Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Öznur Kırman
Öznur Kırman

2026 ÖZÜMÜZE DÖNÜŞ

 

 

Sevgili okurlarım;

Öncelikle güzel bir hafta geçirmenizi dilerim.

Tarihsel kültürümüzün temeli dediğimiz, toplumsal yaşamımızın temel taşını oluşturan, sevgi, saygı, yardımlaşma, değerleri  için yaşamak, aile ve toplumda görev almak gibi bizi biz yapan özelliklerimizi kaybetmeye başlayınca nelerin bizleri beklediğini biliyoruz.

Bu gidişten sadece dertlenmek yerine, gelişen teknolojiden yararlanarak bu özelliklerimizi kazanmak için yapmamız gerekenleri. Her şeyi toplum yapımızı özümüzden kopmadan geliştirerek güçlendirmek olmalıdır.

2026 yılına dijital bir hızla girdik; zaman adeta akıyor, her şey değişiyor. Ama bu baş döndürücü hızın ortasında unuttuğumuz çok kıymetli bir şey var: İnsanın özü ve var olma nedeni. Bugün sizi günlük hayatın o bitmek bilmeyen telaşından bir anlığına koparıp, kalbinizin en derin odasına davet etmek istiyorum. Sahiden, biz neden buradayız? Yaşam amacımız nedir? Sadece bir yerlere yetişmek, fatura ödemek ya da ekran kaydırmak için mi?

  İnsanın özü sevgidir, paylaşmaktır ve bir diğerinin gözünde kendi yansımasını bulmaktır. Var olma nedenimiz, sadece kendimiz için bir dünya kurmak değil, bir başkasının dünyasına güneş olabilmektir. “Gönüllü” bir iş yapmanın ötesine geçip, o işi “gönülden” yaptığımızda aslında kendi özümüze, yani fabrika ayarlarımıza dönüyoruz. Çünkü birine karşılıksız dokunmak, aslında kendi ruhumuzu iyileştirmektir.

Günlük Telaşın İçinde Bir Tatlı Huzur İçin, Bir Doğru İletişim İçinde Olmalıyız.

  Modern hayat bizi birer robot gibi sürekli “yapmaya” zorluyor. Oysa bizim “olmaya” ihtiyacımız var. İyi bir iletişim, samimi bir “Nasılsın?” sorusu, sadece karşı tarafa değil, bize de şifadır. Yeni yılda en büyük inovasyon; teknolojide değil, insan ilişkilerindeki o saf, katıksız nezakette gizli. Günlük hayatın stresiyle daraldığımızda, bir dezavantajlı grubun yanında durmak, birine rehberlik etmek ya da sadece birinin sesini gerçekten duymak, bize neden var olduğumuzu hatırlatır. Bu temas, bizi kendimize getirir; bizi “iyi” hissettirir.

​  Dezavantajları Değil, Kalpleri Eşitleyelim.

Toplumsal farkındalık dediğimiz şey, aslında özümüzdeki o “bir olma” bilincidir. Engelleri, imkansızlıkları ya da sosyal statüleri bir kenara bırakıp; bir engelli arkadaşımızın elini tuttuğumuzda ya da bir gencin yoluna ışık tuttuğumuzda, aradaki tüm suni farklar erir. Orada sadece iki insan ruhu kalır. İşte bu değişim ve dönüşüm, 2026’yılının bize sunduğu en büyük fırsattır: Kapsayıcı bir sevgiyle yeniden inşa olmak bizim elimizdedir.

  “İnovasyon” dediğimizde aklımıza hep soğuk çipler, hızlı işlemciler geliyor. Oysa 2026’da asıl inovasyon, kalabalıklar içinde yalnızlaşan ruhların sessiz çığlığını duyabilmektir. Günlük hayatın o gürültülü telaşı; bir dezavantajlı kardeşimizin mahzun bakışını, bir yaşlımızın titreyen elini, bir gencin gelecek kaygısını görmemizi engelliyor. Gerçek iletişim, sadece konuşmak değil; o görünmez duvarları yıkıp karşıdakinin” kalbine misafir olabilmektir”. Bizim özümüz, bir başkasının derdiyle dertlendiğimizde parlar. Eğer birinin karanlığına mum olabiliyorsak, asıl ışık bizim içimizde yanmaya başlar.

 

Neden buradayız?

 

Sadece tüketmek, sadece başarmak için mi? Hayır! Var olma nedenimiz, bu dünyadan geçerken biriktirdiğimiz “insanlık” puanlarıdır. Yeni yılda kendimize vereceğimiz en güzel hediye; yargılamadan, etiketlemeden, sadece “insan” olduğu için birini kucaklayabilmektir. Dezavantajlı gruplara yönelik yaptığımız her çalışma, aslında kendi ruhumuzdaki engelleri kaldırmaktır. Birine “Sen yapabilirsin, yanındayım” dediğinizde, evrenin en güçlü frekansını yayarsınız. Bu frekansın adı;” koşulsuz sevgidir” Ve inanın, bu sevgi dijital dünyanın tüm algoritmalarından daha güçlüdür.

 

***

 

​  İletişim sadece bilgi aktarımı değil; bir enerji değişimidir.

​ Yanımızdan geçen insanın içindeki o kadim özü görebilmektir.

Birinin hayatına dokunurken, bunun aslında kendi yaşam amacımıza hizmet ettiğini bilerek adım atalım.

 

​  Kendi içimizdeki “ben” duvarlarını yıkıp, “biz” olmanın hafifliğini yaşamaya gayret gösterelim.

 

Hep Birlikte Kendi Hikayemizin Kahramanı Olalım

Hayat, biriktirdiğimiz eşyalardan değil, biriktirdiğimiz kalplerden ibarettir. Başka birinin hikayesine umut olabiliyorsak, dezavantajlı bir kardeşimizin yüzünde tebessüm oluşturabiliyorsak, asıl inovasyonu kendi hayatımızda yapmışız demektir. Gönülden yapılan her dokunuş, ruhumuzdaki o tozlanmış aynayı parlatır ve bize özümüzün ne kadar parlak olduğunu gösterir.

 

​  Bugün, o bitmek bilmeyen telaşın içinde bir mola verin. Birine sadece “insan” olduğu için, kalpten bir merhaba deyin. Göreceksiniz, dünya değişmeyecek belki ama siz değişeceksiniz. Ve siz değiştiğinizde, dünya da sizinle birlikte dönüşecek.

​ Bu yıl özümüzü bulduğumuz, iletişimle iyileştiğimiz ve gönülden bağlarla birbirimize sarıldığımız o muazzam yıl olsun.

Beklentim odur ki, iletişimin sadece bir “mesaj gönderme” eylemi olmaktan çıkması. Günlük yaşamımızda; gözlerimizin içine bakarak iletişim kurulması, ellerimizin bibirine uzatalılması. Hayatın koşturmacasında unuttuğumuz o çocuksu yanımızın, yani özümüzün hatırlanması. Birine iyilik yapmak için “boş zaman” beklenilmemesi; iyiliğin hayatımızın merkezine, en önemli randevumuz olarak kaydedilmesi.

  Çünkü günün sonunda elimizde kalan ne kazandığımız para ne de bindiğimiz araba olacak; sadece dokunduğumuz kalplerin huzuru kalacak.

Hayatınızda Huzur Eksik Olmasın

Hayatı Engelsiz Sayın

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER