkma azminin bir bildirisiydi.</p>
<p>Platformun 13. kez düzenlediği bu ödül töreni, bilişim teknolojilerini kullanarak engelli bireylerin sosyal, ekonomik hayatlarına, eğitimlerine ve kamu hizmetlerine erişimine doğrudan katkı sağlayan projelere odaklandı. Ödül alan her çalışma; Sağlık Bakanlığı&#8217;nın ESİM (Engelsiz Sağlık İletişim Merkezi) uygulaması gibi kamu hizmetlerinden, Gebze Teknik Üniversitesi&#8217;nin yapay zeka destekli kişiselleştirilmiş rehabilitasyon projelerine kadar, &#8220;Evrensel Tasarım&#8221; ilkesinin ne kadar hayati önemde olduğunu gözler önüne serdi. Bu ödüller, teknoloji geliştiricilerine sadece hız değil, aynı zamanda vicdan ve kapsayıcılık sorumluluğu yükledi.</p>
<p><strong>Kongrenin ana teması olan &#8220;Geleceğin Teknolojileri ve Erişilebilirlik&#8221; başlığı, konunun ne kadar ileriye dönük ele alındığını gösteriyor.</strong> Yurt içi ve yurt dışından toplam 83 uzman konuşmacı ve 17 oturumla, bilişimdeki son trendler erişilebilirlik merceğinden incelendi. Yapay zeka, akıllı şehirler ve dijital dönüşüm gibi kavramların sadece bir kesimin değil, herkesin hayatını kolaylaştırması gerektiği vurgulandı. Oturumlarda sunulan 34 uygulamaya yönelik akademik bildiri, teorinin pratik çözümlere nasıl dönüştüğünün somut kanıtlarıydı.</p>
<p><strong> Türkiye Engelsiz Bilişim Platformu</strong>, Manisa Celal Bayar Üniversitesi&#8217;nin yıllardır sürdürdüğü sekretarya ve koordinatörlük göreviyle, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör arasında güçlü bir köprü kurmuş durumda. Bu birliktelik, bilişimde erişilebilirlik bilincinin tabandan tavana yayılmasında kilit rol oynuyor. Kongre boyunca oturumların yüz yüze ve çevrim içi, işaret dili tercümanı desteğiyle canlı yayınlanması dahi, erişilebilirliğin sadece bir tema değil, uygulanan bir standart olduğunu gösteriyordu.</p>
<p><strong><em> Manisa&#8217;da verilen bu güçlü mesaj; artık bilişim dünyasının, engelli bireyleri &#8220;özel bir kitle&#8221; olarak değil, &#8220;evrensel tasarlanmış&#8221; hizmetlerin doğal kullanıcısı olarak görmesi gerektiğidir. Teknoloji, sınırları ortadan kaldıran en güçlü araçtır ve bu kongre, o aracı herkes için çalıştırma sözünün en anlamlı imzasıydı. Engelli bireylerin hayat kalitesini artıran her bir bilişim projesi, aslında tüm toplumun yaşam standardını yükseltmek demektir. </em></strong></p>
<p>İşaret dili tercümanının da ekranda olduğu, herkesin kendini ait hissettiği dijital bir geleceğe&#8230;</p>
<p>Bu Uluslararası Kongre, bizlere bir kez daha bilgi çağının kudreti, yalnızca en parlak buluşlarda değil, o buluşların en çok ihtiyacı olan ellere ne kadar kolay ulaştığında gizlidir. Göz kamaştırıcı projeler, Kamu Hizmetinden Özel Sektörün vizyonuna, Eğitimin kapsayıcılığından Sosyal Sorumluluk Projelerinin vicdanına, Web Sayfalarının erişilebilirliğinden Medyanın farkındalık gücüne kadar uzanan geniş bir yelpazede değerlendirilerek hak ettikleri ödüllere kavuştu.</p>
<p><strong>           Teknoloji Siber Duvarları Yıkarken, Ödüllere Yansıyan İnsanlık Hali Vardı</strong></p>
<p>Kongrede takdim edilen bu yılki ödüllerin kazananlarına baktığımızda, gördüğümüz tablo sadece teknik başarı değil, aynı zamanda derin bir empati ve toplumsal sorumluluk örneğiydi. Her bir ödül, bilişimde Evrensel Tasarımı bir lüks değil, zorunluluk kabul eden birer bildiri niteliğindeydi.</p>
<p>Kamu Hizmet Ödülü alan Sağlık Bakanlığı&#8217;nın ESİM (Engelsiz Sağlık İletişim Merkezi) gibi uygulamalar; devletin hizmet kapısının, işitme ya da konuşma engeli olan vatandaşlar için de ardına kadar açık olduğunun kanıtıydı.</p>
<p>Eğitim Ödülünde parlayan Milli Eğitim Bakanlığı ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi&#8217;nin kendi projesi &#8220;Engelsiz EGEKAF&#8221; gibi çalışmalar ise; eğitimin, engelleri aşan en güçlü kanat olduğunu gösterdi.</p>
<p>Özel Sektör Ödülünde ve Sosyal Sorumluluk Projesi Ödülünde öne çıkanlar; kar odaklı dünyada bile insan odaklı bir vicdanın var olabileceğini haykırdı.</p>
<p>Ayrıca, Web Sayfası Ödülü, Medya Ödülü ve gençlerin yaratıcılığını yansıtan Öğrenci Projeleri Ödülü gibi kategoriler de, dijital dünyanın her köşesinde kapsayıcı tasarımın zorunluluk olduğunu tescilledi.</p>
<p><em>  Manisa Celal Bayar Üniversitesi&#8217;nin ev sahipliğinde gerçekleşen BİLTEVT 2025 Uluslararası Engelsiz Bilişim Kongresi kapsamındaki Engelsiz Bilişim 2025 Ödülleri&#8217;nin bilinen kategorilere göre:</em></p>
<p><em>  İşte Engelsiz Bilişim Ödülleri 2025&#8217;te çeşitli kategorilerde ödüle layık görülen kurum, kuruluş ve özel sektörler (bilinen projeleriyle birlikte)</em></p>
<p><strong><em>Sağlık Bakanlığı( Sağlık Bilgi sistemleri Genel Müdürlüğü)</em></strong></p>
<p>Engelsiz Bilişim Kamu Hizmet Ödülü. ESİM (Engelsiz Sağlık İletişim Uygulaması ile)</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>     Gebze Teknik Üniversitesi </em></strong></p>
<p>Prevla (Personalized Rehabilitation based on Voice and Lifelog Analysis) çalışması ile</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Millî Eğitim Bakanlığı : </em></strong></p>
<p><em> Özel Eğitim ve Rehberlik Genel Müdürlüğü </em></p>
<p>&#8220;Aile Eğitimi Kitap Seti&#8221; çalışması ile Kamu Hizmet Ödülü</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> Manisa Celal Bayar Üniversitesi </em></strong></p>
<p>&#8220;Engelsiz EGEKAF&#8221; projesi ile</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Engelsiz Bilişim Özel Sektör Ödülü  </em></strong></p>
<p>İDO – İstanbul Deniz Otobüsleri ( Danış Hizmeti uygulaması )</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Turkish Technology ve AJet Havayolları</em></strong></p>
<p>AJet web sayfası ile Engelsiz Bilişim Sayfa Ödülü</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Marmara Üniversitesi:</em></strong></p>
<p>Engelsiz Bilişim Sosyal Sorumluluk Projesi Ödülü &#8220;Türkiye&#8217;nin İlk Dijital Kolay Dil Kütüphanesi&#8221; çalışması ile,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Marmara Üniversitesi Engelsiz Ege Koordinatörlüğü:</em></strong></p>
<p>Access The Game: Engelli Bireylerin Oyunlara Eşit Erişimi Farkındalık ve Teknoloji Yarışması ile, Engelsiz Bilişim Ödülü almaya hak kazanmıştır</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>  Engelsiz Bilişim Medya Ödülü:</em></strong></p>
<p><strong><em>Emre Taşkın (Kişisel YouTube Kanalı )</em></strong></p>
<p>Engelli Teknolojileri, yapay zeka ve engelli hakları konularında içerik üretimi ile</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Engelsiz Bilişim Öğrenci Projeleri Ödülü: Aday projeler arasından belirlenmiştir. </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Manisa Celal Bayar Üniversitesi çatısı altında, BİLTEVT2025’in 13. yılında verilen her ödül ve sunulan her akademik bildiri, aslında bize hitap eden bir mektuptur:</p>
<p><em>&#8220;Sen de bu kapsayıcı geleceğin bir parçası ol.&#8221; </em>Üç gün boyunca süren bu kongre, sadece başarıları ödüllendirmekle kalmadı, aynı zamanda bilgi ve deneyim paylaşımıyla, erişilebilirlik bilincini uluslararası düzeye taşıdı.</p>
<p><em> Teknoloji, bir lütuf değil, bir haktır. Onu tasarlayan, uygulayan ve kullanan herkesin sorumluluğu; bu hakkın ayrım gözetmeksizin herkese ulaşmasını sağlamaktır<strong>. Türkiye Engelsiz Bilişim Platformu</strong>&#8216;nun bu anlamlı zirvesi, bir kez daha kanıtladı ki: Türkiye, bilişimin gücüyle engelleri aşmaya kararlıdır. En parlak gelecek, hiç kimsenin dışarıda bırakılmadığı gelecektir!</em></p>
<p><strong><em> Bu vizyonla hareket edenlere bir kez daha teşekkür ediyor, Engelsiz Bilişim Platformu&#8217;nun çalışmalarının geleceğe ışık tutmaya devam etmesini diliyorum</em></strong>.</p>
<p><strong>  </strong><strong>Sağlıcakla Kalın…</strong></p>
<p><strong><em>“HAYATI ENGELSİZ SAYIN”    </em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BEYAZ BASTONUN SESİ</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/beyaz-bastonun-sesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 13:42:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=598030</guid>

					<description><![CDATA[       Sevgili Okurlarım, Hızla akan şehir hayatında, çoğu zaman etrafımızdaki küçük detayları fark etmeden ilerleriz. Ancak bazı semboller vardır ki, bir durup düşünmemizi, daha duyarlı ve anlayışlı olmamızı gerektirir. İşte bunlardan biri de, görme engelli bireylerin bağımsızlık ve güvenlik sembolü olan Beyaz Baston’dur. Beyaz Baston, az gören veya görme engelli bir kişinin, çevresindeki engelleri ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>       Sevgili Okurlarım,</strong></p>
<p>Hızla akan şehir hayatında, çoğu zaman etrafımızdaki küçük detayları fark etmeden ilerleriz. Ancak bazı semboller vardır ki, bir durup düşünmemizi, daha duyarlı ve anlayışlı olmamızı gerektirir. İşte bunlardan biri de, görme engelli bireylerin bağımsızlık ve güvenlik sembolü olan <strong>Beyaz Baston’dur</strong>.</p>
<p>Beyaz Baston, az gören veya görme engelli bir kişinin, çevresindeki engelleri ve yolunu algılaması için kullanılan hayati bir yardımcı olmanın çok ötesindedir. O, aynı zamanda topluma güçlü bir mesaj iletir: <em>&#8220;Ben buradayım, lütfen dikkat edin ve öncelik tanıyın.&#8221;</em> Bu baston, sahibinin dünyayı keşfetme, sosyal hayata katılma ve kendi başına hareket etme özgürlüğünün en önemli nişanesidir. Kullanıcısına özgüven ve bağımsızlık kazandırırken, aynı zamanda toplumsal eşitliğin ve saygının da bir simgesidir.</p>
<p><strong><em> Gelelim Beyaz Bastonun Doğuş Hikayesine…</em></strong></p>
<p>Beyaz Bastonun modern anlamdaki kullanımı, bir ihtiyaçtan ve farkındalık arayışından doğmuştur. Geleneksel olarak görme engelliler baston kullanıyordu, ancak bu bastonlar trafikte ve kalabalıkta yeterince dikkat çekmiyordu.</p>
<p><strong><em>      Hikaye, 1921 yılında İngiltere’de bir trafik kazası sonucu görme yetisini kaybeden fotoğrafçı James Biggs&#8217;e dayanır. Biggs, sürücüler tarafından daha kolay fark edilebilmek için bastonunu beyaza boyamıştır. Bu basit ama dahi fikir, kısa sürede yayıldı. 1930&#8217;larda Fransa&#8217;da başlayan kampanyalarla uluslararası bir bağımsızlık sembolü haline geldi. Artık beyaz renk, karanlığa karşı bir uyarı ve görünürlük çağrısıydı.</em></strong></p>
<p><strong>Kısaca Beyaz Bastonumuzun Özelliklerinden Bahsedecek Olursak;</strong></p>
<p>Beyaz Baston, geleneksel bastonlardan farklıdır. Hafif, katlanabilir ve ucunda zeminle sürekli temas sağlayan, engelleri ve yüzey değişikliklerini algılamaya yarayan özel bir top ya da tekerlekçik bulunur. Bu baston, kullanıcısının bir adım ötesindeki dünyayı <em>&#8220;görmesini&#8221;</em> sağlar, düşme, çarpma ve yaralanma risklerini azaltır.</p>
<p>Bu sembolün önemini tüm dünyaya duyurmak ve toplumsal duyarlılığı artırmak amacıyla, her yıl 15 Ekim Dünya Beyaz Baston Güvenlik Günü olarak kutlanır. Bu özel gün, görme engelli bireylerin bağımsız seyahat etme haklarını ve güvenliğini sağlamanın önemini vurgular. ABD’de başlayan ve Uluslararası Körler Federasyonu tarafından benimsenen bu önemli gün, devletlerin ve toplumların bu konudaki sorumluluklarını hatırlatır.</p>
<p><strong>Topluma Mesajımız;</strong></p>
<p><em>   Sevgili okurlarım, görme engelli bir bireyin beyaz bastonla yürüdüğünü gördüğünüzde lütfen unutmayın: O, rehberliğe muhtaç, güçsüz bir insan değil; tam tersine, bağımsızlığını ilan etmiş, hayatına cesaretle devam eden güçlü bir bireydir.</em></p>
<p><strong><em> Sizden isteğimiz çok basit:</em></strong></p>
<p><strong>   Görünür Olana Saygı:</strong> Beyaz Baston taşıyan birini gördüğünüzde, özellikle trafikte ve dar alanlarda, yavaşlayın, sesli bir uyarı yapın ve onlara geçiş önceliği tanıyın. Beyaz Baston, <em>&#8220;Dur ve yol ver&#8221;</em> demektir.</p>
<p><strong>    Yardım Ederken Sorun:</strong> Doğrudan koluna yapışmak yerine, &#8220;<em>Yardımcı olmamı ister misiniz?</em>&#8221; diye sorarak izin isteyin. Unutmayın, rehberliğe ihtiyaçları olup olmadığına kendileri karar vermelidir.</p>
<p><strong>  Engelsiz Çevre İçin Sorumluluk:</strong> Kaldırımları, yolları ve toplu taşıma araçlarını, beyaz baston kullanıcıları için güvenli ve erişilebilir hale getirmek hepimizin sorumluluğudur. Kaldırıma park edilmiş bir araç, açık bırakılmış bir rögar kapağı, dikkatsizce konulmuş bir eşya, onlar için aşılmaz bir engel, hatta hayati bir tehlike olabilir.</p>
<p><em>   Beyaz Baston, sadece körlüğün değil, aynı zamanda bağımsızlığın, özgürlüğün ve toplumsal dayanışmanın da rengidir. Gelin, sadece 15 Ekim’de değil yılın her günü, bu beyaz sembolün bize fısıldadığı duyarlılık ve empati çağrısına kulak verelim.</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-598031" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/yy.jpeg" alt="BEYAZ BASTONUN SESİ" width="1600" height="901" title="BEYAZ BASTONUN SESİ 28"></p>
<p><strong><em>Ankara&#8217;dan Yükselen Yürüyüş ve Toplumsal Adalet Çağrısı</em></strong></p>
<p>Geçtiğimiz 15 Ekim, takvimlerde Dünya Beyaz Baston Güvenlik Günü olarak işaretliydi. Ancak bu tarih, Ankara’da sadece bir anma günü olmaktan öte, görme engelli vatandaşlarımızın haklarını haykırdığı, kararlılıkla yürüdüğü bir eylem gününe dönüştü. Onların bastonları, bu kez sadece yolları değil, toplumsal vicdanın derinliklerini yokladı.</p>
<p>Başkent Ankara&#8217;da, 15 Temmuz Kızılay Milli İrade Meydanı&#8217;nda toplanan görme engelli bireyler, sivil toplum kuruluşları, aktivistler ve onlara destek veren duyarlı vatandaşlar, Beyaz Bastonlarıyla yürüyüş gerçekleştirdi.</p>
<p>Bu yürüyüşe özellikle Türkiye Körler Federasyonu, Altı Nokta Körler Derneği, Türkiye Görme Engelliler Derneği, Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği ve Gören Kalpler Görme Engelliler Eğitim ve Spor Vakfı gibi sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve üyeleri önderlik etti.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Yürüyüş, görme engellilerin günlük yaşamda karşılaştığı aşılmaz engellere dikkat çekmeyi amaçlıyordu. Ellerindeki dövizlerle ve sloganlarla hem vatandaşlara hem de yerel ve merkezi yönetimlere güçlü bir mesaj iletildi<strong>: &#8220;Engel bedende değil, duyarsız çevrededir!&#8221;</strong></p>
<p>Basın Açıklamasından Önemli Başlıklar</p>
<p>Grup adına yapılan basın açıklamasında, Beyaz Bastonun yalnızca bir araç değil, özgürlüğün, bağımsızlığın ve güvenliğin sembolü olduğunun altı çizildi. Türkiye Körler Federasyonu Başkanı gibi yetkili isimlerin dile getirdiği sorunlar ve talepler, ülkemizdeki erişilebilirlik sorununun boyutunu gözler önüne serdi:</p>
<p><strong>   &#8220;Beyaz Baston Yasası İstiyoruz!&#8221;:</strong> En önemli talep, birçok medeni ülkede olduğu gibi, Beyaz Bastonun anlamını, kullanım standartlarını ve bu baston sahiplerine tanınan yasal hakları (özellikle trafikteki öncelik hakkını) netleştiren bir yasal düzenlemenin, yani bir      &#8220;Beyaz Baston Yasası&#8221;nın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılmasıydı.</p>
<p><strong>   Erişilebilirlik Sorunu:</strong> Açıklamalarda, görme engellilerin yolunu gösteren sarı hissedilebilir yüzeylerin (sarı takip çizgilerinin) birçoğunun standartlara uygun olmadığı, plastik malzemeden yapıldığı ve mevsim şartlarında deforme olarak yeni kaza riskleri yarattığı vurgulandı.</p>
<p><strong>Kentsel Engeller:</strong> Kaldırımlara gelişi güzel yerleştirilen reklam panoları, ağaçlar, mantarlar ve zincirler, görme engellilerin bastonla güvenli hareket etme yeteneklerini doğrudan tehdit eden unsurlar olarak gösterildi. Ayrıca toplu taşıma araçlarındaki sesli anons sistemlerinin sıkça çalışmaması da ulaşım özgürlüklerini kısıtlayan bir diğer temel sorundu.</p>
<p><strong>Yerel Yönetimlere Çağrı:</strong> Başkentteki yürüyüşte, yerel yönetimlere de çağrılar yapılarak, vaat edilen erişilebilirlik projelerinin hızla hayata geçirilmesi ve denetimlerin artırılması talep edildi.</p>
<p><strong>   Toplumsal Duyarlılığın Adresi: Empati</strong></p>
<p>Bu yürüyüş ve basın açıklaması, biz gören bireylere çok önemli bir görev yüklüyor. Beyaz Baston Günü&#8217;nün genel toplumsal mesajı şudur: &#8220;Görme engelli birey, toplumun eşit ve aktif bir parçasıdır.&#8221; Onların bağımsız hareket etme hakkı, temel bir insan hakkıdır.</p>
<p>Bizler;</p>
<p>Yollarda Beyaz Baston gördüğümüzde sadece durmakla kalmayıp, o kişinin güvenli geçişini sağlamalıyız.</p>
<p>Yardım teklifimizi saygıyla sunmalı ve kişinin kabul etmesi durumunda koluna girmesini teklif ederek rehberlik etmeliyiz. Bastona dokunmak, onun dünya ile kurduğu bağı zedeleyebilir.</p>
<p>Beyaz Baston, sahibinin bağımsızlığının güvencesi olduğu kadar, tüm toplumun duyarlılık testidir. Ankara&#8217;da atılan her adım, bize daha eşit, daha güvenli ve daha adil bir dünya inşa etme sorumluluğunu hatırlatmıştır.<em> Engelleri kaldıran insani erdemlerimizdir.</em></p>
<p><strong><em>  Sağlıcakla,</em></strong></p>
<p><strong><em>   Her Birey İçin Mottom!!</em></strong></p>
<p><strong>  “ HAYATI ENGELSİZ SAYIN!”  </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CAM TAVANLARI KIRAN TEKERLEKLER</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/cam-tavanlari-kiran-tekerlekler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 11:10:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[azmingücü]]></category>
		<category><![CDATA[engellilerbaşarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[hayatameydanokuyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ilhamverenhikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[kadınbaşarısı]]></category>
		<category><![CDATA[kübradenizcikeskin]]></category>
		<category><![CDATA[psikologsporcu]]></category>
		<category><![CDATA[rallipilotu]]></category>
		<category><![CDATA[sınırlarıaşanlar]]></category>
		<category><![CDATA[tekerleklisandalyeileyaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=595255</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili okurlarım. Bazı insanların azmi, çabası sonundaki başarılarını tasavvur etmekte zorlanıyorum. Hele bu insanlar “Engelli” hayat yaşamak zorunda kalmışlarsa… Bu haftaki yazımda böyle bir hayat hikayesini ele alıyorum.. İyi okumalar…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-595257" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-13-at-11.55.48.jpeg" alt="CAM TAVANLARI KIRAN TEKERLEKLER" width="1377" height="1354" title="CAM TAVANLARI KIRAN TEKERLEKLER 29">  Bazı hayatlar vardır; sadece yaşanmaz, aynı zamanda bir meydan okumadır. Kübra Denizci Keskin&#8217;in hikayesi de tam olarak böyle: Adeta bir zorluk müzesinin orta yerinde, hayata meydan okuyan, parmakla gösterilecek bir cesaret abidesi. Onun adını duyduğunuzda aklınıza sadece bir ralli pilotu gelmez; direksiyon başındaki bir psikolog, tekerlekli sandalyedeki bir özgürlük savaşçısı ve en önemlisi, &#8220;engel&#8221; kelimesinin sadece bir harf yığını olduğunu kanıtlayan bir kadın gelir.</p>
<p>2004 yılında yaşadığı talihsiz bir kaza, Kübra&#8217;nın hayatının rotasını kökten değiştirdi. Omurilik yaralanması&#8230; Gözlerindeki parlaklık, hız ve adrenalin tutkusuyla dolu genç bir kadının, tüm hayatının bir anda &#8220;kısıtlama&#8221; kelimesinin gölgesine düşmesi&#8230;</p>
<p>Çoğu insan için bu, yolun sonu, hayallerin kilitlenmesi anlamına gelebilirdi. Ancak Kübra, o en karanlık anda bile, ruhunun frenini patlatmayacağını biliyordu. O, yolun sadece şekil değiştirdiğine inandı.</p>
<p style="padding-left: 40px;"><strong><em>Ralli İle Özgürlüğün Tanımını Yaptı</em></strong></p>
<p>    Hayat, ona yürüme özgürlüğünü elinden almıştı ama Kübra, bu kaybın yerine bambaşka bir özgürlük inşa etti: Ralli. Tekerlekli sandalyeden inip özel tertibatlı yarış aracının direksiyonuna geçtiğinde, sadece bir koltuğa oturmuş olmuyor, tüm dünyayı ayağa kaldırıyordu. Çünkü onun için ralli, sadece hız yapmak değil; vücudunun ona çizdiği limitleri, bizzat ruhunun elleriyle aşmak demekti.</p>
<p>O, dünyada bu denli zorlu bir sporu yapan tek engelli kadın ralli pilotu ünvanına sahip. Bu ünvan, sadece bir gurur nişanesi değil; her bir virajda, her bir zorlu zeminde, yılmaz bir iradenin somut kanıtıdır. Avrupa Ralli Şampiyonası&#8217;nın prestijli Barum Yarışı&#8217;nda kadınlar pilotlar birincisi olarak podyuma çıktığında, orada sadece Kübra&#8217;nın değil, azmin, tutkunun ve tüm zorluklara rağmen yeniden ayağa kalkabilmenin bayrağı dalgalanıyordu. O an, bir kadının gücünün sınırları zorladığının, hatta o sınırları yeniden çizdiğinin en çarpıcı kanıtıydı.</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em><strong>Verilmek istenen mesaj: Cesaret Bulaşıcıdır</strong></em></p>
<p>  Kübra&#8217;nın hikayesi, sadece spor sayfalarının bir başarısı değil, ruhlarımıza gönderilen derin, subliminal bir mesajdır. Bu mesaj diyor ki: &#8220;Senin için engel olarak görünen ne varsa, aslında o senin en güçlü başlangıç çizgin olabilir.&#8221; O, sadece bir otomobili değil, toplumdaki tüm önyargıları ve &#8220;yapamazsın&#8221; fısıltılarını da süren bir pilot. Klinik psikolog kimliğiyle de, zihinsel dayanıklılığın, fiziksel güçten çok daha güçlü bir motor olduğunu ispatlıyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Onun gözlerindeki o derin, azimli bakış, hepimize şunu fısıldıyor: Zorluklar, yolunuzu kesmek için değil, sizi daha farklı bir güzergaha yönlendirmek için vardır. Eğer bir hayaliniz varsa, onu gerçekleştirecek yola her zaman bir erişim rampası bulursunuz.</p>
<p>Kübra Denizci  Keskin, hızı ve tutkusuyla yolları titretirken, azmiyle de kalpleri sarsıyor. O, tekerlekli sandalyenin bir son değil, daha hızlı bir başlangıç noktası olduğunu tüm dünyaya kanıtlayan,  Türkiye&#8217;nin gurur tablosudur. Onun her yarışı, sadece bir spor mücadelesi değil, hepimize ilham veren, göz yaşartıcı bir yaşam dersidir.</p>
<p>Sizce Kübra&#8217;nın hikayesindeki &#8220;imkansız&#8221; kelimesini en çok ezen başarı, hangisidir?</p>
<p>Dünyada Kübra’nın başarılarına benzer yaşamlar mutlaka vardır. Bunlardan çıkartabileceğimiz, hayatımıza uyarlayabileceğimiz noktaları tekrar gözden geçirmeye ne dersiniz?</p>
<p>Hayattaki engelleri kaldırmak için sizin <strong><em>“Ne kadar gaza basmanız gerekiyor”</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeşil’in Sesi Ol!  6 Ekim’de Neden Yeşil Giyiyoruz?</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/yesilin-sesi-ol-6-ekimde-neden-yesil-giyiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 05:30:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=592319</guid>

					<description><![CDATA[   Sevgili okurlarım. &#160; Bu yazımda Serapral Palsi(SP) ve farkındalık günüyle ilgili bazı şeyleri paylaşarak , duyarlılığımızı ve toplumsal bilincimizi artırmada katkım olsun istedim.         Yeşil: Umudun ve Yenilenmenin Rengi   Bugün, 6Ekim Dünya Serebral Palsi (SP) Farkındalık Günü. Bu özel günde, tüm dünyada farkındalığın sembolü olarak bir renk öne çıkıyor: Yeşil.       Neden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p>Sevgili okurlarım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yazımda Serapral Palsi(SP) ve farkındalık günüyle ilgili bazı şeyleri paylaşarak , duyarlılığımızı ve toplumsal bilincimizi artırmada katkım olsun istedim.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>      Yeşil: Umudun ve Yenilenmenin Rengi</strong></p>
<p><strong>  <em>Bugün, 6Ekim Dünya Serebral Palsi (SP) Farkındalık Günü. Bu özel günde, tüm dünyada farkındalığın sembolü olarak bir renk öne çıkıyor: Yeşil.</em></strong></p>
<p><strong>      Neden Yeşil?</strong></p>
<p><strong>  Yeşil, doğanın uyanışını, filizlenmeyi, hayatı ve yaşamın yenilenmesini temsil eder. Serebral Palsi(SP)  ile yaşayan bireyler ve onların aileleri için de umudu, azmi ve yeniden başlama gücünü simgeler. Tıpkı her bahar yeniden yeşeren doğa gibi, doğru destek, erken tanı ve kararlı rehabilitasyonla SP’li bireylerin de hayatlarında büyük ilerlemeler kaydedebileceğine, potansiyellerini açığa çıkarabileceğine olan inancımızı gösterir.</strong></p>
<p><strong><em>  Bu nedenle, 6 Ekim&#8217;de hep birlikte yeşil giyerek veya çevremizi yeşil ışıklarla aydınlatarak onlara destek oluyoruz. Bu basit hareket, sadece bir renk tercihi değil; &#8220;Sizinleyiz, sizi görüyoruz, potansiyelinize inanıyoruz&#8221; demenin en samimi yoludur.</em></strong></p>
<p><strong>   Yeşil, aynı zamanda büyümeyi, iyileşmeyi ve kapsayıcılığı ifade eder. Amacımız, toplum olarak, Serebral Palsi&#8217;li(SP) her bireyin yaşamın her alanında eşit fırsatlara sahip olacağı, ayrımcılığın olmadığı, yeşil ve umut dolu bir gelecek inşa etmektir.</strong></p>
<p><strong>    Her yeşil filiz, güçlü bir kökün işaretidir. Farkındalığımızı artırarak, bu kökleri besleyelim ve Serebral Palsi&#8217;li (SP)bireylerin daha parlak bir hayata doğru büyümelerine destek olalım.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>     </em></strong><em>Aynı zamanda bu tarih, Türk milleti için İstanbul’un işgalden kurtuluşunun 102. yıl dönümünü simgeler; yani büyük bir onurun ve azmin zaferidir. Ancak takvimdeki bu müstesna gün, bize sadece geçmişi değil, bugünü ve geleceği de hatırlatan küresel bir çağrıya da ev sahipliği yapıyor:   </em></p>
<p><strong><em>   Dünya Serebral Palsi (SP) Günü. Bir yanımızda tarihsel gurur, diğer yanımızda ise toplumsal vicdanımızın en büyük sınavı duruyor. SP’li bireyler için sadece farkındalık yaratmakla yetinmemeli; kurtuluş azmimizi, onların hayatlarındaki erişilmezlik ve önyargı duvarlarını yıkmak için kullanmalıyız.</em></strong></p>
<p><strong><em>     Gelin SP’yi Yakından Tanıyalım…</em></strong></p>
<p><strong><em>     </em></strong> SP, gelişmekte olan fetal veya bebek beyninde meydana gelen, ilerleyici olmayan bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkan, hareket ve duruş gelişimindeki kalıcı bozukluklar grubudur. Bu motor kısıtlılıklara sıklıkla iletişim (konuşma), duyusal ve bilişsel sorunlar eşlik eder. <em>SP, Türkiye&#8217;de her 1000 canlı doğumda yaklaşık 1.6 ila 2 civarında görülmekte olup, bu oran SP’nin erkek çocuklarda daha sık rastlanan bu durum, çocukluktaki motor engelliliğin en yaygın nedenidir</em>.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><em>Çoğunlukla gebelik, doğum veya doğum sonrası erken dönemde yaşanan beyin hasarına dayanır.  Ancak, son bilimsel çalışmalar, vakaların önemli bir kısmında (%14 ila %31&#8217;lik bir dilimde) altta yatan genetik faktörlerin rol oynayabileceğini ve bu nedenle ayırıcı tanıda genetik testlerin hayati önem taşıdığını göstermektedir.</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-592320" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/OZNUR-KIRMAN-KOSE.jpeg" alt="Yeşil’in Sesi Ol! 6 Ekim’de Neden Yeşil Giyiyoruz?" width="1467" height="1598" title="Yeşil’in Sesi Ol! 6 Ekim’de Neden Yeşil Giyiyoruz? 31"></p>
<p><em>  Önemli bir nokta: SP&#8217;nin oluşum nedenini ortadan kaldıracak kesin bir tedavisi (kürü) yoktur. Ancak erken teşhis, yoğun rehabilitasyon ve terapiler sayesinde bireyin yaşam kalitesi ve motor fonksiyonları en üst düzeye çıkarılabilir.</em></p>
<p><strong><em>Toplumun Sınavı: Acıma Değil, Kabul Dili Olmalı!</em></strong></p>
<p><em>     SP’li bireylerin en büyük engeli, ne yürüme güçlüğü ne de konuşma güçlüğüdür; en büyük engel, toplumun bakış açısıdır. O farklı yürüyüş biçimi, zorlukla kurulan her cümle, bazen karşıdan gelen yargılayıcı veya acıyıcı bakışlarla karşılaşır. Bu tavır, bireyin sosyal hayattan çekilmesine yol açan en büyük yıkımdır. Bizim görevimiz, o bireyi dış görünüşüyle veya iletişim kurma biçimiyle yargılamayı bırakıp, içerideki zekâyı, yeteneği ve potansiyeli görmektir.</em></p>
<p><strong>            Erişilebilirlik ve İstihdamda Görünen Engeller</strong></p>
<p>Fiziksel engellerin yanı sıra, eğitimde ve istihdamda yaşadıkları çıkmazlar da kritik önemdedir:</p>
<p>Eğitimde: Bireyselleştirilmiş eğitim planlarına uygun olmayan okullar yüzünden binlerce çocuk, potansiyeline ulaşamadan eğitimden kopmaktadır.</p>
<p>İstihdamda: İşverenlerin ön yargıları ve yetersiz düzenlemeler, SP&#8217;li bireyleri pasif konuma iterek toplumsal katkılarını engellemektedir. <em>Bir bireye engel değil, beceri ve potansiyel odaklı yaklaşmak zorundayız.</em></p>
<p><strong>                   Bir SP’liye Can Dostu Olun!</strong></p>
<p>6 Ekim, bize bireysel sorumluluğumuzun sadece farkındalık  etkinliklerinden  ibaret olmadığını gösterir. Kurtuluş azmimizi ön yargılardan ve toplumdaki erişilmezlikten kurtulmak için kullanmalıyız.</p>
<p>Bugünden itibaren, her bir yurttaşımızı bu mücadelenin aktif bir parçası olmaya çağırıyorum:</p>
<p><strong>           Bir SP’li Bireye Can Dostu Olalım!</strong></p>
<p>Hepimiz  farklı yeteneklere, ilgi alanlarına ve hayata bakış açılarına sahibiz. SP’li bireyleri anlamak ve onlara destek olmak için:</p>
<p>*Fark Et ve Kabul Et:</p>
<p>Bireyi  durumuyla değil, biricik kişiliğiyle görelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* Destek Ol:</p>
<p>Onların eğitim,iş ve sosyal hayata katılımı için gereken ortamları sağlamaya destek çıkalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*İletişim Kur:</p>
<p>Çekinmeden saygıyla ve içtenlikle iletişim kuralım.</p>
<p><strong>    </strong></p>
<p><strong><u>  Bir gün değil, her gün; birlikte daha güçlü bir toplum oluşturalım. Yeşil ışık yakalım, destek olalım ve hayatı hep birlikte paylaşalım.</u></strong></p>
<p>Kalın Sağlıcakla</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>   Her Atış Bir Yaşam; Kalbinize Kulak Verin!</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/her-atis-bir-yasam-kalbinize-kulak-verin-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 06:43:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=590631</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Sevgili okurlarım, Bugün, takvimler 29 Eylül’ü gösteriyor, hepimiz için çok özel ve anlamlı bir gün başlayacak: “Dünya Kalp Günü.” Bu özel gün, sadece tıbbi bir konu üzerine değil, aynı zamanda hayatımızın en temel ve en hassas organı olan kalbimize ithaf edilmiş bir farkındalık çağrısıdır.    Peki hiç düşündünüz mü?   Hayatın o karmaşık ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgili okurlarım,</p>
<p>Bugün, takvimler 29 Eylül’ü gösteriyor, hepimiz için çok özel ve anlamlı bir gün başlayacak: “<strong>Dünya Kalp Günü.”</strong> Bu özel gün, sadece tıbbi bir konu üzerine değil, aynı zamanda hayatımızın en temel ve en hassas organı olan <strong><em>kalbimize </em></strong>ithaf edilmiş bir farkındalık çağrısıdır.</p>
<p><strong><em>   Peki hiç düşündünüz mü?  </em></strong></p>
<p>Hayatın o karmaşık ve koşuşturmacalı temposu içinde, kalbimiz aslında bize ne fısıldıyor? <em>Belki de her bir atışıyla, durup dinlenmemizi, anı yaşamamızı ve en önemlisi kendimize iyi bakmamızı söylüyordur.</em></p>
<p>Maalesef, bu ses bazen o kadar kısık kalıyor ki, onu duymakta zorlanıyoruz. Hızla değişen dünyada stres, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam, kalbimize binen yükü her geçen gün daha da artırıyor. Oysa kalp sağlığı, sadece bir uzmanlık alanı değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.</p>
<p>Bilmeliyiz ki, kalbimiz sadece kan pompalayan bir organ değil, aynı zamanda sevgimizin, heyecanlarımızın ve duygularımızın da merkezi. Ona iyi bakmak, sevdiklerimize iyi bakmaktır; çünkü kalbi sağlıklı olanın hayatı da sağlıklı olur. Sadece bir gün değil, her gün onun değerini bilmek zorundayız. Yürüdüğümüz her adımda, içtiğimiz her yudum suda, tabağımızdaki her lokmada, kalbimizin ritmini korumayı hedeflemeliyiz.</p>
<p><strong><em>  Dünya Kalp Günü’nde size küçük ama etkili bir çağrıda bulunmak istiyorum</em></strong>: Bugün kendinize bir kalp sözü verin. Bu, sigarayı bırakmak olabilir, düzenli yürüyüşlere başlamak olabilir, fast food yerine ev yemeği yemek olabilir. Belki de sadece, hayatınızdaki stresi azaltmak için kendinize daha fazla zaman ayırmak bile olabilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-590633" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/WhatsApp-Image-2025-09-29-at-08.39.42.jpeg" alt="  Her Atış Bir Yaşam; Kalbinize Kulak Verin!" width="1540" height="1540" title="  Her Atış Bir Yaşam; Kalbinize Kulak Verin! 33"></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalbinizi dinlemek, aslında hayatın en güzel melodisini keşfetmektir. Ne yazık ki o atışlar durduğunda, hayatın kendisi de durur. –</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong><em>   Sağlığımız için önemli olan bu özel gün, sadece hayatın ritmini bize hatırlatmakla kalmıyor, aynı zamanda kalbin gizemli dünyasına bir yolculuğa çıkmamızı sağlıyor. Kalbimiz, sadece bir kas yığını değil, aynı zamanda geçmişimizden bize kalan genetik bir mirasın da taşıyıcısıdır. Peki, bu mirasa ne kadar sahip çıkıyoruz?</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>   Maalesef, kalp hastalıkları bazen sadece yaşam tarzı seçimlerimizin bir sonucu değil, ailemizden bize aktarılan genetik bir yatkınlığın da habercisi olabilir. </em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong><em>  Aile öyküsünde kalp hastalığı olanlar, sessizce taşıdıkları bu riski erken yaşta fark edebilir ve önlem alabilirler. Unutmayın, genetik mirasımız kaderimiz değil, sadece bir kılavuzdur. Bu kılavuz, bize erken teşhisin ve düzenli kontrollerin ne kadar hayati olduğunu fısıldar. O yüzden, eğer ailenizde kalp hastalığı geçmişi varsa, lütfen kendinize ve sevdiklerinize bir iyilik yapın: </em></strong></p>
<p>Doktorunuzla görüşün, düzenli kontrollerinizi aksatmayın. Zamanında atılan bir adım, yarın sizi büyük sorunlardan kurtarabilir.</p>
<p>Kalp sağlığı, sadece sağlıklı bireylerin değil, kalbiyle ilgili kronik rahatsızlıkları olan, hatta genetik hastalık kaynaklı engelli bir birey olarak dünyaya gelmiş olanların da en önemli gündemi olmalıdır. Her birimizin kalbi farklı bir ritimde atsa da, hepimiz aynı değerdeyiz. Toplum olarak, kalp sağlığı sorunlarıyla yaşayan bireylere karşı daha duyarlı olmalı, onların hayatlarını kolaylaştırmak için daha fazla çaba göstermeliyiz. Çünkü kalp sağlığı, sadece bireysel bir sorumluluk değil, aynı zamanda toplumsal bir empati meselesidir.</p>
<p><em>  29 Eylül Dünya Kalp Günü&#8217;nde, gelin hep birlikte kendimize ve sevdiklerimize bir söz verelim. Kalbimizin ritmine kulak verelim, onun sessiz çağrısını duyuralım.  Sağlıklı bir kalp sadece sizin değil, sevdiklerinizin de umudu ve mutluluğudur. O atışlar sürdükçe, hayatın güzellikleri de sürecek.</em></p>
<p><strong>Kalbinizin Ritmi! Hayatınızın Sesi!</strong></p>
<p><strong>Sevgiyle kalın, kalbinize iyi bakın.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engelsiz Aile Okulu:  “Diyanet’in Kapsayıcı Eğitim Hareketi”</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/engelsiz-aile-okulu-diyanetin-kapsayici-egitim-hareketi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 11:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=588519</guid>

					<description><![CDATA[&#160;     Kıymetli okurlarım; Bedenlerin değil, gönüllerin engelsiz olduğu bir dünyada yaşamak hayali, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Afyon İl Müftülüğü’nün öncülüğünde hayata geçen bir projeyle gerçeğe dönüştü. 18 Eylül’de Afyon’da düzenlenen &#8220;Engelsiz Aile Okulu&#8221; semineri, sadece bir eğitim programı olmanın ötesinde, her birimizin kalbindeki merhamet ve vicdan meşalesini yeniden alevlendiren, maneviyatla örülmüş bir toplumsal uyanış [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>  Kıymetli okurlarım;</em></p>
<p>Bedenlerin değil, gönüllerin engelsiz olduğu bir dünyada yaşamak hayali, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Afyon İl Müftülüğü’nün öncülüğünde hayata geçen bir projeyle gerçeğe dönüştü. 18 Eylül’de Afyon’da düzenlenen &#8220;Engelsiz Aile Okulu&#8221; semineri, sadece bir eğitim programı olmanın ötesinde, her birimizin kalbindeki merhamet ve vicdan meşalesini yeniden alevlendiren, maneviyatla örülmüş bir toplumsal uyanış çağrısıydı.</p>
<p>Bu proje, engelli bireyleri ve onların kıymetli ailelerini, sadece fiziksel ihtiyaçlarıyla değil, asıl olarak manevi ve ruhsal ihtiyaçlarıyla ele alıyor. Diyanet İşleri Başkanlığımızın bu kutsal çatı altında, bir yandan Kur&#8217;an kurslarıyla gönülleri aydınlatırken, diğer yandan da &#8220;Engelsiz Aile Okulu&#8221; gibi projelerle toplumun en hassas noktasına dokunması, ne kadar doğru bir yolda olduğumuzun en güçlü kanıtıdır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-588520" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/WhatsApp-Image-2025-09-22-at-13.39.44.jpeg" alt="Engelsiz Aile Okulu: “Diyanet’in Kapsayıcı Eğitim Hareketi”" width="1600" height="941" title="Engelsiz Aile Okulu: “Diyanet’in Kapsayıcı Eğitim Hareketi” 35"></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Seminerde ele alınan her konu, aslında maneviyatımızın ne kadar kapsayıcı ve kucaklayıcı olduğunu bir kez daha gösterdi. &#8220;Kur&#8217;an ve Sünnet Işığında Aile Olmak&#8221; gibi başlıklar, engelleri aşan sevgi, sabır ve fedakârlık kavramlarının temellerini yeniden hatırlattı. Bu seminer, aile kurumunu sadece biyolojik bir bağ olarak değil, aynı zamanda manevi bir kale, her türlü zorluğa karşı bir sığınak olarak güçlendirmeyi amaçlıyordu. Engelli bireylerin ve ailelerinin toplumda kendilerini yalnız hissetmemesi, bir bütünün ayrılmaz bir parçası olduklarını bilmeleri, ancak aile değerlerimizin ve maneviyatımızın güçlenmesiyle mümkün olacaktır.</p>
<p>Gerçek engelsizliğin, sadece fiziksel bariyerlerin kaldırılmasıyla değil, asıl olarak kalplerdeki ön yargıların, cehaletin ve duyarsızlığın aşılmasıyla mümkün olduğunu bu projede bir kez daha gördük. Bu tür seminerler, bizlere bir tebliğ, bir bilinçlendirme aracı olarak toplumsal değerlerimizi yeniden inşa etme fırsatı sunuyor.</p>
<p>***</p>
<p><em>  Günümüzde aileler, sosyal medyanın yanlış yönlendirmeleri ve hızla değişen dünya düzeni içinde savruluyor. Bu durum, maalesef ki sevgi, saygı ve bağlılık gibi temel değerleri erozyona uğratıyor. Bu seminer, tam da bu noktada devreye girdi. Konuşmacı hocalar, aile içi iletişimin, karşılıklı anlayışın ve manevi bağların ne denli önemli olduğunu vurgularken, bu değerlerin bir aileyi ayakta tutan en sağlam sütunlar olduğunu hatırlattı. Seminer, bir ailenin manevi boyutunu yeniden keşfetme, birbirine karşı daha anlayışlı olma ve karşılaşılan zorlukları birlikte aşma davetiydi.</em></p>
<p>Unutmayalım ki, bir toplumun gücü, en zayıf halkasına gösterdiği şefkat ve manevi destekle ölçülür. Afyon’dan başlayan bu gönül seferberliği, engelli kardeşlerimizin sadece varoluşlarını değil, aynı zamanda manevi  kimliklerini de onurlandıran, onları toplumun bir parçası değil, ta kendisi olarak gören bir vizyonun habercisidir. Gelin hep birlikte bu manevi uyanışın bir parçası olalım ve gönüllerimizdeki engelleri birer birer kaldıralı</p>
<p>Afyonkarahisar&#8217;da düzenlenen Engelsiz Aile Okulu Semineri, sadece bir eğitim programı olmaktan öte, toplumun temel direği olan aile kavramını merkeze alan, manevi derinliği yüksek bir buluşmaydı. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Afyonkarahisar İl Müftülüğü&#8217;nün ortaklaşa yürüttüğü bu program, engelli bireylerin ve ailelerinin yaşadığı zorluklara dikkat çekerken, esasında aile içi maneviyatı, sevgiyi ve birliği ön plana çıkardı.</p>
<p>Seminer boyunca konuşmacı hocaların vurguladığı ana tema, bir ailenin sağlamlığını fiziksel şartların değil, kalplerdeki iman ve merhametin belirlediğiydi. Aile Okulu, engelli bireyleri toplumdan ayrı tutmak yerine, onları ailenin ayrılmaz bir parçası olarak görmemiz gerektiğini hatırlattı. Bu yaklaşım, aile içinde yaşanan zorlukların üstesinden gelmenin yolunun, birbirine kenetlenmekten ve manevi bağları güçlendirmekten geçtiğini gösterdi.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Seminer  sadece engelli bireylerin değil, tüm ailelerin ortak paydası olan birlik, beraberlik ve karşılıklı anlayış konularını ele aldı. Katılımcılar, bu zorlu yolculukta yalnız olmadıklarını hissetti. Bu, hem psikolojik hem de manevi olarak büyük bir destek kaynağı oldu. Engelsiz Aile Okulu, ailede huzurun ve mutluluğun, ancak manevi değerlerle beslendiğinde mümkün olabileceğini somut bir şekilde gözler önüne serdi.</p>
<p><strong><em>Bu farkındalığı yüksek seminerde emeği geçen :</em></strong></p>
<p><em>  Afyonkarahisar İl Müftüsü Lütfü İmamoğlu ,  Göç ve Manevi Destek Hizmetleri Daire Başkanı Fatih Yıldız, Prof. Dr. İhsan Çapcıoğlu, Dr. Mustafa Mehmetoğlu, Sevdegül Çekiç ve   İşaret Dili Tercümanı Tuğba Gülpınar’a , Afyonkarahisar Engelsiz  Kur’an kursu Koordinatörleri; Hanife Eser Turguteli ve  İsmail Aydın hocalarıma şükranlarımı sunarım.</em></p>
<p><strong>  Maneviyatla şifalanan toplum olmamız ümidiyle….</strong></p>
<p><strong>  Kalın Sağlıcakla.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TOPLUMUN KALBİNDEKİ ÇATLAK (Dijital Dünyada Kaybolan Masumiyet)</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/toplumun-kalbindeki-catlak-dijital-dunyada-kaybolan-masumiyet-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 07:44:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[aile değerleri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk suçluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dünyanın etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal çöküş]]></category>
		<category><![CDATA[yasal düzenlemeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=586237</guid>

					<description><![CDATA[Gün geçmiyor ki, her yaştan insanın, özellikle de en savunmasız kesim olan çocukların ve onlara rehberlik etmesi gereken ebeveynlerin işlediği suçlarla ilgili sarsıcı haberlere rastlamayalım. Bu durum, toplumun sadece adli bir sorunla değil, aynı zamanda derin bir ahlaki ve sosyal çöküşle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Son dönemde yaşananlar, hepimizin &#8220;toplum olarak nereye gidiyoruz?&#8221; sorusunu yüksek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gün geçmiyor ki, her yaştan insanın, özellikle de en savunmasız kesim olan çocukların ve onlara rehberlik etmesi gereken ebeveynlerin işlediği suçlarla ilgili sarsıcı haberlere rastlamayalım. Bu durum, toplumun sadece adli bir sorunla değil, aynı zamanda derin bir ahlaki ve sosyal çöküşle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Son dönemde yaşananlar, hepimizin &#8220;toplum olarak nereye gidiyoruz?&#8221; sorusunu yüksek sesle sormasına neden oluyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-586240" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/WhatsApp-Image-2025-09-15-at-10.34.08.jpeg" alt="TOPLUMUN KALBİNDEKİ ÇATLAK (Dijital Dünyada Kaybolan Masumiyet)" width="1507" height="1507" title="TOPLUMUN KALBİNDEKİ ÇATLAK (Dijital Dünyada Kaybolan Masumiyet) 37"></p>
<p>Türkiye&#8217;nin yüreğine yine bir ateş düştü. İzmir&#8217;de 16 yaşındaki bir gencin, dijital dünyanın sınırsızlığında kaybolup, toplumsal çöküşün bir yansıması olarak iki kahraman polisimizin şehit edilmesiyle sonuçlanan trajik olay, hepimizi derinden sarstı. Bu vahim hadise, artık münferit bir olaydan öte, toplumumuzun her kesimine yayılmış bir şiddet dalgasının, aile değerlerindeki erozyonun ve geleceğimizin ne denli büyük bir tehdit altında olduğunun acı bir göstergesi. Yaşananlar, vatanımıza yönelik sinsi bir iç savaşın ve toplumumuzu yok etme amacını taşıyan bir saldırının acı bir yansımasıdır.</p>
<p>Bu topraklarda artık her gün &#8220;cinayet&#8221; başlığıyla uyanıyoruz. Ancak bu seferki kayıp, sadece bir can değil; aynı zamanda yitip giden masumiyet, kaybolan umutlar ve geleceğimizin üzerine düşen kara bir gölge. 18 yaş altı bireylerin karıştığı suçların artışı, artık &#8220;çocuk&#8221; demekten bile utandığımız yaşlardaki kişilerin şiddetin en acımasız biçimlerine başvurması, bizleri adeta bir girdabın içine çekiyor. Bu durum, yasalarımızın ne kadar caydırıcı olduğu ve eğitim sistemimizin bu vahim tabloyu önlemede ne kadar etkili olduğu sorularını da beraberinde getiriyor.</p>
<p>***</p>
<p>Peki, bu noktaya nasıl geldik? Dijital dünyanın sınırsız olanakları, gençlerimizi bilgiye ve iletişime doyururken, aynı zamanda onları şiddetin, nefretin ve çarpık değerlerin de pençesine mi attı? Sanal dünyada kurulan sahte kimlikler, gerçeklikten kopuş, tahammülsüzlük ve empati yoksunluğu, bu toplumsal çöküşün görünmez ama yıkıcı temellerini mi oluşturuyor? Aile kurumundaki zaaflar, ebeveynlerin çocuklarıyla kurduğu bağın zayıflaması, onlara doğru değerleri aktaramaması, bu şiddet döngüsünü besleyen ana kaynaklardan biri değil mi? Bu durum, tıpkı bir virüs gibi toplumun her hücresine yayılıyor ve birlik ve beraberliğimizi hedef alıyor.</p>
<p>Bu yaşananlar, sadece bireysel bir çöküş değil, aynı zamanda toplumsal bir çöküşün de habercisi. Kadına yönelik şiddet, hayvanlara yapılan vahşet, trafikte yaşanan öfke patlamaları, her gün tanık olduğumuz diğer şiddet olayları, bu genel tablonun sadece birer yansıması. İnsanların birbirine karşı tahammülsüzlüğü, en ufak bir tahrikin bile cinayetle sonuçlanabilmesi, toplumsal dayanışma ağımızın ne denli zayıfladığını gösteriyor. Bu genel şiddet eğilimi, ülkemizin istikrarını ve geleceğini hedef alan bir saldırıdır.</p>
<p>Bakanlıkların yasal düzenlemeler yapması, cezaları ağırlaştırması elbette önemli. Ancak bu tür olaylar karşısında sadece cezai yaptırımlara odaklanmak, sorunun kökenine inmediğimiz sürece yüzeysel bir çözüm olacaktır. Yasalarımız, gençlerimizi suça sürüklenmekten alıkoyacak kadar caydırıcı mı? Eğitim sistemimiz, onlara vatan sevgisini, milli değerleri ve toplumsal sorumlulukları ne kadar etkili bir şekilde öğretiyor? Bilinç oluşturma çalışmaları, sadece dijital dünyanın zararlı etkilerine karşı değil, aynı zamanda şiddetin her türlüsüne karşı da yeterli mi?</p>
<p>***</p>
<p><em> İşte tam da bu noktada, sadece bireysel değil, toplumsal bir seferberlik başlatmanın zamanı geldi de geçiyor bile!</em> Sivil toplum kuruluşlarımız, bu mücadelenin en ön saflarında yer almalı. Billboardlara taşınan çarpıcı mesajlar, sokaklarda dağıtılan bilgilendirici broşürler, STK&#8217;ların düzenlediği bilinçlendirme kampanyaları, bu toplumsal seferberliğin somut adımları olmalı. Yapılacak çalışmalar, geçici çözümlerden öte, çocuklarımızın ve gençlerimizin aidiyet duygusunu güçlendirmeye, onlara milli ve ahlaki değerlerimizi aşılamaya yönelik olmalı. Onların bu topraklara bağlılığını artırmak, şiddetin cazibesinden uzaklaştırmak, geleceğimizin teminatı olan bu genç dimağları doğru yönlendirmek en büyük görevimiz.</p>
<p><em> </em><em>Bu yaşadıklarımız, bize birer tokat gibi çarpmalı.</em> Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın ellerine ne vereceğimizi sorgulamalıyız. Şiddetin her türlüsüne karşı durmak, sevgi ve saygıyı yeniden toplumsal değerlerimizin merkezine oturtmak, her birimizin boynunun borcudur. Unutmayalım ki, bu toplum hepimizin ve bu geleceği birlikte inşa etmek zorundayız. Birlik ve beraberlik içinde, vatanımıza sahip çıkarak bu iç savaşı ve toplumu yok etme çabalarını el birliğiyle bertaraf edeceğiz.</p>
<p><strong>Harekete Geçme Zamanı: <em>Yeni Yasal Düzenlemeler ve Toplumsal Sorumluluk</em></strong></p>
<p>Bu karanlık tablonun karşısında çaresiz değiliz. Toplum olarak bu sorunla yüzleşmeli ve çocuklarımızı korumak için el birliğiyle harekete geçmeliyiz. Adalet Bakanlığı&#8217;nın gündeme getirdiği yeni yasal düzenlemeler, bu mücadelenin önemli bir parçasıdır. Cinayet gibi ağır suçları işleyen 18 yaş altındaki çocuklara yönelik ceza indirimlerinin gözden geçirilmesi ve ağır suçlarda 24 yıla kadar hapis cezasının gündeme gelmesi, kamuoyunda tartışılan &#8220;ceza indirimi&#8221; meselesine somut bir çözüm getirmeyi amaçlıyor. Ayrıca, ailelerin yükümlülüklerinin artırılması ve dijital hizmet sağlayıcıların içerik güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk alması da bu yasanın önemli adımlarıdır.</p>
<p>***</p>
<p>Ancak unutmamalıyız ki, bu sorun sadece kanun ve cezalarla çözülemez. Bu, toplumun tüm katmanlarının, yani her bir bireyin, aileyi ve çocukları koruma sorumluluğunu üstlenmesi gereken topyekûn bir mücadeledir. Aile içi iletişimin güçlendirilmesi, çocuklara dijital okuryazarlık becerilerinin kazandırılması ve okullarda psikolojik destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması, bu yolda atılması gereken diğer önemli adımlardır.</p>
<p><strong><em>Sonuç olarak</em></strong><em>:  Bir çocuk suça karıştığında, aslında tüm toplum suça karışmış demektir. Bu gidişata dur demek ve yarınlara daha güvenle bakmak için, dijital çağı doğru anlamalı, çocuklarımızı yalnız bırakmamalı ve onlara doğru yolu gösterecek bir fener olmalıyız. Aksi takdirde, bu acı verici haberler, ne yazık ki, toplumun kalbindeki çatlağın her geçen gün biraz daha büyüdüğünü göstermeye devam edecektir.</em></p>
<p><em> </em>Bu köşe yazım, sadece bir haykırış değil, aynı zamanda bir uyanış çağrısıdır. Bu karanlık tabloyu değiştirmek, şiddeti değil, vicdanı ve sevgiyi yücelten bir toplum inşa etmek hepimizin elinde.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalık Değil, Sağlık Bulaşsın;  Afyonkarahisar Uyardı!</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/hastalik-degil-saglik-bulassin-afyonkarahisar-uyardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2025 13:43:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Afyonkarahisar]]></category>
		<category><![CDATA[fizikselaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[GençlikEtkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[HalkSağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[RuhSağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[SağlıkFarkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklıyaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=583203</guid>

					<description><![CDATA[Afyon'dan Yükselen Sağlık Sesi: Erken Yaşta Atılan Sağlam Adımlar, Yarınlarımızı Aydınlatır!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>        Sevgili okurlarım, canım Afyon&#8217;umun güzel insanları!</strong></p>
<p>Hayatın temposunda durup kendimize sorduğumuz en önemli soru ne biliyor musunuz? &#8220;Ben ne durumdayım?&#8221; Sadece işler, güçler, koşuşturmalar değil, aynı zamanda bedenimiz ve ruhumuz ne durumda? İşte bu sorunun cevabını aradığımız bir hafta var: 3-9 “Eylül Halk Sağlığı Farkındalık Haftası. “Bu hafta, hepimize &#8220;Sağlık İçin Söyle!&#8221; diye sesleniyor.</p>
<p>Sağlık, sadece bir hediye değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Bedenimize iyi bakmak, ona iyi şeyler sunmak, tıpkı sevdiğimiz bir şarkıyı en güzel tonda söylemek gibidir. Afyonkarahisar&#8217;da bu hafta, bu şarkıyı hep birlikte söylüyoruz. Kentimizin sağlık çalışanları, gönüllüler ve kurumları, birer orkestra şefi gibi bizlere yol gösteriyor.</p>
<p>Bu hafta boyunca düzenlenen etkinlikler, birer nota gibi sağlığımızın melodisini oluşturuyor. Kimisi obeziteye, kimisi diyabete, kimisi de düzenli egzersizin sihirli gücüne vurgu yapıyor. Halkın ücretsiz sağlık taramalarıyla kendisini dinlemesi, bilgilendirici seminerlerle sağlığın notalarını öğrenmesi hedefleniyor. Bu, sadece bir hafta sürecek bir konser değil, hayat boyu devam edecek bir performansın ilk adımıdır.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bugün sizlere, yüreğimizin sesiyle, 3-9 Eylül tarihleri arasında kutladığımız <em>“Halk Sağlığı Farkındalık Haftası&#8217;</em>ndan seslenmek istiyorum.” Afyonkarahisar olarak bu hafta, sadece bir farkındalık haftası değil, aynı zamanda geleceğimize yaptığımız en değerli yatırımların bir kutlaması. Park Afyon ve Motofest alanındaki cıvıl cıvıl etkinliklerimizle, Sağlık İl Müdürlüğümüz, Milli Eğitim Müdürlüğümüz, Gençlik Spor İl Müdürlüğümüz ve Yeşilay gibi can dostlarımızla birlikte, sağlığımızın ne kadar değerli olduğunu hep birlikte haykırıyoruz.</p>
<p>Atalarımız ne güzel demiş: <em>&#8220;Sağlık, en büyük zenginliktir.&#8221;</em> Bu zenginliği hem bedenimizde hem de ruhumuzda korumak, özellikle de henüz o tertemiz fidanlarımızı, yani çocuklarımızı ve gençlerimizi bu bilinçle büyütmek bizlerin en kutsal görevi. Tıpkı &#8220;Ağaç yaşken eğilir&#8221; sözü gibi, erken yaşta atılan her doğru adım, hayat boyu sürecek sağlıklı bir yaşamın tohumlarını eker.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><em>Bu yılki “Halk Sağlığı Farkındalık Haftası&#8217;nın 7 Gün, 7 Tema&#8217;sı, bizlere adeta birer rehber niteliğinde<strong>.</strong></em></p>
<p><strong><em>    Gelin, bu rehberi daha yakından tanıyalım ve içine gizlenmiş o değerli özdeyişleri, deyimleri tekrar hatırlayalım:</em></strong></p>
<p><strong><em>   *Beslenme: &#8220;Ağızda lokma, mideye sıhhat.&#8221; Sağlıklı beslenmek, vücudumuza göstereceğimiz en büyük hürmettir. &#8220;Ne yersen o olursun&#8221; mottosuyla, sofralarımızı bereketlendirelim.</em></strong></p>
<p><strong><em>   *Fiziksel Aktivite: &#8220;Hareket berekettir.&#8221; Enerjimizi doğru yönlendirmek, hastalıklara karşı en güçlü kalkanımızdır.</em></strong></p>
<p><strong><em>  *Uyku: &#8220;Uykusuzluk, sağlığın düşmanıdır.&#8221; Dinlenmiş bir beden, dinlenmiş bir zihin demektir. &#8220;Gecenin sessizliği, günün canlılığıdır.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em> *Zararlı Alışkanlıklar ve Bağımlılıklar: İşte burası çok önemli! Yeşilay&#8217;ımızın canla başla mücadele ettiği bu alanda, sadece sigara ve uyuşturucu gibi fiziksel bağımlılıklar değil, artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen dijital bağımlılıklar da büyük bir tehdit oluşturuyor. Tıpkı sigaranın dumanının hayatı karartması gibi, ekran başında geçirilen aşırı süreler de gençliğimizin parlaklığını söndürebilir. &#8220;Kontrolsüz teknoloji kullanımı, hayattan koparır.&#8221; Bu nedenle, &#8220;Dijital dünyada bilinçli olmak, özgür olmaktır.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>  *Ruh Sağlığı: &#8220;Gönlü hoş olanın, her şeyi hoş olur.&#8221; Sadece bedenimiz değil, ruhumuz da pırıl pırıl olmalı. Stresle başa çıkmayı öğrenmek, pozitif düşünceyi hayatımıza katmak, &#8220;akıl sağlığı yerinde olanın, her işi de yerinde olur&#8221; sözünü doğrular nitelikte.</em></strong></p>
<p><strong><em>  *Hijyen: &#8220;Temizlik, imandan gelir.&#8221; Hem kendi temizliğimiz hem de çevremizin temizliği, hastalıklarla savaşmanın en temel kuralıdır. &#8220;Sağlıklı yaşam, temiz başlangıçtır.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Afyonkarahisar Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü&#8217;müzün katkılarıyla gençlerimiz, bu konuları hem eğlenerek hem de yaşayarak öğreniyor. Park Afyon AVM ve Motofest alanındaki o enerjik ortamda bile sağlığın ne kadar önemli olduğunu hissetmeleri paha biçilmez. Dijital teknolojiyi de bu denkleme kattığımızda, akıllı telefonlarımızdaki sağlık uygulamaları, online bilgilendirme platformları sayesinde doğru bilgiye ulaşmak artık çok daha kolay. Ancak biliyoruz ki, her şeyin fazlası zarar. Dijital dünyada harcanan aşırı zaman, gerçek hayattan uzaklaşmamıza neden olabilir. Bu yüzden, <strong><em>&#8220;Ekran başında geçen her saat, yaşamdan çalınan bir an olabilir.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Sevgili dostlar, bu farkındalık haftası, bizlere bir hatırlatıcı olsun. Kendi sağlığımız için, sevdiklerimiz için, geleceğimiz için harekete geçme zamanı. <em>&#8220;Sağlık, varlığıyla sevinen, yokluğuyla öğrenilen en büyük servettir.&#8221; </em>Bu serveti korumak ve dijital dünyanın cazibesine kapılmadan, bilinçli ve dengeli bir yaşam sürmek hepimizin görevi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biliyorsunuz, &#8220;Sağlık her şeyin başı.&#8221; derler. Ne kadar doğru bir söz! Hele ki bu sağlık bilincini daha erken yaşlarda, çocuklarımıza ve gençlerimize aşılayabilirsek, yarınlarımızın ne kadar sağlam temeller üzerine kurulacağını hayal edin. Tıpkı atalarımızın dediği gibi, &#8220;Ağaç yaşken eğilir.&#8221; Bu eğilme, olumlu yönde olduğunda geleceğimizi baştan aşağı güzelleştirir.</p>
<p>Afyonkarahisar&#8217;da Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü&#8217;müzün desteğiyle düzenlenen etkinlikler, gençlerimizin bu bilgileri hem eğlenerek hem de yaşayarak öğrenmelerini sağlıyor. Park AVM ve Motofest alanındaki o hareketli atmosferde, sağlığın da ne kadar önemli olduğu bilinci kazandırılıyor. Bu hafta, sadece bir hafta değil; ömür boyu sürecek sağlıklı bir yaşamın başlangıcıdır.</p>
<p><em> &#8220;Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir.&#8221; Onlara vereceğimiz en değerli miras, sağlıklı bir yaşamdır. Afyon&#8217;umuzdan yükselen bu sağlık sesi olsun. Gelin, hep birlikte &#8220;sağlıklı yaş alalım, sağlıklı yarınlar kuralım.&#8221;</em></p>
<p><em>  </em><strong>Afyon&#8217;umuzdan yükselen bu sıcak sağlık çağrısına gelin, hem bedenimizle hem de dijital dünyada attığımız adımlarla sağlıklı bir geleceği hep birlikte inşa edelim.</strong></p>
<p>Bu anlamlı farkındalık etkinliği, sağlığın sadece hastalıkların yokluğu olmadığını, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu ve en önemlisi, bu bilincin ne kadar erken yaşta kazandırılması gerektiğini vurgulanmış oluyor.</p>
<p><strong><em> “Sağlıklı Nesiller İçin Hep Birlikte El Ele Türki’yem!”</em></strong></p>
<p><strong><em>  Sevgi ve sağlıkla kalın.</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>    1 Eylül’ün Yüreğindeki Yara”Gazze”</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/1-eylulun-yuregindeki-yaragazze/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 05:04:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[gazze]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[sondakika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=580367</guid>

					<description><![CDATA[                         Bugün, takvimler 1 Eylül&#8217;ü gösteriyor. Bu sadece bir tarih değil, aynı zamanda Dünya Barış Günü&#8217;nün yıldönümü. Bu özel gün, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın başladığı o kara günü hatırlatarak, bize barışın ne kadar kırılgan ve ne kadar değerli olduğunu bir kez daha fısıldıyor. O gün, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>                        </strong></p>
<p>Bugün, takvimler 1 Eylül&#8217;ü gösteriyor. Bu sadece bir tarih değil, aynı zamanda Dünya Barış Günü&#8217;nün yıldönümü. Bu özel gün, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın başladığı o kara günü hatırlatarak, bize barışın ne kadar kırılgan ve ne kadar değerli olduğunu bir kez daha fısıldıyor. O gün, insanoğlunun savaşın dipsiz kuyusuna nasıl düştüğünü gördük; bu yüzden 1 Eylül, bir daha o hatalara dönmemek için bir yemin gibi duruyor önümüzde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ama barış, sadece silahların susmasıyla gelen bir sessizlik değildir. Gerçek barış, adaletle, eşitlikle ve insanlık onuruyla yeşerir. Sadece bombaların durması yetmez; asıl barış, masum çocukların gözlerindeki korkunun silinmesiyle, annelerin yüreğindeki feryadın dindirilmesiyle başlar. Barış, parçalanan ailelerin, yok olan hayallerin, çalınan geleceğin yeniden inşa edilmesidir. Ve ne yazık ki, bugün bu gerçeği en acı şekilde deneyimleyen yerlerin başında Gazze geliyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong><em>Gazze…</em></strong><em> Orası, sadece bir coğrafya parçası değil; orası, her bir sokağında, her bir evinde binlerce kişisel trajedinin yaşandığı bir direniş hali. Bir an düşünün: Orada yaşayan küçük bir kız çocuğu için barış ne anlama geliyor? Belki de parkta özgürce oynayabilmek, belki de okulda patlama sesi duymadan ders dinleyebilmek. Belki de bir annenin en büyük hayali, evladına güvenli bir yuva sunabilmektir. Oysa Gazze’de, savaşın gölgesi bu en masum arzuları bile yok ediyor.</em></p>
<p>Her bir yıkılan bina, sadece tuğla yığını değildir; o bina, içinde bir ailenin tüm hatıralarını, geleceğe dair tüm planlarını barındırır. Her bir kayıp, sadece bir sayıdan ibaret değil; o, bir babanın kolunu, bir annenin kalbini, bir çocuğun gülüşünü alıp götürüyor. Bu savaşın en büyük mağduru, masum ve çaresiz bireyler. Onların gözündeki o tarifsiz acı, bize barışın sadece devletler arası bir mesele olmadığını, asıl barışın her bir bireyin yaşam hakkına duyulan saygıyla inşa edileceğini gösteriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-583035" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/WhatsApp-Image-2025-09-07-at-11.35.38.jpeg" alt="    1 Eylül’ün Yüreğindeki Yara”Gazze”" width="1492" height="1492" title="    1 Eylül’ün Yüreğindeki Yara”Gazze” 39"></p>
<h3><strong>Barış, Bir Eylem ve Vicdan Çağrısıdır</strong></h3>
<p>1 Eylül&#8217;de Gazze&#8217;yi anmak, bu günü sadece bir anma törenine dönüştürmekten öteye geçer. Bu, barışın hala ne kadar uzak bir hayal olduğunu kabul etmek ve bu hayali gerçeğe dönüştürmek için vicdanımızın derinliklerinden gelen bir çağrıdır<em>. <strong>Barış, sadece “savaşma” demekle olmaz. Barış, “bu haksızlığa dur de,” “bu çaresizliğe bir el uzat,” “bu zulmü gör” demektir.</strong></em></p>
<p>Bugün, Dünya Barış Günü&#8217;nde, barışın rengini sadece güvercinlerin beyaz kanatlarında aramayalım<em>. Barış, Gazze&#8217;deki bir çocuğun tekrar gülebilmesinde, bir annenin huzurla uyuyabilmesinde, evlerin yeniden inşa edilmesinde gizlidir. Barış, sadece bir arzu değil, aynı zamanda bir eylemdir. 1 Eylül&#8217;de, sesimizi yükseltelim. Adalet için, insanlık için, Gazze için ve bu dünyadaki tüm mazlumlar için. <strong>Çünkü hepimiz biliyoruz ki, bir yerde barış yoksa, hiçbir yerde tam anlamıyla barış yoktur.</strong></em></p>
<p>Barış, nesillerdir süregelen anıların, ortak bir dilin ve paylaşılan umutların ördüğü, görünmez bir kumaştır. 1 Eylül Dünya Barış Günü, tam da bu anlamda, sadece bir takvim yaprağındaki tarih değil, insanlığın ortak hafızasında derin bir yara açmış felaketlerin anısıdır. Bu yara, aynı zamanda bir ulusun en temel omurgası olan barışın ne kadar kırılgan olduğunu bize bir kez daha hatırlatır ki; Toplumsal varoluş dediğimiz bu karmaşık yapı, bir zamanlar hayatın tüm ritmini belirlerken, bir anda sessizliğe gömülebilir.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><em>  Bugün, bu acı gerçek en keskin haliyle Gazze&#8217;de yaşanıyor. Bir zamanlar hayat dolu sokaklar, şimdi yıkımın ve acının sessizliğine bürünmüş durumda. Bir ülkenin yok oluşu, sadece haritalardan silinmekle kalmaz; o, milyonlarca insanın belleğinden, kalbinden ve geleceğinden bir parçanın koparılmasıdır. Evler, okullar ve anıtlar yerle bir olurken, asıl yıkım insan ruhunda açılan derin yaradır. Bu topraklar fiziksel olarak işgal edilebilir, şehirler yerle bir olabilir ama asıl savaş, insanların umutlarını yitirmemesi için verilen savaştır. Barış, sadece savaşın yokluğu değil, aynı zamanda bu yaraları sarabilme, yeniden inşa edebilme ve geleceğe umutla bakabilme cesaretidir.</em></p>
<p>Tam da bu noktada, direnişin anlamı yeniden şekillenir. Direniş, sadece silahlı mücadele ya da siyasi bir karşı çıkış değildir. Asıl direniş, yıkımın en derin izlerini taşıyan topraklarda bile hayatın bir şekilde devam ettiğini göstermektir. Bir annenin çocuğuna masal anlatması, bir şairin şiir yazması, bir müzisyenin ezgi bestelemeye devam etmesi; bunlar, yok olmaya karşı verilen en güçlü ve en sarsılmaz yanıtlardır. Direniş, aynı zamanda kültürel bir eylemdir. Dilin, geleneklerin ve değerlerin sonraki nesillere aktarılması, bir ulusun yok olmasına karşı verilen sessiz ama güçlü bir savaştır.</p>
<p>Yıkıcı etkilerin en derininde bile bir tohum filizlenir. Bu tohum, ortak bir acının ve ortak bir geleceği inşa etme arzusunun sonucudur. Küllerinden doğan bir ulus, artık sadece geçmişin acılarına değil, aynı zamanda geleceğin umutlarına da tutunur. O artık yıkımın acı derslerini almış, ancak aynı zamanda direnişin ve yeniden var olmanın gücünü de keşfetmiştir. Bu, bir toplumun en sarsılmaz varoluş manifestosudur.</p>
<h4><strong>Unutmamalıyız ki, bir ülkenin gerçek varoluşu, tarih sayfalarında değil, o topraklarda yaşayan insanların birbirine duyduğu bağlılıkta, kültürel miraslarını yaşatma çabalarında ve geleceğe olan sarsılmaz inançlarında gizlidir.</strong></h4>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>   “GÜN IŞIĞI” PROJESİ İLE PARLAYAN GÖZLER</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/gun-isigi-projesi-ile-parlayan-gozler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 08:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=577900</guid>

					<description><![CDATA[Değerli okurlarım; Bu yazımda sizleri geleceğimizin mimarı olan özel çocuklarımıza yönelik, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayan ve onların hayatını kökten değiştiren bir yolculukla tanıştırmak istiyorum. Beni de çok etkileyen bir hizmet hikayesini sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Gözler, dünyayı bize sunan pencerelerdir. Ancak bazen bu pencereler tam açılmaz ve dünya, bulanık bir tabloya dönüşür. İşte tam da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-577995" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/Oznur-Kirman-GUN-ISIGI-PROJESI-ILE-PARLAYAN-GOZLER.jpeg" alt="  “GÜN IŞIĞI” PROJESİ İLE PARLAYAN GÖZLER" width="1200" height="1600" title="  “GÜN IŞIĞI” PROJESİ İLE PARLAYAN GÖZLER 41"></p>
<p>Değerli okurlarım;</p>
<p>Bu yazımda sizleri geleceğimizin mimarı olan özel çocuklarımıza yönelik, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayan ve onların hayatını kökten değiştiren bir yolculukla tanıştırmak istiyorum. Beni de çok etkileyen bir hizmet hikayesini sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum.</p>
<p>Gözler, dünyayı bize sunan pencerelerdir. Ancak bazen bu pencereler tam açılmaz ve dünya, bulanık bir tabloya dönüşür. İşte tam da bu noktada, “görmek” eylemi sadece fiziksel bir durum olmaktan çıkıp, kalbin bir hissine, bir çabaya dönüşür. Türkiye&#8217;de uzun yıllardır devam eden Günışığı projesi, bu çabanın en parlak örneklerinden biri<strong>. Türk Telekom’un desteğiyle, Engelsiz Yaşama Derneği (EyDer) ve Gönül Turgut Bireysel Eğitim Danışmanlık iş birliğiyle 2025 yılında da sürecek olan bu proje, bir sosyal sorumluluk projesinin çok ötesinde bir anlam taşıyor. O, geleceğe yapılan bir yatırım, bir umut köprüsü.</strong></p>
<p>Günışığı, az gören çocuklarımızın hayatlarını aydınlatmak için yola çıkmış bir fener. Proje, sadece görme yetersizliği olan çocuklara özel eğitim materyalleri sunmakla kalmıyor, aynı zamanda onlara dokunarak, hissederek ve en önemlisi de katılarak yaşamayı öğretiyor. Teknolojinin gücünü kullanarak, bu çocuklarımızın okuma, yazma ve öğrenme becerilerini en üst seviyeye çıkarıyor. Özel olarak geliştirilmiş yazılımlar ve tabletlerle, dünya onlar için daha erişilebilir, daha anlaşılır bir hale geliyor.</p>
<p>Ancak;  Günışığı’nın asıl değeri, rakamlarda ya da teknolojide gizli değil. O, bir çocuğun yüzünde beliren gülümsemede, başardığını hissettiği anda parlayan gözlerinde, bir engelin aslında aşılabilir bir duvar olduğunu anladığı andaki cesaretinde yatıyor.</p>
<p>Bu proje, çocuklarımızın potansiyelini ortaya çıkarıyor ve onlara “farklı” olmanın bir eksiklik değil, aksine bir güç olabileceğini gösteriyor. Onları pasif alıcılar olmaktan çıkarıp, kendi hayatlarının aktif mimarları haline getiriyor.</p>
<p><strong><em>  “ Bir ülkenin geleceği, en çok desteğe ihtiyacı olan bireylerine nasıl davrandığıyla ölçülür.”</em></strong> Günışığı projesi, bu açıdan Türkiye’nin ne kadar ileri görüşlü ve vicdanlı bir ülke olduğunu kanıtlıyor. Türk Telekom, Ey-Der ve Gönül Turgut Danışmanlık gibi paydaşlar, sadece bir iş birliği yapmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal bir vizyon ortaya koyuyorlar. Onlar, çocuklarımızı birer potansiyel kahraman olarak görüyor ve bu kahramanların sahneye çıkması için gereken imkanları sağlıyorlar.</p>
<p><strong>  ***</strong></p>
<p><strong><em>    Günışığı, kalbe dokunan bir hikâye.</em></strong> O, görmenin sadece gözle olmadığını, hissetmenin, dokunmanın, anlamanın ve en önemlisi de var olmanın bir yolu olduğunu bize hatırlatıyor. Geleceğimiz olan çocuklarımıza, en parlak ışıklarını sunan bu proje, her birimize sosyal sorumluluğun ötesinde, hayatın içine katılma ve dokunma çağrısı yapıyor. Çünkü en büyük başarı, bir çocuğun umutla parlayan gözlerinde gizlidir.</p>
<p>Gözle görülen engellerin, bir çocuğun hayallerine engel olamayacağı inancıyla yola çıkan bir proje var:</p>
<p>Günışığı Projesi.</p>
<p>Tam 11 yıldır az gören çocukların hayatlarına bir ışık tutan bu proje, en büyük destekçisi olan teknoloji ve iletişim devi Türk Telekom ile adeta ışık hızı kazandı.</p>
<p><strong><em><u>   Bir düşünün:</u></em></strong> <em>Sınıfta tahtayı net göremeyen, dersi takip etmekte zorlanan bir çocuk&#8230; Bu durum, sadece bir görme problemi değil, aynı zamanda özgüven eksikliği ve sosyal izolasyon anlamına da gelebilir. İşte tam bu noktada Türk Telekom, güçlü bir sosyal sorumluluk bilinciyle devreye girerek, teknolojik bir çözüm sunuyor ve hayata yeni bir bakış açısı getiriyor.</em></p>
<p>2014 yılında başlayan bu değerli proje pek çok görme engelli çocuğumuza ulaşarak onların eğitimde ve sosyal hayatta yaşadığı engelleri kaldırdı. Bu başarıda, Türk Telekom&#8217;un, eğitimde uzman Gönül Turgut Bireysel Eğitim Danışmanlığı ve engelsiz hayat konusunda önemli çalışmalar yürüten Engelsiz Yaşama Derneği (EyDER) gibi güçlü paydaşlarla kurduğu iş birliği büyük rol oynuyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong><em>Projenin en dikkat çekici yeniliği; </em></strong>Türk Telekom&#8217;un Ar-Ge ekibi tarafından geliştirilen <em>TahtApp</em> teknolojisi. Bu uygulama sayesinde, <strong><em>Az Gören Çocuklar</em></strong> sınıf tahtasındaki yazıları kendi tabletlerine anlık olarak yansıtabiliyor, büyüterek okuyabiliyor ve not alabiliyorlar. Bu, onların dersi daha kolay takip etmelerini ve akranlarıyla aynı şartlarda eğitim alabilmelerini sağlıyor. Bu sayede, tıbbi olarak sadece yüzde 10&#8217;luk bir görme yetisine sahip olan çocuklar, eğitimde yüzde 100&#8217;lük bir başarı hikayesine sahip oluyor.</p>
<p>Bu iş birliği, teknolojinin sadece ticari bir araç olmadığını, aynı zamanda toplumsal fayda için nasıl güçlü bir araca dönüşebileceğini kanıtlıyor. Çocukların &#8220;farklı&#8221; değil, &#8220;farklı gören&#8221; bireyler olduğunu vurgulayan bu proje, onların hayatına sadece eğitim desteği değil, aynı zamanda cesaret ve özgüven de katıyor. Türk Telekom&#8217;un &#8220;ışık hızında&#8221; bu desteği, az gören çocukların hayatlarına umut ve cesaret katarken, bizlere de &#8220;engelsiz bir gelecek&#8221; hayalinin hiç de uzak olmadığını gösteriyor.</p>
<p><em>    Bir ışık, karanlığı her zaman aydınlatır. Türk Telekom, o ışığın en büyük taşıyıcılarından biri.</em></p>
<p><em>    </em><strong> Bu örnek projenin toplumumuzda, Domino etkisi yaratması dileğimle…</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AFYON’DAN YÜKSELEN SES;  “farkıMda mısın?”</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/afyondan-yukselen-ses-farkimda-misin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2025 06:53:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=572415</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160; Afyonkarahisar…Tarihiyle, kültürüyle ve termal zenginlikleriyle bilinen kadim bir şehir. Ancak bu kez Afyon, farklı ve çok daha derin bir sesle tüm Türkiye’ye sesleniyor: Afetlere karşı hazırlıkta kimseyi geride bırakmamak gerektiğini vurgulayan bir ses bu. &#160;    Kent ve İnsan Derneği ile AFAD&#8217;ın işbirliğiyle hayata geçirilen “farkıMda mısın” projesi, tam da bu sesi yükseltiyor [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Afyonkarahisar…Tarihiyle, kültürüyle ve termal zenginlikleriyle bilinen kadim bir şehir. Ancak bu kez Afyon, farklı ve çok daha derin bir sesle tüm Türkiye’ye sesleniyor: Afetlere karşı hazırlıkta kimseyi geride bırakmamak gerektiğini vurgulayan bir ses bu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>   Kent ve İnsan Derneği ile AFAD&#8217;ın işbirliğiyle hayata geçirilen</strong><em> <strong>“farkıMda mısın</strong></em>” projesi, tam da bu sesi yükseltiyor ve afet bilinci kavramına yepyeni bir boyut kazandırıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadim tarihi, şifalı termal suları ve mermer gibi sağlam duruşuyla bilinen Afyonkarahisar, şimdi yepyeni bir sesle Türkiye&#8217;ye örnek oluyor. Bu, sadece taşın ve suyun değil, vicdanın ve empati gücünün sesi. Zira afet anlarında en çok göz ardı edilen, en çok dezavantajlı bireyleri korumak için harekete geçen bir projenin adını taşıyor: <strong><em>&#8220;farkıMda mısın?&#8221;</em></strong></p>
<p>Afetler, ne yazık ki toplumun tüm kesimlerini aynı şekilde etkilemiyor. Depremde, selde veya yangında engelli bireyler, çoğu zaman özel ihtiyaçları nedeniyle daha büyük risk altında kalıyor. Bu gerçeği gören <strong>Afyonkarahisar&#8217;daki Kent ve İnsan Derneği,</strong> şehrin en önemli paydaşlarını bir araya getirerek, sadece bir farkındalık kampanyasının ötesinde, somut bir çözüm sundu.</p>
<p>***</p>
<p><strong><em>    Afyonkarahisar Valiliği, Afyonkarahisar Belediyesi,  Afyon Kocatepe Üniversitesi ve AFAD</em></strong> iş birliğiyle hayata geçen bu proje, engelli bireylere afet bilinci kazandırmanın ötesine geçiyor. Artık afet anında kimin, nerede ve hangi özel koşullara sahip olduğunun belirlendiği bir envanter oluşturuluyor. Hayati öneme sahip bu veriler, anında müdahale için AFAD&#8217;ın veri tabanına entegre edilecek. Ayrıca geliştirilecek bir mobil uygulama ile engelli vatandaşlarımızın güvenliğini artıracak, onlara kritik bilgiler sağlayacak.</p>
<p>Bu proje, Afyonkarahisar&#8217;ı sadece tarih ve kültürle değil, sosyal sorumluluk ve insan odaklı bir yönetim anlayışıyla da ön plana çıkarıyor. Afyon, bu adımıyla diğer tüm illere sesleniyor: Gerçek bir kentin büyüklüğü, engelli vatandaşlarına ne kadar sahip çıktığıyla ölçülür. Engelli bireyleri afet yönetiminin bir parçası haline getirmek, onların sadece bir &#8220;yardım bekleyen&#8221; değil, aynı zamanda &#8220;hayata aktif katılan&#8221; bireyler olduğunu hatırlatmak, bu projenin en büyük başarısı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-572417" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/OZNUR-KIRMAN-AFYONDAN-YUKSELEN-SES-farkiMda-misin.jpeg" alt="AFYON’DAN YÜKSELEN SES; “farkıMda mısın?”" width="1600" height="941" title="AFYON’DAN YÜKSELEN SES; “farkıMda mısın?” 43"></p>
<p><strong><em>&#8220;farkıMda mısın?&#8221; </em></strong>projesi, Afyonkarahisar&#8217;ın sadece coğrafi değil, vicdani olarak da     Anadolu&#8217;nun kalbi olduğunu gösteriyor. Bu proje, sadece bir şehirde değil, tüm Türkiye&#8217;de yankılanması gereken bir çağrı niteliğinde</p>
<p>Son zamanlarda, afetlerin yıkıcı gücüyle sıkça yüzleşiyoruz. Doğanın sarsılmaz bir kudretle gösterdiği gücün karşısında, insan eliyle inşa edilen her şey ne kadar da kırılgan&#8230; Ancak bu kırılganlık, maalesef toplumun tüm bireyleri için aynı derecede yaşanmıyor.</p>
<p>Afet anında en çok risk altında olan, sesi en az duyulan gruplardan biri, engelli bireyler. Peki, bu durumun <strong><em>“farkıMda mısın?” </em></strong>Eğer değilsen, Afyonkarahisar’dan tüm Türkiye’ye yayılan bu öncü adım, sana bu gerçeği en güçlü şekilde hatırlatıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Avrupa Birliği(AB) ve BM Kalkınma Programı (UNDP) Projesinin sivil toplum ayağını; Afyonkarahisar Kent ve İnsan Derneği oluştururken, Afyonkarahisar Valiliği, Afyonkarahisar Belediyesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi ve AFAD’ın</strong> sağladığı kurumsal güçle birleşti. Afyonkarahisar merkez ve ilçelerinde, bir yıl(Ocak 2025-Aralık 2025) sürecek olan <strong>“dirençli ve kapsayıcı bir toplum, afetlere hazır bir Türkiye için”,<em> &#8220;farkıMda mısın?</em></strong><em>’’projesini</em>;</p>
<p>480 Engelli Birey, 480 Refakatçi 480 Afetlerde Engelli Can Dostu Afyon Projesi&#8221;ni başlattı. Bu proje, sadece bir &#8220;yardım&#8221; kampanyası değil, aynı zamanda afet yönetimini baştan aşağı yeniden tanımlayan, teoriyi pratikle buluşturan bir paradigma değişimidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>          Teoriden Pratiğe: Kapsayıcı Afet Yönetimi</strong></p>
<p>Afet yönetimi literatüründe &#8220;risk azaltma ve hazırlık&#8221; aşamaları büyük önem taşır. Ancak bu aşamalar genellikle genel nüfus için planlanır ve engelli bireylerin özel ihtiyaçları göz ardı edilir<strong><em>. &#8220;farkıMda mısın?&#8221;</em></strong> projesi, işte tam da bu boşluğu doldurarak, kapsayıcı afet yönetimini gerçek kılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* Veri Tabanlı Çözümler: Proje kapsamında oluşturulan merkezi bir veri tabanı, Afyonkarahisar&#8217;daki tüm engelli bireylerin adlarını, engel durumlarını, kullandıkları yardımcı ekipmanları ve özel ihtiyaçlarını kayıt altına alıyor. Afet anında AFAD ekipleri, bu verilere anında erişerek önceliklendirme yapabiliyor ve nokta atışı müdahalelerde bulunabiliyor. Bu sistem, <strong>&#8220;kim nerede ve neye ihtiyacı var?&#8221; </strong>sorusuna anında yanıt vererek hayat kurtarıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Erişilebilir Altyapı: Proje, acil durum toplanma alanlarının sadece &#8220;toplanma&#8221; yeri değil, aynı zamanda &#8220;erişilebilir&#8221; yerler olmasını sağlıyor. Bu alanlara tekerlekli sandalye rampaları, özel tuvaletler ve işitme engelliler için görsel uyarı sistemleri entegre ediliyor. Böylece, engelli bireyler, afet anında sığınacak güvenli bir yer bulabiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* Eğitimli ve Duyarlı Ekipler: Proje, AFAD ve diğer acil durum ekiplerine özel eğitimler veriyor. Bu eğitimler, işaret dilini temel düzeyde öğrenmeyi, görme engelli bireylere rehberlik etme tekniklerini ve farklı engel türlerine sahip bireylerle doğru iletişim kurmayı içeriyor. Bu sayede, yardım eli uzanırken en büyük engel olan iletişim bariyeri ortadan kalkıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> Türkiye&#8217;ye Yönelik Sessiz Bir Çağrı</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Afyonkarahisar, bu projeyle sadece kendi vatandaşları için değil, tüm Türkiye için bir umut ışığı yakıyor. <strong><em>Kent ve İnsan Derneği&#8217;nin</em></strong> öncülüğünde, dört büyük paydaşın bir araya gelmesi, sivil toplumun ve devlet kurumlarının ortak bir amaç için ne kadar güçlü bir sinerji yaratabileceğinin kanıtı.</p>
<p>Bu proje, bize bir gerçeği hatırlatıyor: Afetlere karşı en büyük hazırlığımız, sadece binalarımızı güçlendirmekten veya ekipmanlarımızı artırmaktan ibaret değil. Asıl hazırlık, insanı merkeze koyan, dezavantajlı grupların ihtiyaçlarını en ince ayrıntısına kadar düşünen, kapsayıcı ve vicdanlı bir planlamadır.</p>
<p>Afyon&#8217;dan yükselen bu ses, sadece bir proje duyurusu değil, tüm topluma yöneltilmiş bir vicdan sorgulamasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Unutmayalım ki, afetlere karşı en büyük gücümüz, birbirimize olan duyarlılığımızdır. Bu ses, Türkiye&#8217;ye örnek olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Peki, sen bu gerçeğin “farkıMda mısın?”</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><em> </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DİJİTAL DÜNYADA YENİ BİR SOLUK: NEXT</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/dijital-dunyada-yeni-bir-soluk-next/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2025 05:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[TEKNOFEST]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=564938</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili okurlarım, yıllardır bizim neden, milli ve güvenilir sosyal platformumuz yok diye hepimizin serzenişte bulunduğunu biliyorum. Nihayet bizimde bir “Next Sosyalimiz” oldu.   Bu yazımda bu platformla ilgili faydalı olacağını düşündüğüm yazım olacak. &#160; Son yıllarda hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen sosyal medya platformları, her ne kadar iletişim ve etkileşim olanaklarını artırsa da, beraberinde veri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-565256" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/WhatsApp-Image-2025-08-04-at-12.55.45.jpeg" alt="DİJİTAL DÜNYADA YENİ BİR SOLUK: NEXT" width="954" height="685" title="DİJİTAL DÜNYADA YENİ BİR SOLUK: NEXT 45"></p>
<p>Sevgili okurlarım, yıllardır bizim neden, milli ve güvenilir sosyal platformumuz yok diye hepimizin serzenişte bulunduğunu biliyorum. Nihayet bizimde bir “Next Sosyalimiz” oldu.   Bu yazımda bu platformla ilgili faydalı olacağını düşündüğüm yazım olacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son yıllarda hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen sosyal medya platformları, her ne kadar iletişim ve etkileşim olanaklarını artırsa da, beraberinde veri güvenliği ve içerik denetimi gibi önemli tartışmaları da getirdi. Yabancı devlerin tekelinde olan bu dijital dünyanın getirdiği endişeler, bizi daima yerli ve milli bir alternatife yönlendirdi. İşte tam da bu noktada, TEKNOFEST ekosisteminin genç ve dinamik ruhundan doğan Next Sosyal uygulaması, umut verici bir ışık olarak karşımızda duruyor.</p>
<p>Next Sosyal, sadece yeni bir sosyal medya uygulaması olmanın ötesinde, dijital bağımsızlık yolunda atılmış stratejik bir adımın sembolü. Kullanıcı verilerinin Türkiye&#8217;deki sunucularda saklanması, hem kişisel verilerimizin güvenliği hem de milli dijital egemenliğimiz açısından büyük bir kazanımdır. Bu sayede, dev platformların kontrolünde olan veri akışının ve olası risklerin önüne geçilerek, kullanıcılara daha güvenli bir liman sunuluyor.</p>
<p>Platformun en dikkat çekici özelliklerinden biri, reklamsız ve sansürsüz bir deneyim vaat etmesi. Her an karşımıza çıkan reklam bombardımanından ve içeriğe yönelik uygulanan katı politikaların yarattığı sınırlamalardan bunalan kullanıcılar için Next Sosyal, adeta bir nefes alma alanı sunuyor. Ayrıca, platforma entegre edilen &#8220;T3AI&#8221; adlı yapay zeka botu, sadece bir teknoloji göstergesi değil, aynı zamanda kullanıcı deneyimini zenginleştiren, çok dilli içerikleri anlayan ve etkileşimi artıran modern bir özellik olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Sonuç olarak, Next Sosyal sadece basit bir uygulama değil, aynı zamanda ülkemizin genç ve teknolojiye tutkulu beyinlerinin neler başarabileceğini gösteren bir kanıttır. Bu platform, dijital dünyada kendi hikâyemizi yazma ve kendi kalelerimizi kurma çabamızın bir yansımasıdır. Hepimiz, yerli ve milli değerlerimize sahip çıkarak bu önemli girişime destek olmalı ve bu yeni soluğu deneyimlemeliyiz. Çünkü dijital dünyada var olmak, artık sadece tüketmek değil, üretmek ve kendi kurallarımızı koymaktır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><em>        Next Sosyal: Nasıl İndirilir ve Kullanılır?</em></strong></span></p>
<p>Bu yerli platforma katılmak ve yeni bir deneyim yaşamak oldukça kolay. İşte adım adım yapmanız gerekenler:</p>
<p>* Uygulamayı İndirme:</p>
<p>* Android telefonunuz varsa, Google Play Store&#8217;a girin.</p>
<p>* iOS (iPhone) kullanıyorsanız, App Store&#8217;a girin.</p>
<p>* Arama: Uygulama mağazasının arama çubuğuna &#8220;Next Sosyal&#8221; yazarak uygulamayı bulun.</p>
<p>* Kayıt ve Giriş: Uygulamayı indirdikten sonra, sizi karşılayan sayfada &#8220;T3 SSO ile Devam Et&#8221; butonuna tıklayın. Açılan pencerede yeni bir hesap oluşturabilir veya mevcut TEKNOFEST hesabınızla giriş yapabilirsiniz. Bu aşamada, kullanmak istediğiniz sunucu olarak &#8220;TEKNOFEST Sosyal&#8221; seçeneğini işaretlemeyi unutmayın.</p>
<p>Bu adımları tamamladıktan sonra, Next Sosyal&#8217;in reklamsız ve güvenli dünyasında içerikler paylaşmaya, diğer kullanıcılarla etkileşime geçmeye ve yeni gündemleri takip etmeye başlayabilirsiniz.</p>
<p><em>           NEXT; Geleceğin sosyalleşme platformu. Ülkemize hayırlı olsun.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİZE NE İYİ GELECEK?</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/bize-ne-iyi-gelecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 05:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=562225</guid>

					<description><![CDATA[ Merhaba sevgili okurlarım. Bu yazımda, modern çağın karmaşık yaşamında, maddi ve manevi tatminsizliklerimizin nedenlerine farklı pencereden bakarak, hayatımızı kolaylaştırıp huzurlu olmamızı sağlayacak basit ve o kadar da etkili olacak önerileri ele alacağım. Son zamanlarda hepimizin zihnini meşgul eden ortak bir soru var: &#8220;Bize ne iyi gelecek?&#8221; Bu soru, sadece bireysel ruh halimizi değil, içinde yaşadığımız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-562400" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/Oznur-Kirman-BIZE-NE-IYI-GELECEK.jpeg" alt="BİZE NE İYİ GELECEK?" width="1334" height="1334" title="BİZE NE İYİ GELECEK? 47"></p>
<p><strong> </strong>Merhaba sevgili okurlarım. Bu yazımda, modern çağın karmaşık yaşamında, maddi ve manevi tatminsizliklerimizin nedenlerine farklı pencereden bakarak, hayatımızı kolaylaştırıp huzurlu olmamızı sağlayacak basit ve o kadar da etkili olacak önerileri ele alacağım.</p>
<p>Son zamanlarda hepimizin zihnini meşgul eden ortak bir soru var: <em>&#8220;Bize ne iyi gelecek?&#8221;</em> Bu soru, sadece bireysel ruh halimizi değil, içinde yaşadığımız toplumu, hatta tüm dünyayı saran bir çığlık aslında. Hızla değişen, karmaşıklaşan ve belirsizliklerle dolu dünyamızda, ekonomik fırtınalar, toplumsal fay hatları, küresel krizler derken üzerimizdeki yük her geçen gün biraz daha artıyor. Peki, bu kaotik atmosferde, ruhumuza ve varlığımıza iyi gelecek o sihirli değneği nerede aramalıyız? Yanıt, belki de sandığımızdan çok daha yakınımızda, hayatın damarlarında, insanlığın özünde saklı.</p>
<p><strong><em>   İçimizdeki Pusulayı Yeniden Ayarlamak</em></strong></p>
<p>İlk adım, dışarıdaki gürültüyü kısmak ve kendimize dönmekle başlamalı. Sürekli bir başkasının mükemmel hayatına öykünmek, sosyal medyanın dayattığı sahte mutlulukları kovalamak yerine, kendi iç sesimize kulak vermek. Ne istiyoruz, neye gerçekten ihtiyacımız var, bizi gerçekten besleyen şeyler neler? Bu bir detoks süreci aslında; ruhumuzu zehirleyen ne varsa ayıklamak, gereksiz yüklerden kurtulmak. Belki uzun zamandır ertelediğimiz o kitaba nihayet dalmak, doğanın kucağına kendimizi bırakmak, sadece nefes almak ve anı hissetmek… Bu basit ama derin adımlar, ruhumuzdaki kilitleri açacak ilk anahtarlar olabilir. Kendini tanımak, kendini sevmek ve kendi rotanı çizmek<em>… İşte bu, bize iyi gelecek ilk büyük devrim.</em></p>
<p><strong><u>Unutulmuş Bağların Gücü: Yeniden İnsan Olmak</u></strong></p>
<p>Modern çağın en büyük trajedilerinden biri, yalnızlaşan insanlık. Ekranların arkasına gizlenmiş, parmak uçlarımızla kurduğumuz sanal köprüler, gerçek temasın sıcaklığını asla veremiyor. Oysa bize iyi gelecek en güçlü ilaçlardan biri, bağlantılarımızı güçlendirmekten geçiyor. Aile, dostluk, komşuluk, aidiyet… Bu kadim değerleri yeniden keşfetmek zorundayız. Bir fincan kahve eşliğinde yapılan samimi bir sohbet, dertleşmenin getirdiği o derin nefes, birlikte gülmenin coşkusu, omuz omuza verilen destek… Bunlar, ruhumuzdaki boşlukları dolduran, kalbimizi ısıtan ve bize insan olduğumuzu hissettiren anlar. <em>Unutmayalım ki, insan sosyal bir varlıktır ve en büyük gücünü, birbirine tutunan ellerden alır.</em> Gerçek ve anlamlı ilişkiler kurmak, yalnızlık hissini dağıtır, aidiyet duygumuzu pekiştirir ve en önemlisi, bizi daha güçlü kılar.</p>
<p><strong><u>Yaratmanın ve Paylaşmanın Bereketi</u></strong></p>
<p>Tüketim çılgınlığının pençesinde debelenirken, ruhumuzdaki boşluğu doldurmaya çalışıyoruz. Oysa asıl tatmin, üretmekte ve paylaşmakta saklı. Küçük bir el işi yapmak, bir yazı kaleme almak, bahçede bir şeyler yetiştirmek, birilerine yardım etmek, bir fikri hayata geçirmek… Yaptığımız işin bir karşılığı olması, başkalarına fayda sağlaması, içimizdeki o derin boşluğu dolduracaktır. Ve tabii ki, sahip olduklarımızı, bilgimizi, zamanımızı başkalarıyla cömertçe paylaşmak… Bu, sadece verene değil, alana da iyi gelen, bereketli bir döngü yaratır. Paylaştıkça çoğalır, çoğaldıkça da yaşama daha sıkı sarılırız<em>. Zira hayat, verdiğimiz kadardır.</em></p>
<p><strong><em> Umut ve Direnç: Yarını Kucaklamak</em></strong></p>
<p>Elbette, hayatın getirdiği zorluklar her zaman olacak. Fırtınalar dinecek, ancak yeni fırtınalar kapımızda belirecek. Önemli olan, bu zorlukların içinde kendimize ve birbirimize iyi gelecek yolları bulabilmek. Belki de aradığımız cevaplar, büyük değişimlerde değil, küçük adımlarda, samimi ilişkilerde, üretmenin hazzında, şefkatli bir dokunuşta ve en önemlisi umudu kaybetmemekte gizlidir. Unutmayalım ki, umut, insanı ayakta tutan en güçlü direktir. Dirençli olmak, düşsek bile yeniden kalkmayı bilmek, her yeni güne bir fırsat olarak bakmak… <strong><em>İşte bu, bize iyi gelecek en güçlü zihinsel yakıttır.</em></strong></p>
<p>Peki, bu koca dünyanın içinde, bu hayat yolculuğunda size ne iyi gelecek? Bu soruyu sormaktan ve cevabını aramaktan asla vazgeçmeyelim. Çünkü bu arayışın kendisi bile, bize iyi gelen bir mucize olabilir.</p>
<p>Ülkemizin dört bir yanında yüreğimizi yakan yangınlar, azalan su kaynakları ve artan iklim sıcaklıkları gibi zorluklar karşısında, birlik ve beraberlik içinde hareket etmek her zamankinden daha önemli. Bu sorunlara karşı duyarlılıkla yaklaşarak, doğal güzelliklerimizi korumak ve gelecek nesillere daha yaşanılır bir Türkiye bırakmak için hep birlikte mücadele etmeliyiz.</p>
<p>Kendinize İyi Bakın.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>      GECE MÜZELERİ GEZMELERİ </title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/gece-muzeleri-gezmeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 05:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=559337</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Merhaba değerli okurlarım! Bu haftaki yazımda sizlere; Yıldızların Altında Tarihe Yolculuk: Gece Müzeleri Gezmelerini anlatmak istiyorum. Gündüzün telaşı, kalabalıkların uğultusu ve güneşin kavurucu sıcağı… Müzeler, her ne kadar sanat ve tarihle iç içe bir dünya sunsa da, bazen bu dış etkenler, eserlerle aramızda ince bir perde oluşturabiliyor. Oysa son yıllarda yükselişe geçen bir trend [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Merhaba değerli okurlarım!</p>
<p>Bu haftaki yazımda sizlere;</p>
<p><strong>Yıldızların Altında Tarihe Yolculuk: Gece Müzeleri Gezmelerini </strong>anlatmak istiyorum.</p>
<p>Gündüzün telaşı, kalabalıkların uğultusu ve güneşin kavurucu sıcağı… Müzeler, her ne kadar sanat ve tarihle iç içe bir dünya sunsa da, bazen bu dış etkenler, eserlerle aramızda ince bir perde oluşturabiliyor. Oysa son yıllarda yükselişe geçen bir trend var ki, bu perdeyi aralayarak bize paha biçilmez bir deneyimin kapılarını aralıyor: <strong><em>&#8220;Gece Müzeleri Gezmeleri.&#8221;</em></strong> Güneş battıktan sonra kapılarını aralayan bu özel mekânlar, sanat ve tarih tutkunlarını yıldızların ve ay ışığının altında benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor.</p>
<p><strong>Neden Gece Müzesi Deneyimi Bu Kadar Büyüleyici?</strong></p>
<p>Geleneksel müze ziyaretleri, bizi belirli saatlere ve yoğunluğa hapseder. Oysa gece, her şeyi değiştirir. Ortamın loş ışıkları, eserler üzerindeki odaklanmayı artırır, onları daha dramatik bir hale büründürür. Fısıltılar bile yankılanır, adımlarımız daha bilinçli bir ritim tutar. Bu eşsiz sessizlik ve dinginlik, her bir tabloya, heykele veya tarihi objeye daha fazla zaman ayırmamıza, onlarla kişisel ve mistik bir bağ kurmamıza olanak tanır. Artık sadece bir izleyici değil, adeta o anın, o tarihin bir parçası oluruz. Gözlerimiz, her kıvrımda, her fırça darbesinde, her eserin derinliklerinde yeni anlamlar keşfeder. Bu, geçmişle fısıltılarla dolu bir diyaloğa girmek gibidir.</p>
<p>Karanlık, aynı zamanda eserlerin hikayesini de farklı bir boyuta taşır. Antik bir heykelin gölgelerle dans etmesi, bir lahitin sadece özel aydınlatmalarla belirginleşen detayları, geçmişin gizemini çok daha güçlü bir şekilde hissettirir. Işık oyunları, gündüz fark edemeyeceğimiz incelikleri ortaya çıkararak, sanat eserini sadece görmekle kalmayıp, onu tüm duyularımızla deneyimleme fırsatı sunar. Özellikle yaz aylarının kavurucu sıcaklarında, akşam serinliğinde tarihi bir mekânda dolaşmak, başlı başına bir lüks ve konfordur; adeta zihinsel ve bedensel bir serinleme vaat eder.</p>
<p><strong><em>Türkiye&#8217;de Gece Müzeciliği: Bir Keşif Yolculuğu</em></strong></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın başlattığı &#8220;Gece Müzeciliği&#8221; uygulamasıyla, Türkiye&#8217;nin dört bir yanındaki müzeler ve ören yerleri, özellikle yaz sezonunda (genellikle Haziran&#8217;dan Ekim&#8217;e kadar) akşam saatlerinde kapılarını ziyarete açıyor. Bu sayede, hem yerli hem de yabancı turistler, zengin kültürel mirasımızı farklı, daha derinlikli bir atmosferde keşfedebiliyor. Bu, sıradan bir gezi değil, bir keşif yolculuğu, bir zaman yolculuğu…</p>
<p><strong><em>Öne çıkan bazı noktaları düşünün ki her biri başlı başına birer destandır:</em></strong></p>
<p><strong><em>*Efes Antik Kenti (İzmir):</em></strong></p>
<p>Celcus Kütüphanesi&#8217;nin gece ışıklandırması altında yarattığı o muazzam atmosferde dolaşmak, adeta zaman tünelinde bir yolculuğa çıkmak gibidir. Antik kentin sokaklarında, gölgelerle dans eden sütunlar arasında kaybolmak, bambaşka bir duygu seline kapılmak demek. Her bir taşın fısıltısını, antik Roma&#8217;nın ihtişamını iliklerinizde hissedersiniz.</p>
<p><strong><em> *Hierapolis Ören Yeri (Denizli):</em></strong></p>
<p>Pamukkale&#8217;nin hemen yanı başındaki bu antik kentte, özellikle tiyatronun ve nekropolün geceki büyüsü, geçmişin ruhunu derinden hissettirir. Sahnenin sessizliği, seyirci sıralarının boşluğu, size o tiyatronun binlerce yıl önceki yankılarını fısıldar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>*Topkapı Sarayı Müzesi (İstanbul):</em></strong></p>
<p>İstanbul&#8217;un kalbindeki bu tarihi sarayda, zaman zaman düzenlenen özel gece programları ve turlar, Osmanlı&#8217;nın ihtişamlı geçmişine farklı bir pencereden bakma fırsatı sunuyor. Harem&#8217;in gizemli koridorlarında gece yürümek, tarihin en özel sayfalarına dokunmak gibidir; her köşede bir sır, her taşta bir hikaye gizlidir.</p>
<p><strong><em> *Galata Kulesi (İstanbul):</em></strong> Tarihi dokusu ve muhteşem şehir manzarasıyla Galata Kulesi&#8217;nden İstanbul&#8217;un ışıklar altındaki siluetini seyretmek, gecenin büyüsünü ikiye katlıyor. Adeta kentin nefesini hisseder, boğazın fısıltılarını dinlersiniz.</p>
<p><strong><em>*Zeugma Mozaik Müzesi (Gaziantep</em></strong>):</p>
<p>Dünyaca ünlü Çingene Kızı mozaiğinin detaylarını, akşamın sessizliğinde, özel bir aydınlatma eşliğinde görmek, sanatın gücünü, insan elinin ustalığını bir kez daha derinden hissettirir. Her bir renk, her bir desen, size binlerce yıl öncesinden bir hikaye anlatır.</p>
<p>Bu gece gezileri genellikle belirli gün ve saatlerde gerçekleşir ve bazen özel etkinlikler veya rehberli turlar için ek ücret veya rezervasyon gerekebilir. Güncel bilgiler için ilgili müzenin veya Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın resmi web sitelerini kontrol etmek en doğrusudur.</p>
<p>Unutulmaz Bir Anı Biriktirmek İçin&#8230;</p>
<p>Gece müzeleri gezmeleri, sadece eserleri görmekle kalmayıp, onlarla derinlemesine bir bağ kurmak, tarihin ve sanatın fısıltılarını dinlemek için harika bir fırsat sunuyor. Gündüzün karmaşasından uzaklaşarak sanata ve tarihe daha çok odaklanabilir, belki de daha önce fark etmediğiniz detayları keşfedebilirsiniz. Üstelik, bu özel anlar, sosyal medyada paylaşabileceğiniz benzersiz ve sanatsal kareler için de harika birer zemin oluşturuyor.</p>
<p>Eğer henüz yıldızların altında bir müze gezisi deneyimlemediyseniz, Türkiye&#8217;nin sunduğu bu eşsiz fırsatları mutlaka değerlendirmenizi öneririm. Sanatın ve tarihin karanlıkta nasıl da capcanlı hale geldiğine şaşıracaksınız. Bu büyüleyici atmosfer, sizde derin izler bırakacak ve bir an önce yeniden yaşamak isteyeceğiniz unutulmaz bir anı olarak kalacak.</p>
<p>Peki siz, bu büyülü gece yolculuğuna çıkmaya hazır mısınız?</p>
<p><strong><em>’’Gece Müzeleri Gezmeleri’’</em></strong> için detaylı bilgiye Kültür ve Turizm Bakanlığının İnternet          sayfasından ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Yıldızlar Altında İyi Gezmeler…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>  İYİLİK YAP SIHHAT BUL</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/iyilik-yap-sihhat-bul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2025 12:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=556271</guid>

					<description><![CDATA[&#160;                                          Bir Kalbin Gördükleri ve Hissettikleri Merhaba değerli okurlarım! Bugün sizlere, yüzyıllardır dilden dile dolaşan, basit ama bir o kadar da derin bir sözden bahsetmek istiyorum: &#8220;İyilik yap, sıhhat bul.&#8221; Bu kadim öğüdü duyduğunuzda, belki de &#8220;Klasik bir nasihat işte,&#8221; diye düşünmüşsünüzdür. Oysa gelin, bu cümlenin ardında saklı bilime, huzura ve hayatın ta kendisine, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>                                         <em>Bir Kalbin Gördükleri ve Hissettikleri</em></strong></p>
<p>Merhaba değerli okurlarım!</p>
<p>Bugün sizlere, yüzyıllardır dilden dile dolaşan, basit ama bir o kadar da derin bir sözden bahsetmek istiyorum: &#8220;<em>İyilik yap, sıhhat bul.&#8221;</em> Bu kadim öğüdü duyduğunuzda, belki de &#8220;Klasik bir nasihat işte,&#8221; diye düşünmüşsünüzdür. Oysa gelin, bu cümlenin ardında saklı bilime, huzura ve hayatın ta kendisine, benim penceremden bir kez daha bakalım. Benim dünyamda renkler, şekiller, mesafeler belki farklı algılanıyor; ama iyiliğin o pırıl pırıl ışığı, her zaman en net gördüğüm, en derinden hissettiğim şey oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-556272" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/Oznur-Kirman-IYILIK-YAP-SIHHAT-BUL.jpeg" alt="  İYİLİK YAP SIHHAT BUL" width="1553" height="1553" title="  İYİLİK YAP SIHHAT BUL 49"></p>
<p><strong><em>*Ruhumuza Dokunan Şifa: İyiliğin Derin İzleri</em></strong></p>
<p>İyilik yapmak, sadece bir davranış değil; o, ruhumuza işleyen bir şifa, kalbimize bahşettiğimiz tarifsiz bir zenginliktir. Birinin yüzünde, sizin sayenizde açan o içten gülümsemeyi hayal edin. Düşene uzattığınız bir elin sıcaklığını, dertli bir kalbe verdiğiniz tesellinin huzurunu düşünün. Tüm bunlar, aslında en büyük iyiliği kendimize yapmaktır. Nasıl mı? Çünkü iyilik, içimizdeki o kemirici stresi, o sırtımızdaki kaygı yükünü, hatta modern zamanların en büyük hastalığı olan yalnızlık hissini alıp götürüyor.</p>
<p><strong>   ***</strong></p>
<p>Birine yardım ettiğimizde, beynimizde adeta bir şenlik yaşanıyor<strong>; endorfinler, oksitosin,</strong> <strong>dopamin </strong>gibi &#8220;iyi hissetme&#8221; hormonları salgılanıyor. Hani o içimizi ısıtan, hafifleten, dünyayı daha yaşanılır kılan his var ya, işte tam da o! Benim dünyamda, birinin sesindeki tebessümü hissetmek, bir elin güven veren sıcaklığını kavramak, bir çocuğun kahkahasını duymak o kadar değerli ki&#8230; Ve biliyorum ki bu hisler, herkesin ruhuna aynı derecede iyi geliyor. İyilik, bizi birbirimize bağlıyor, güçlü bir aidiyet duygusu veriyor ve hayata anlam katıyor. Belki de hepimizin aradığı o eksik parça, bir başkasının hayatına küçük bir dokunuşla tamamlanıyordur, kim bilir? İyilik, bizi kendi içimizdeki şefkat ve merhametle de yüzleştirir, böylece kendimize karşı daha affedici ve anlayışlı olmamızın yolunu açar.</p>
<p><strong><em>*Bedenimize Yansıyan Sağlık: Bilimin Aydınlattığı Yol</em></strong></p>
<p>İyiliğin sadece ruhumuza iyi geldiğini düşünmek, onun etkilerini küçümsemek olur. Bilim dünyası, iyilik yapmanın fiziksel sağlığımız üzerindeki şaşırtıcı etkilerini her geçen gün daha fazla kanıtla destekliyor. <strong>Hani derler ya, &#8220;Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur,&#8221; ben de derim ki, &#8220;Şefkatli bir kalp, tüm bedene sıhhat dağıtır.&#8221;</strong></p>
<p>İyilik yaptığımızda, vücudumuzdaki stres hormonu <strong>kortizolün</strong> seviyesi gözle görülür şekilde düşüyor. Bu da kan basıncımızın dengelenmesine, kalp sağlığımızın korunmasına yardımcı oluyor. Düzenli olarak iyilik yapan insanların bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğu, hastalıklara karşı daha dirençli hale geldiği bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş. Hatta bazı araştırmalar, iyilik yapmanın kronik ağrıları azaltmaya, uykusuzlukla mücadeleye yardımcı olabileceğini bile gösteriyor. Şaşırıyor musunuz? Bence şaşırmayın. Çünkü pozitif duygular ve cömertlik, her hücremize nüfuz eden birer şifa kaynağıdır. Sosyal bağları güçlü olan, çevresine el uzatan, topluma faydalı olan bireylerin daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürdüğü de bilimsel olarak destekleniyor. Ne dersiniz, sadece bir &#8220;iyilik&#8221; kelimesi, koca bir eczaneden daha etkili olabilir mi? Benim tecrübelerime göre evet, fazlasıyla olabilir.</p>
<p><strong><em>*Engelleri Aşan İyilik: Gözler Kalpte Saklıdır</em></strong></p>
<p>Bazıları, &#8220;Nasıl iyilik yapabilirim ki, benim de bir sürü derdim var,&#8221; diye düşünebilir. Oysa iyilik yapmak için gözlere, servete veya kusursuz bir bedene değil, kalbe, niyete ve samimiyete ihtiyaç var. Benim için iyilik, bir ses tonundaki sıcaklığı yakalamak, bir elin tereddütsüz uzanışını hissetmek, dinlemeye hazır bir kulak olabilmek. Görmesem de, hissederim birinin yorgunluğunu, hüznünü; ve bilirim ki bir tebessüm, bir nazik söz, bazen bin ilaçtan daha iyidir.</p>
<p><strong>Unutmayın, iyilik devasa bir bütçe veya dünya çapında büyük bir eylem gerektirmez</strong>. Bazen kapıyı açmak gibi küçücük bir jest, bazen otobüste yer vermek, bazen sadece dinlemek ve empati göstermek, bazen de birine doğru yolu göstermek bile yeterlidir. Her küçük nezaket eylemi, aslında bir kelebek etkisi yaratır ve dalga dalga yayılarak hem sizin hem de çevrenizdekilerin hayatını güzelleştirir. İyilik fırsatları her an etrafımızda, yeter ki onları görmek için kalbimizi açalım, dış görünüşün ardındaki insanı fark edelim.</p>
<p><strong><em>*Bir Yaşam Felsefesi Olarak İyilik: Kendimize En Büyük Hediye</em></strong></p>
<p>Sevgili okurlarım,</p>
<p>&#8220;İyilik yap, sıhhat bul&#8221; sözü sadece bir atasözü değil, adeta bir yaşam felsefesidir. Bu felsefeyi benimsemek, hem kendi iç huzurumuza hem de fiziksel sağlığımıza yapacağımız en değerli yatırımdır. İyilik, bir eylemden öte, bir bakış açısıdır; hayata, insanlara, hatta kendimize karşı geliştirdiğimiz bir tavırdır. İyilik yapmak, her birimizin sahip olduğu ve ücretsizce dağıtabileceği, değeri paha biçilemez bir hazinedir.</p>
<p>Gelin, bu kadim bilgeliği hayatımızın merkezine alalım<em>. Her bir iyilik tohumu, hem kendi iç bahçemizi hem de yaşadığımız dünyayı yeşertsin</em>. Çünkü biliyorum ki, bu dünyada en net görünen, en dokunaklı hissettiren şey, kalpten yapılan iyiliklerdir. Ve bu iyilikler, bize hem ruhsal hem de bedensel sıhhat olarak katlanarak geri dönecektir.</p>
<p>Siz de iyiliğin gücüne inanıyor musunuz? Hayatınızdaki en güzel iyilik anı neydi? Belki de size iyi gelen bir iyilik hikayesini bizimle paylaşmak istersiniz? Yorumlarınızı bekliyorum.</p>
<p>’’İYİLERİN ve İYİLİKLERİN HEP VAR OLMASI DİLEĞİMLE.’’</p>
<p>Kalın Sağlıcakla.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ENGELSİZ ŞEHİR OLMA YOLUNDA ATILAN İLK VE ÖNEMLİ ADIM</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/engelsiz-sehir-olma-yolunda-atilan-ilk-ve-onemli-adim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 05:30:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=546419</guid>

					<description><![CDATA[&#160;   Değerli okuyucularım, güzel bir hafta dileklerimle…        &#8220;Ben Bir İşte Nasıl Başarılı Olacağımı Düşünmem. O İşte Bana Neler Engel Olur, Onu Düşünürüm&#8221; M.Kemal ATATÜRK   Ne kadar kapsamlı bir söz. İnsanoğlu doğumundan, ölümüne kadar yaşamı boyunca çeşitli alanlarda engellerle karşılaşır. Birde bunun üzerine dezavantajlı birey iseniz hayatınız daha da zor hale gelmektedir. *** [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Değerli okuyucularım, güzel bir hafta dileklerimle…</p>
<p><strong>       </strong></p>
<p>&#8220;<strong><em>Ben Bir İşte Nasıl Başarılı Olacağımı Düşünmem. O İşte Bana Neler Engel Olur, Onu Düşünürüm&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>M.Kemal ATATÜRK</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Ne kadar kapsamlı bir söz.</p>
<p>İnsanoğlu doğumundan, ölümüne kadar yaşamı boyunca çeşitli alanlarda engellerle karşılaşır. Birde bunun üzerine dezavantajlı birey iseniz hayatınız daha da zor hale gelmektedir.</p>
<p><em>***</em></p>
<p>Afyonkarahisar&#8217;da şahsımı ziyadesiyle mutlu eden ilk ve önemli projeyi ve bu projenin açılış panelinde panelistlerden birisi olarak bu değerli çalıştayı siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>■ <strong>Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü TÜBİTAK 4008 proje kapsamında; ENGELSİZ ŞEHIR: &#8220;Özel Gereksinimli Bireyler için Kapsayıcı Yaklaşımlar&#8221; konulu projenin ilk basamağı 11-18 Haziran tarihleri arasında gerçekleşti.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>■ Bu önemli projenin yürütücüsü AKÜ Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Başkanı Doç. Dr. Fatma Betül Şenol, değerli bölüm hocalarımız, gönüllü Özel Eğitim Bölümü öğrencilerimiz olmak üzere Büyük bir özveri ve emek ile Üniversitemiz öncülüğünde <strong><em>&#8220;Engelsiz Şehir&#8221;</em></strong> misyonu ve vizyonu bakış açısıyla merkez ve kırsal alanda yaşayan engelli bireylere- ailelerine yönelik sorunları ve çözüm önerileri doğrultusunda Workshop düzenlendi.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong><em>*Amacı:</em></strong> Proje, özel gereksinimli bireylerin yaşam kalitesini artırmayı ve toplumsal hayata eşit katılımlarını sağlamayı hedeflemektedir. Şehirlerdeki fiziksel, sosyal, psikolojik ve kültürel engelleri belirlemek ve engelleri ortadan kaldıracak çözümler sunmak projenin temel amacıdır. Proje, farklı engel gruplarının ihtiyaçlarını tespit ederek, şehir planlaması, erişilebilirlik, eğitim ve istihdam gibi konularda yenilikçi yaklaşımlar geliştirecektir. Proje, engelli bireylerin yaşam kalitesini artırırken, toplumda eşit haklarla yer almalarını sağlamayı hedefler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-546420" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/06/Oznur-Kirman-ENGELSIZ-SEHIR-OLMA-YOLUNDA-ATILAN-ILK-VE-ONEMLI-ADIM.jpeg" alt="ENGELSİZ ŞEHİR OLMA YOLUNDA ATILAN İLK VE ÖNEMLİ ADIM" width="1439" height="1079" title="ENGELSİZ ŞEHİR OLMA YOLUNDA ATILAN İLK VE ÖNEMLİ ADIM 51"></p>
<p><strong><em>*Kapsamı ve hedef kitlesi:</em></strong> Proje, özel gereksinimli bireylerin hakları, istihdam, eğitim, sağlık, kültür, sanat, spor ve kamuda erişebilirlik gibi temel alanlarda farkındalık yaratacak etkinlikleri ve çözüm önerilerini kapsamaktadır. Ayrıca, şehirlerin fiziksel ve sosyal altyapıları, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilmesini, kamusal alanlar, ulaşım ve sosyal hizmetler erişilebilir hale getirilmesini kapsamaktadır. Toplumsal eşitlik ilkesine dayanarak, özel gereksinimli bireylerin eğitim, iş gücü ve sağlık gibi hayati alanlarda eşit fırsatlar elde etmelerini, böylece toplumsal dışlanma ve ayrımcılıkla mücadele edilmesini kapsamaktadır. Proje bu konuları, özel gereksinimli bireyleri, özel gereksinimli bireylerin birincil bakım verenlerini ve onlara hizmet sunan profesyonelleri kapsamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>■ Afyonkarahisar Valiliği, Afyonkarahisar Belediye Başkanlığı başta olmak üzere konu içerik muhatap kamu kurum ve kuruluşların temsilcileri ile; Eğitimden, İstihdama, Engelli Haklarından, Sosyal Hizmete, Sağlıktan, Maneviyata, Sosyal, Kültür, Sanata, Spordan, Erişilebilirliğe, başlıklı birçok konuda fikir teatisinde bulunarak sorunların çözüm önerileriyle ortak akılla buluştuk.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Çok kıymetli olan bu projede başta Bölüm Başkanı ve Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Fatma Betül Şenol ve tüm hocalarımıza, kamu kurum kuruluş temsilcilerine STK &#8216;lara emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Unutmayalım ki!</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Engelsiz Şehir&#8221; vizyonu sadece binaları ve kaldırımları değil aynı zamanda kalpleri ve düşünceleri de erişilebilir kılmaktır.</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR DOKUNUŞLA DEĞİŞEN YÜRÜYÜŞ</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/bir-dokunusla-degisen-yuruyus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 09:33:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=538570</guid>

					<description><![CDATA[Değerli okuyucularım;  Beni derinden etkileyen bir o kadar da mutlu eden, yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Mayıs ayının ilk günleri idi. Hava çok sıcak ve öğleden sonraki saatlerde, Kadınana Caddesi&#8217;nde Beyaz Bastonum ile işlerimi halletmek için yoldayım. O günlerde bilindiği üzere. Kadınana Caddesi&#8217;nde kaldırımlarda bir çalışma vardı. Bu çalışma nedeniyle her vatandaşın yürümekte zorlandığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okuyucularım;  Beni derinden etkileyen bir o kadar da mutlu eden, yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Mayıs ayının ilk günleri idi. Hava çok sıcak ve öğleden sonraki saatlerde, Kadınana Caddesi&#8217;nde Beyaz Bastonum ile işlerimi halletmek için yoldayım. O günlerde bilindiği üzere. Kadınana Caddesi&#8217;nde kaldırımlarda bir çalışma vardı. Bu çalışma nedeniyle her vatandaşın yürümekte zorlandığı hele hele engelli bireylerin ulaşımı tehlike teşkil ettiği için ben de “<em>Beyaz Baston”</em>umla caddenin sol tarafından yürümeye çalışarak, araçların korna sesleri ile dikkatli bir şekilde yoluma devam ediyordum.</p>
<p>Yaşanmış bu olayı,  konuşmaları ve duygularımı siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.</p>
<p>Sol tarafımdan bir genç bana seslendi:</p>
<p><strong><em>&#8211;  Abla caddeden yürüyorsun.</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8211;  Evet! biliyorum çünkü kaldırımlardaki çalışmadan dolayı oradan yürüyemiyorum.</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8211; Abla yardımcı olayım mı?</em></strong></p>
<p><strong><em> &#8211; Tabii ki olabilirsin,</em></strong></p>
<p>diye cevap verdikten sonra ben onun koluna girmem gerektiğini söyleyerek yol boyu engellilerle iletişim konusunda biraz sohbet ederek hedef noktama vardık.</p>
<p>Fakat yardım ve desteği sevgili gencimizin burada bitmemişti. Tekrar alışveriş noktasında ihtiyacım konusunda yardıma devam edebileceğini söyledi.</p>
<p>Ben de seve seve kabul ettim ve çok mutlu oldum<em>. (Hatta! yardımına devam etse diye de düşünmüştüm)</em></p>
<p>Alışverişime yardımcı olduktan sonra elimdeki eşyaları da alarak beni yolun karşısına geçirdi.  Bu sırada hangi okulda eğitim öğretim aldığını adını soyadını ve sınıfını öğrendim.</p>
<p>Yardımları için kendisine çok minnettar olduğumu bu konuda duyarlılığı ve öz farkındalığı için teşekkür ettiğimi bu farkındalık duygusunun her geçen gün artarak devam etmesi, geliştirmesinin önemini anlattım. Hayatında başarılar dileklerimi ileterek vedalaştık.</p>
<p><strong><em><u>( Sonradan öğrendiğime göre; Bana ayırdığı yardım saati meğerse onun dersane saatiymiş.)</u></em></strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-538571" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/06/Oznur-Kirman-BIR-DOKUNUSLA-DEGISEN-YURUYUS.jpeg" alt="BİR DOKUNUŞLA DEĞİŞEN YÜRÜYÜŞ" width="652" height="551" title="BİR DOKUNUŞLA DEĞİŞEN YÜRÜYÜŞ 53"></strong></p>
<p><strong><em>  İşte ! </em></strong></p>
<p><strong><em> BİR DOKUNUŞLA DEĞİŞEN YÜRÜYÜŞ ün kahramanı Bu gencimiz Şemsettin Karahisari Ortaokulu , 8F sınıfı öğrencisi KAĞAN ÇALIK idi.</em></strong></p>
<p>Evladımızın topluma karşı <strong>Öz Farkındalığı</strong> yardımseverliği beni o kadar çok etkilemişti ki; Eğitim-Öğretim aldığı okul idaresine ulaşıp yaşadığımız bu olayı anlattım. Evladımızı tebrik ettiğimi bu davranışın ve kendisinde oluşan toplumsal bilincin onu daha da motive edeceği düşüncesiyle bir ziyaret gerçekleştirmek istediğimi ifade ettim.</p>
<p>Okul Müdürümüz Sayın İbrahim Diyar da öğrencimizin bu davranışından dolayı çok mutlu olduğunu, örnek davranışı için kendisine teşekkür edeceğimizi ve ailesini de davet edeceğini belirterek bu teşekkür ziyaretimizi gerçekleştirerek başta Ailemize, öğretmenlerimize şükranlarımızı ilettik.</p>
<p><strong><em>Sevgili Kağan; Hayatın boyunca öz farkındalığın ve başarıların her daim olsun.</em></strong></p>
<p><strong>  #AileVeÇocuk</strong></p>
<p><strong> #EğitimVeÖğretim</strong></p>
<p><strong> #ŞKOO</strong></p>
<p><strong> #Öğrenci</strong></p>
<p><strong> #KağanÇalık</strong></p>
<p><strong> #ÖzFarkındalık</strong></p>
<p><strong> #Engellilerleİletişim</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YAPAY ZEKA DESTEKLİ ENVİSİON GÖZLÜK ÖDÜL ALDI!</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/yapay-zeka-destekli-envision-gozluk-odul-aldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Apr 2025 06:16:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=522481</guid>

					<description><![CDATA[David Goodwin Anısına Verilen Ödülün İlk Sahibi: Envision Yapay Zeka Destekli Gözlükler AppleVis ve Be My Eyes, görme engelli, az gören ve görme &#38; işitme engelli bireyler için erişilebilirlik alanında devrim yaratan geliştiricilere adanan David Goodwin Ödülü’nü bu yıl ilk kez verdi. Bu prestijli ödülün ilk sahibi ise, Envision Technologies BV oldu. AppleVis Tarafından David [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>David Goodwin Anısına Verilen Ödülün İlk Sahibi: Envision Yapay Zeka Destekli Gözlükler</p>
<p>AppleVis ve Be My Eyes, görme engelli, az gören ve görme &amp; işitme engelli bireyler için erişilebilirlik alanında devrim yaratan geliştiricilere adanan David Goodwin Ödülü’nü bu yıl ilk kez verdi. Bu prestijli ödülün ilk sahibi ise, Envision Technologies BV oldu.</p>
<p>AppleVis Tarafından David Goodwin Anısına Verilen Ödülün İlk Sahibi: Envision Yapay Zeka Destekli Gözlükler</p>
<p>David Goodwin Ödülü: Erişilebilirlikte Yenilikçiliğin Simgesi</p>
<p>Envision Gözlükleri Türkiye’de!</p>
<p>Envision Gözlükleri: David Goodwin Ödülü’nü Kazandıran İnovasyon</p>
<p>Erişilebilirliğin Geleceği: Emo Teknoloji ile Daha Yakın</p>
<p>Envision AI, erişilebilirlik teknolojilerinde çığır açan çözümleriyle tanınıyor. Bu yıl, ödülü getiren en büyük etken, Envision Yapay Zeka Destekli Gözlükler oldu. Envision Read, Home ve Pro modelleri, görme engelli bireylerin günlük yaşamlarını kökten değiştiren, yapay zeka destekli akıllı gözlükler olarak dikkat çekiyor.</p>
<p>Bu yenilikçi gözlüklerin Türkiye’deki distribütörü ise Emo Teknoloji. Türkiye’deki görme engelli ve az gören bireyler artık Emo Teknoloji aracılığıyla Envision Gözlükleri’ne erişebilecek.</p>
<p>David Goodwin Ödülü: Erişilebilirlikte Yenilikçiliğin Simgesi</p>
<p>David Goodwin, 2010 yılında AppleVis platformunu kurarak görme engelli ve az gören bireylerin Apple ekosisteminde tam erişime sahip olmasını sağlamak adına büyük katkılar sundu. Goodwin’in vizyonu, Apple’ın erişilebilirlik özelliklerinin gelişiminde önemli bir rol oynadı ve VoiceOver gibi araçların daha ileri seviyelere taşınmasına yardımcı oldu.</p>
<p>David Goodwin Ödülü, erişilebilir uygulamalar ve teknolojiler geliştirerek görme engelli, az gören ve görme &amp; işitme engelli bireylerin yaşamlarını doğrudan etkileyen geliştiricilere veriliyor.</p>
<p>Envision Gözlükleri Türkiye’de!</p>
<p>Envision Read, Home ve Pro gözlükleri, Envision AI’nın ödül almasında büyük rol oynadı. Bu gözlükler, görme engelliler için yapay zeka çözümleri sunarak günlük yaşamda bağımsızlığı artırıyor. Türkiye’de bu gözlüklerin dağıtımı ve satışı, Emo teknoloji tarafından gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Emo Teknoloji’nin Sahibi ve Genel Müdürü Mustafa Bügelek, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Hedefimiz, Türkiye’deki görme engelli ve az gören bireylerin en kaliteli cihazlara ulaşmasını sağlamak. Emo Teknoloji olarak bu sektörde 15 yıldır hizmet veriyoruz, ancak ben bireysel olarak 20 yıldır görme engelli ve az gören bireylerin hayatını kolaylaştıracak çözümler sunmaya çalışıyorum. Tek amacımız, ülkemizdeki dostlarımızın bağımsız bir yaşam sürmesine destek olmak.”</p>
<p>Envision Glasses</p>
<p>Gözlük camı bulunmayan, hafif, şık standart titanyum çerçeveye sahip Envision Gözlüğün sağ tarafındaki sapında hoparlör ve yerleşik kamera yer almaktadır. Aynı zamanda bu alan dokunmatiktir. Ufak bir bölmeye mikro düzeyde kamera ve hoparlör yerleştirilmiştir. Oldukça hafif, dikkat çekmeyen şık bir tasarıma sahiptir. Siyah, antrasit ve metalik gri renklere sahiptir.</p>
<p>Envision Glasses – Görme Engelliler için Akıllı Gözlük</p>
<p>David Goodwin Ödülü’nü Kazandıran İnovasyon</p>
<p>Envision Read, Home ve Pro gözlükleri, görme engelli bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları engelleri ortadan kaldırıyor.</p>
<p>* Envision Read</p>
<p>Metin okuma konusunda devrim yaratan Envision Read, basılı belgeleri, kitapları veya ekranları anında tarayarak kullanıcıya sesli olarak okuyor. Kullanıcılar, gazete, fatura, menü veya el yazısı notları saniyeler içinde dinleyebiliyor.</p>
<p>* Envision Home</p>
<p>Ev içi kullanım için tasarlanan Envision Home, nesne tanıma, yüz algılama ve sahne betimleme özellikleriyle donatılmıştır. Görme engelli bireyler, evde bağımsız bir şekilde hareket edebilir, çevrelerini tanıyabilir ve günlük görevlerini kolaylıkla yerine getirebilir.</p>
<p>* Envision Pro</p>
<p>Profesyonel kullanıma yönelik geliştirilen Envision Pro, iş ortamlarında Braille ekranlar ve az görenler için elektronik büyüteçlerle entegre çalışarak, kullanıcıların iş hayatında daha aktif rol almasına yardımcı oluyor.</p>
<p>Erişilebilirliğin Geleceği: Emo Teknoloji ile Daha Yakın</p>
<p>Emo Teknoloji, görme engelli ve az gören bireyler için teknolojik çözümler geliştirmeye ve en yenilikçi ürünleri Türkiye’ye kazandırmaya devam ediyor. Mustafa Bügelek liderliğindeki şirket, Envision Gözlükleri gibi üst düzey cihazları Türkiye pazarına sunarak, erişilebilir teknolojilerde öncü rol oynuyor.</p>
<p>Bu proje sadece bir iş değil, bir sosyal sorumluluk olarak görülüyor. Bu alanda en ileri teknolojileri Türkiye’ye getirerek, bireylerin bağımsız bir yaşam sürmesini desteklemektedir. Türkiye’de bu alanda lider olmayı ve daha fazla bireyin hayatına dokunmayı hedefliyor.</p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanındaki görme engelli ve az gören bireylerin bu gözlüklere kolayca erişebilmesi için Emo Teknoloji çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.</p>
<p>Envision Gözlükleri hakkında daha fazla bilgi almak için</p>
<p>www.emoteknoloji.com sayfasını ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p>&#8220;Hayatınızı Engelsiz Sayın&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İLK VE TEK ÖZEL KORO</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/ilk-ve-tek-ozel-koro/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 06:25:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=520690</guid>

					<description><![CDATA[ Öncelikle siz değerli okuyucularıma güzel bir hafta dileklerimi ifade ederek başlamak benim de çok etkilendiğim takdir ettiğim üç ay büyük emek ve çabanın azimle çalışmanın sonucunda oluşan özel korodan bahsederek sizleri bilgilendirmek istiyorum. * Özel Koronun oluşumunda; Afyon Kocatepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü &#38; Özel Eğitim Kulübü ve Anka Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Öncelikle siz değerli okuyucularıma güzel bir hafta dileklerimi ifade ederek başlamak benim de çok etkilendiğim takdir ettiğim üç ay büyük emek ve çabanın azimle çalışmanın sonucunda oluşan özel korodan bahsederek sizleri bilgilendirmek istiyorum.</p>
<p>*</p>
<p>Özel Koronun oluşumunda; Afyon Kocatepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü &amp; Özel Eğitim Kulübü ve Anka Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi işbirliği ile ortaya çıkan özel bir çalışmadır.</p>
<p>Afyonkarahisar&#8217;da ilk ve tek adı gibi &#8220;Özel Koro&#8221; olarak kurulan koronun danışman hocası Dr. Ahsen Ela Kızılkaya&#8217;nın öngörüleri ve girişimciliği, Dr. Hasan Kızılkaya ve Anka Rehabilitasyon Merkezinin beyin fırtınası ile meydana gelmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-520691" src="https://www.gazete3.com.tr/wp-content/uploads/2025/04/OZNUR-KIRMAN-ILK-VE-TEK-OZEL-KORO-scaled.jpeg" alt="İLK VE TEK ÖZEL KORO" width="2560" height="1920" title="İLK VE TEK ÖZEL KORO 55"></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Koro; koroda bulunan özel gereksinimli bireyler Anka Rehabilitasyon Merkezinde eğitim görmekte olup bu koro çalışması üç aylık bir süreci kapsamıştır. Koroda Özgül Öğrenme Güçlüğüne sahip öğrenciler bulunuyor. Bu özel koroya rehber olan özel eğitim öğretmenliği 1.sınıfından onbir öğrenci ile on dört özel gereksinimli çocuklarımızdan oluşmuştur.</p>
<p>25 kişiden oluşan koro ekibi ilk etkinliğini Mart ayında   &#8217;18 Mart Çanakkale Zaferi&#8221; yıldönümünde günün anlam ve önemine binaen sahne alarak daha da farkındalık oluşturmuştur.</p>
<p>*</p>
<p>Koro ekibi; toplamda sekiz şarkı söylemiştir. Şarkıların 6&#8217;sı koro eşliğinde, 2&#8217;si ise bireysel olarak söylenmiştir.</p>
<p>Bir öğrenci tarafından da İstiklal Marşı’nın 10 kıtası ezbere okunmuştur.</p>
<p>İcra edilen şarkılar ise şunlardır:</p>
<p>1- Çanakkale türküsü</p>
<p>2- Vardar ovası</p>
<p>3- Havada bulut yok</p>
<p>4- Karahisar</p>
<p>5- Hey onbeşli onbeşli</p>
<p>6- Parla</p>
<p>7- Fikrimin ince gülü: (bireysel)</p>
<p>8- Mağusa limanı: (bireysel)</p>
<p>Büyük emekler ve uzun süren çalışmalar sonucunda ortaya çıkan bu ÖZEL KORO&#8217;yu performansından ve örnek teşkil etmesinden dolayı şahsım ve Gazete3 adına tebrik eder, başarıların devamını dilerim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2025 AİLE YILI NE DEMEK?</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/2025-aile-yili-ne-demek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Mar 2025 05:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[öznur kırman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=514588</guid>

					<description><![CDATA[2025 yılı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın tensipleri ile “Aile Yılı” ilan edilmiştir. 2025 yılında, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çeşitli etkinlikler ve projeler hayata geçirilecektir. *2025 Neden Aile Yılı? &#160; Eylem Planı kapsamında aile kurumunun öneminin vurgulanması, aile içindeki birlik ve beraberliğin korunması, mevcut riskler karşısında ailenin topyekûn desteklenmesi amacıyla 2025 yılı, Sayın Cumhurbaşkanımız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2025 yılı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın tensipleri ile “Aile Yılı” ilan edilmiştir. 2025 yılında, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çeşitli etkinlikler ve projeler hayata geçirilecektir.</p>
<p>*2025 Neden Aile Yılı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eylem Planı kapsamında aile kurumunun öneminin vurgulanması, aile içindeki birlik ve beraberliğin korunması, mevcut riskler karşısında ailenin topyekûn desteklenmesi amacıyla 2025 yılı, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından “Aile Yılı” olarak ilan edilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>                ***</strong></p>
<p>“Aile Yılı” kapsamında sağlanacak destek paketine ilişkin açıklama</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Aile Yılı&#8221; desteği kapsamında yapılacak yardımlar, 1 Ocak 2025 tarihinden sonra doğan çocukları kapsamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1 Ocak 2025’ten sonra doğan ikinci çocuk için her ay olacak şekilde bin 500 lira yardım yapılacaktır.</p>
<p>1 Ocak 2025’ten sonra üçüncü çocuğunu dünyaya getiren anneye ise aylık 6 bin 500 lira ödeme yapılacaktır. Dördüncü çocukta ise yine 5 bin liralık yardım eklenecektir. Böylece 4 çocuklu bir ailenin hesabına toplam 11 bin 500 lira yatırılacaktır.</p>
<p>Söz konusu yardımlar çocuklar 5 yaşını doldurana kadar devam edecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yardımlar ailelere kriter gözetilmeksizin verilecektir. Herhangi bir şart bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>  ***</strong></p>
<p>Aile ve Gençlik Fonu&#8217;na başvurmak isteyen gençler, 48 ay vadeli ve 2 yıl geri ödemesiz 150 bin lira tutarındaki faizsiz krediden yararlanabileceklerdir. Başvurular e-Devlet üzerinden yapılacaktır.</p>
<p>Aile ve Gençlik Fonu’ndan yararlanmak isteyen gençler için gerekli şartlar aşağıdaki gibidir:</p>
<p>T.C. vatandaşı olmak ve Türkiye’de ikamet etmek, başvuru tarihi itibarıyla 18-29 yaş arasında olmak, taşınmaz sahibi ya da hissedarı olmamaları, çiftlerin son 6 aylık gelir toplamı ortalamasının ve son aya ait gelirleri toplamının asgari ücretin 2/3 katından fazla olmamak, başvuru tarihi itibarıyla resmî nikah gününe en az 2 ay, en fazla 6 ay kalmış olmak, Bakanlığın evlilik sonrası sunacağı eğitim hizmetlerine 2 yıl içerisinde katılmayı taahhüt etmek.</p>
<p>Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığı</p>
<p>&#8220;Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi Eylem Planı&#8221; kapsamında 81 ilde faaliyetler, çalışmalar, etkinlikler ve hizmetler gerçekleştirilmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu bağlamda; Afyonkarahisar Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Bilal Erdoğan Kanal 3 Tv stüdyosunda Öznur Kırman&#8217;ın konuğu olarak &#8220;2025 Aile Yılı&#8221; kapsamında yapılan ve yapılması planlanan faaliyetler, etkinlikler, ziyaretler, projeler hakkında geniş kapsamlı açıklamalarda bulundu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Afyonkarahisar Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Bilal Erdoğan kuruluşlar hakkında da bilgiler aktardı.</p>
<p>Bunlar ise;</p>
<p>*Afyonkarahisar Engelsiz Yaşam Bakım Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi</p>
<p>*Afyonkarahisar Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi</p>
<p>*Afyonkarahisar Sosyal Hizmet Merkezi</p>
<p>**Afyonkarahisar Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğü* *Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* Bolvadin, Dinar, Emirdağ, Sandıklı Huzurevleri ve Sosyal Hizmet Merkezleri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diğer hizmetler arasında; Şehit ve aileleri, Gazi ve aileleri, engelli bireyler ve aileleri, kadının statüsü istihdamı, çocuğun üstün yararına dair politikalar…</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Bilal Erdoğan programda ele alınan bu konular hakkında da detaylı bilgiler aktardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>NOT: &#8220;Hayatı Engelsiz Sayın&#8221; Program Yayınımız 25 Mart Salı Saat 20.00&#8217;da Kanal3 TV ekranlarında.</strong></p>
<p><strong>İyi Seyirler&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖZÜN ÖZÜ</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/ozun-ozu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2025 05:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=507210</guid>

					<description><![CDATA[Öz kelimesinin yaygın anlamlarını hatırlayalım.. &#160; Yazının son paragrafında &#8220;İnsanın Özü&#8221; kavramını biraz daha yer vermek istedim ki, özümüzü anlayalım… &#160; &#8220;Öz&#8221; kelimesi, Türkçede çeşitli anlamlara gelebilen çok yönlü bir terimdir. En yaygın anlamları şunlardır: * Bir şeyin temel niteliği: Bir varlığın, nesnenin veya kavramın onu diğerlerinden ayıran, temel ve değişmez özelliği. Örneğin, &#8220;insanın özü&#8221; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öz kelimesinin yaygın anlamlarını hatırlayalım..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yazının son paragrafında &#8220;İnsanın Özü&#8221; kavramını biraz daha yer vermek istedim ki, özümüzü anlayalım…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Öz&#8221; kelimesi, Türkçede çeşitli anlamlara gelebilen çok yönlü bir terimdir. En yaygın anlamları şunlardır:</p>
<p>* Bir şeyin temel niteliği: Bir varlığın, nesnenin veya kavramın onu diğerlerinden ayıran, temel ve değişmez özelliği. Örneğin, &#8220;insanın özü&#8221; denildiğinde, insanı insan yapan temel nitelikler kastedilir.</p>
<p>* Bir şeyin en önemli veya yoğun kısmı: Bir şeyin en güçlü, en etkili veya en yoğunlaşmış bölümü. Örneğin, &#8220;meyve özü&#8221; denildiğinde, meyvenin en yoğun tat ve besin değerine sahip kısmı kastedilir.</p>
<p>* Bir kimsenin iç dünyası, benliği: Bir kişinin ruhu, iç dünyası veya manevi varlığı. Örneğin, &#8220;kendi özüne dönmek&#8221; denildiğinde, kişinin kendi iç dünyasıyla bağlantı kurması kastedilir.</p>
<p>* &#8220;Kendine, kendi kendini&#8221; anlamlarında birleşik kelimeler türeten bir sözcük: Örneğin, &#8220;öz eleştiri&#8221; veya &#8220;öz güven&#8221; gibi kelimelerde kullanıldığı gibi.</p>
<p>Felsefede &#8220;Öz&#8221; Kavramı</p>
<p>Felsefede &#8220;öz&#8221; kavramı, varlığın temelini oluşturan, değişmeyen ve kalıcı niteliklerini ifade eder. Felsefeciler, varlıkların özlerini anlamaya çalışarak evrenin ve varoluşun doğasını anlamaya çalışmışlardır. Örneğin, Platon&#8217;a göre her şeyin bir &#8220;ideası&#8221; yani özü vardır.</p>
<p>Edebiyatta &#8220;Öz&#8221; Kavramı</p>
<p>Edebiyatta &#8220;öz&#8221; kelimesi genellikle ruh, iç dünya veya bir şeyin temel anlamı gibi anlamlarda kullanılır. Şiirlerde ve edebi metinlerde sıkça rastlanan bir terimdir.</p>
<p>Coğrafyada &#8220;Öz&#8221; Kavramı</p>
<p>Coğrafyada &#8220;öz&#8221; terimi, akarsu, dere veya çay gibi su kaynaklarını ifade etmek için kullanılabilir.</p>
<p>***</p>
<p>&#8220;İnsanın özü&#8221; kavramı, felsefe, din ve psikoloji gibi farklı alanlarda farklı şekillerde ele alınan karmaşık bir konudur. Genel olarak, bir insanı diğer canlılardan ayıran, doğuştan getirdiği temel nitelikleri ve potansiyelleri ifade eder.</p>
<p>Felsefi Açıdan:</p>
<p>* Özselcilik: Bazı filozoflara göre, her insanın doğuştan gelen, değişmeyen bir özü vardır. Bu öz, insanı insan yapan temel niteliklerdir. Örneğin, akıl, irade, ahlak gibi.</p>
<p>* Varoluşçuluk: Varoluşçu filozoflar ise, insanın doğuştan bir özü olmadığını, aksine varoluşuyla kendi özünü yarattığını savunurlar. Yani insan, seçimleri ve eylemleriyle kim olduğunu belirler.</p>
<p>Dini Açıdan:</p>
<p>* Çoğu dinde, insanın özü ruh olarak kabul edilir. Ruh, bedenden ayrı, ölümsüz ve Tanrı&#8217;dan gelen bir varlıktır.</p>
<p>* İslam inancında, insanın özü Allah&#8217;ın ruhundan üflenmiş ve ona emanet edilmiştir. Bu sebeple insanın fıtratında iyilik ve kötülük potansiyeli bir arada bulunur.</p>
<p>Psikolojik Açıdan:</p>
<p>* Psikolojide, insanın özü genellikle kişilik, karakter, mizaç gibi kavramlarla ilişkilendirilir.</p>
<p>* Bazı psikologlara göre, insanın özü doğuştan gelen genetik ve biyolojik faktörlerle şekillenirken, bazılarına göre ise çevresel ve sosyal faktörler de önemli rol oynar.</p>
<p>* Carl Gustav Jung&#8217;a göre, insanın özü &#8220;benlik&#8221; olarak adlandırılır ve bireyin bilinçli ve bilinçsiz yönlerini kapsar.</p>
<p>Sonuç olarak:</p>
<p>&#8220;İnsanın özü&#8221; kavramı, farklı bakış açılarına göre değişen ve tartışmalı bir konudur. Ancak genel olarak, insanın doğuştan getirdiği, onu insan yapan temel nitelikleri ve potansiyelleri ifa</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BEŞİKTE YANAN BEBEĞİN MECLİSE UZANAN HAYAT HİKAYESİ</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/besikte-yanan-bebegin-meclise-uzanan-hayat-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Feb 2025 11:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=505353</guid>

					<description><![CDATA[Emine ve Mustafa Bebeğin 7 aylık doğacak olması genç anne babayı çok endişelendirdi. &#8220;Acaba bir eksiği olur mu, sağlam doğar mı?&#8221; Kaygılarıyla yaşamışlardı. Çok şükür Bebek hem sağlıklı, hem dünya tatlısıydı. Bakmaya, sevmeye doyamıyorlardı. Emine yavrusunu kucağına aldıkça, kokladıkça, bebeğine hayranlıkla bakıyor, sürekli Allah&#8217;a şükrediyordu. &#160; Emine&#8217;nin eşi Mustafa Bir Oğlu olduğu için çok mutluydu. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Emine ve Mustafa</p>
<p>Bebeğin 7 aylık doğacak olması genç anne babayı çok endişelendirdi. &#8220;Acaba bir eksiği olur mu, sağlam doğar mı?&#8221; Kaygılarıyla yaşamışlardı.</p>
<p>Çok şükür Bebek hem sağlıklı, hem dünya tatlısıydı. Bakmaya, sevmeye doyamıyorlardı. Emine yavrusunu kucağına aldıkça, kokladıkça, bebeğine hayranlıkla bakıyor, sürekli Allah&#8217;a şükrediyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Emine&#8217;nin eşi Mustafa Bir Oğlu olduğu için çok mutluydu. Bebeğin dünyaya gelmesiyle dünya daha da  güzelleşmişti Sanki&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet o bebek Serkan Bayram dı.</p>
<p>Beşikteki yangından Meclis&#8217;e uzanan bir hayat hikayesi: Engellilerin engelini kaldıran vekil</p>
<p>Erzincan&#8217;ın bir dağ köyünde dünyaya gelen İstanbul Milletvekili Serkan Bayram henüz beşikte bir bebekken tarlada çıkan yangında alevler arasında kaldı. Ağır yaralanan Bayram, eşek sırtında götürüldüğü hastanede 41 gün yaşam savaşı verdi. Cildinde büyük yanıklar oluşan, ellerini kaybeden Bayram, engelini gerekçe gösteren kanun maddesi yüzünden hayali olan hâkimliğe veda etti. Hayata küsmedi, mücadele etti milletvekili olup kendisine engel olan kanun maddesini kaldırdı. AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram&#8217;ın engellilere ilham olacak hayat hikâyesini 3 Aralık Dünya Engelliler Günü&#8217;nde beyaz perdeye taşıyor&#8230;</p>
<p>Beşikteki yangından Meclis’e uzanan bir hayat hikayesi: Buğday Tanesi Kitabı (5 dilde) ve Buğday Tanesi filmi.. Engellilerin engelini kaldıran vekil</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birleşmiş Milletler Barış Elçisi &#8211; Nobel Barış ödülüne aday, Türkiye&#8217;de ilk Engelli Hakim olma Yasasını  büyük çabalarla kanun maddesini  düzenlenmesi için tüm siyasi partilerin oylarıyla yasayı mecliste kabul ettiren,  birçok hizmetleri ile Engelli Engelsiz  topluma ayna olan  Akparti İstanbul Mlletvekili Av.Serkan Bayram.. Tamda Hayatını Engelsiz Sayan Vekil&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>📌 Buğday Tanesi milyonların hikayesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>📌&#8221;Yere Düştüğünde değil Vazgeçtiğinde Kaybedersin&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>📌Bir buğday tanesi gibi kök sal, yeşer ve dünyaya iz bırak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayatını Kitaba  (5 dilde) sonra beyaz Perde de yerini alan tüm dünyaya yayılan</p>
<p>Buğday Tanesi Filmi yüreklere iz bıraktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GÖRME ENGELLİLERDEN AÇIK MEKTUP</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/gorme-engellilerden-acik-mektup/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Feb 2025 07:57:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=500832</guid>

					<description><![CDATA[Bir grup Görme Engelli bireylerin bana iletmiş oldukları duygularının topluma açık mektuplarını aynen siz değerli okuyucularımıza aktarıyorum. &#160; Farkındalık oluşması ve görme engellileri tanımak, anlamak adına iyi okumalar.. &#160; *** GÖRMEK, SADECE GÖZLERLE MİDİR? Karanlık… İnsanlar hep onu bir yokluk, bir eksiklik olarak tanımlar. Oysa gerçek karanlık, gözlerin görmemesi değil, kalbin hissetmemesidir. Asıl körlük, insanın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir grup Görme Engelli bireylerin bana iletmiş oldukları duygularının topluma açık mektuplarını aynen siz değerli okuyucularımıza aktarıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Farkındalık oluşması ve görme engellileri tanımak, anlamak adına iyi okumalar..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>***</p>
<p><strong>GÖRMEK, SADECE GÖZLERLE MİDİR?</strong></p>
<p>Karanlık… İnsanlar hep onu bir yokluk, bir eksiklik olarak tanımlar. Oysa gerçek karanlık, gözlerin görmemesi değil, kalbin hissetmemesidir. Asıl körlük, insanın içindeki ışığı kaybetmesidir. Bizler, ışığı dışarıda değil, içimizde taşırız. O ışık, bazen bir dokunuşta, bazen bir tebessümde, bazen de bir sesin sıcaklığında kendini gösterir. Gözleri gören ama kalbi hissiz olanların dünyasından daha geniş bir dünyamız vardır bizim; çünkü biz, hayatı yalnızca gözlerimizle değil, ruhumuzla görürüz.</p>
<p>Bazıları bizim için üzülür. Kimileri “Nasıl yaşıyorlar?” diye sorar. Ama bilmezler ki biz, onların fark edemediklerini fark eder, onların görmediklerini görürüz. Rüzgârın taşlara nasıl çarptığını duyarız. Toprağın yağmura nasıl teşekkür ettiğini hissederiz. İnsanların kelimelerden çok, sessizliklerinde gizlenen duygularını okuruz. Görme engelli olmak, bir eksiklik değil, başka bir bakış açısıdır. Hayatı gözle değil, ruhuyla görenlerin sahip olduğu eşsiz bir bilgeliktir.</p>
<p>Yolda yürürken birileri bize yaklaşır, yardım etmek ister. Bazıları samimidir, bazılarıysa sırf kendini iyi hissetmek için el uzatır. Ama biz biliriz ki her insan bir ayna gibidir; onlara nasıl yansırsak, onlar da öyle yansır bize. Onları nezaketle karşılamalı, teşekkür etmeyi bilmeliyiz. Kimi zaman yardıma ihtiyacımız olur, kimi zaman tek başımıza yürümek isteriz. İşte o anlarda insanları incitmeden, kırmadan, yalnızca saygıyla konuşmalıyız. Çünkü bizim davranışlarımız, diğer görme engelli bireylerin de toplumdaki yerini belirler. Biz nasıl var olursak, bizden sonra gelenler de öyle karşılanır bu hayatta.</p>
<p>Bizler, göremediğimiz için yitip gidenler değiliz. Bizler, elleriyle dünyayı hissedenleriz. Bastonlarımızla yolları arşınlayanlar, kulaklarımızla renkleri duyanlar, kalbimizle insanları tanıyanlarız. Biz, eksik değiliz! Eksik olan, kalpten görmeyi bilmeyenlerdir. Biz, hayatta engelleri değil, yolları görmeyi seçenleriz. Bize biçilen rollerin içinde sıkışıp kalmayacağız. Bizi kalıplara sokmaya çalışan bakışlara inat, dimdik duracağız.</p>
<p>Çünkü biz buradayız! Biz de varız! Hayat sadece görenlerin değil, hissedenlerindir. Kendi onurumuzla, dik duruşumuzla, varlığımızla yaşamaya devam edeceğiz. Çünkü bizim de anlatacak hikâyelerimiz, paylaşacak sevgimiz ve yürünecek yollarımız var.</p>
<p>(Alıntı)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KİNESTETİK Mİ &#8211; KİNESTEZİ  Mİ?</title>
		<link>https://www.gazete3.com.tr/kinestetik-mi-kinestezi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öznur Kırman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Feb 2025 13:52:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gazete3.com.tr/?p=497876</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Öncelikle şahsım olarak belirtmek isterim ki; Ben bu özelliklerin çoğunu taşıyormuşum meğer&#8230; &#160; Bu kişisel özellik belirleyici kavramlar neymiş okuyalım.. Kinestetik kelimesi, köken olarak Yunanca&#8217;ya dayanmaktadır. &#8220;Kinesis&#8221; kelimesi Yunanca&#8217;da &#8220;hareket&#8221; anlamına gelir ve &#8220;kinestetik&#8221; kelimesi de bu kökten türetilmiştir. &#160; Kinestetik ve kinestezi terimleri, hareket ve fiziksel duyumlarla ilgili kavramlardır. Her iki terim de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Öncelikle şahsım olarak belirtmek isterim ki; Ben bu özelliklerin çoğunu taşıyormuşum meğer&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu kişisel özellik belirleyici kavramlar neymiş okuyalım..</p>
<p>Kinestetik kelimesi, köken olarak Yunanca&#8217;ya dayanmaktadır. &#8220;Kinesis&#8221; kelimesi Yunanca&#8217;da &#8220;hareket&#8221; anlamına gelir ve &#8220;kinestetik&#8221; kelimesi de bu kökten türetilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kinestetik ve kinestezi terimleri, hareket ve fiziksel duyumlarla ilgili kavramlardır. Her iki terim de Yunanca kökenli olup, &#8220;hareket&#8221; anlamına gelir. Ancak, kullanımları ve anlamları arasında bazı farklılıklar bulunur.</p>
<p>Kinestetik:</p>
<p>Kinestetik, daha geniş bir kavramdır ve hem fiziksel hareketi hem de bu hareketlerle ilgili duyusal bilgileri içerir. Kinestetik öğrenme, bireylerin bilgiyi en iyi şekilde hareket ederek, dokunarak ve fiziksel deneyimler yaşayarak öğrendiği bir öğrenme tarzıdır. Kinestetik zekaya sahip kişiler, genellikle yerinde durmakta zorlanır, hareket etmeyi ve fiziksel aktivitelerde bulunmayı severler.</p>
<p>Kinestezi:</p>
<p>Kinestezi ise, vücudun kendi hareketlerini ve pozisyonunu algılama yeteneğidir. Kinestezi sayesinde, gözlerimiz kapalı olsa bile vücudumuzun nerede olduğunu, hareket ettiğini ve hangi pozisyonda olduğunu fark edebiliriz. Bu duygu, denge, koordinasyon ve hareket becerileri için önemlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yani;</p>
<p>* Kinestetik, fiziksel hareket ve bu hareketlerle ilgili duyusal bilgileri içeren daha geniş bir kavramdır.</p>
<p>* Kinestezi, vücudun kendi hareketlerini ve pozisyonunu algılama yeteneğidir.</p>
<p>Kinestetik ve kinestezi arasındaki temel fark, kinestezi&#8217;nin kinestetik duyumun bir alt kümesi olmasıdır. Kinestetik, hem hareketi hem de hareketle ilgili duyusal bilgileri içerirken, kinestezi sadece vücudun kendi hareketlerini ve pozisyonunu algılama yeteneğini ifade eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kinestetik öğrenme tarzına sahip bireyler için bazı öğrenme yöntemleri şunlardır:</p>
<p>* Rol yapma: Konuları canlandırmak, karakterlere bürünmek bilgilerin daha iyi akılda kalmasına yardımcı olur.</p>
<p>* Model oluşturma: Öğrenilen konularla ilgili modeller oluşturmak, somutlaştırmak bilgiyi kalıcı hale getirir.</p>
<p>* Deneyler yapma: Fen bilimleri gibi derslerde deneyler yaparak öğrenmek kinestetik öğrenenler için etkilidir.</p>
<p>* Alan gezileri: Öğrenilen konularla ilgili yerlere yapılan geziler, bilgilerin pekişmesine katkı sağlar.</p>
<p>* Oyunlar: Öğrenmeyi oyunlarla birleştirmek, kinestetik öğrenenler için motive edici olabilir.</p>
<p>* Hareketli aktiviteler: Ders çalışırken yürümek, zıplamak gibi hareketler kinestetik öğrenenlerin odaklanmasına yardımcı olabilir.</p>
<p>Kinestetik zekaya sahip bireyler, genellikle spor, dans, tiyatro gibi alanlarda başarılı olurlar.</p>
<p>Kinestetik öğrenme tarzı, her bireyde farklı şekillerde kendini gösterebilir. Bazı kişilerde daha baskınken, bazılarında diğer öğrenme tarzlarıyla birlikte görülebilir. Kendi öğrenme tarzınızı keşfetmek, daha etkili öğrenmenize yardımcı olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
